868 Defa Okundu

BURHAN GÖSTERME

Bazı gün ve gecelerde eğer “burhan” gösterilecekse ism-i celâl zikrinin en hızlandığı yerde vurmalı sazlar tempoyu devam ettirirken, şeyh efendi kılıç, şiş, tığ, topuz vb. aletleri, zikreden dervişlerin içinden seçtiği kimselerin yanak, karın, gırtlak, göz çukuru ucu gibi vücutlarının değişik yerlerine saplar. Dervişler elleriyle vücutlarına saplanmış aleti tutarken zikirlerine devam ederler. Şeyh efendi ayrıca yassı bir kaşık biçimindeki “gül” denilen, ateşte akkor haline getirilmiş demiri yalar veya dervişlerin belden yukarı çıplak bedenlerine temas ettirir. Bu gösterilerde, Allah dilemedikçe keskin aletlerin kesmeyeceği ve ateşin yakmayacağı inancı bu delillerle, bu “burhanlarla ispatlanmak istenmiştir. Bu tür “burhan” gösterileri arasında “ateşe girme”, “zehir içip ölmeme”, “arslan gibi vahşi hayvanların sırtına binme” ve son asırlarda “devse”yi[1] de zikredebiliriz. Bu burhan gösterme merasimleri şeyhin uygun gördüğü zamanlarda ve nadiren yapılır.[2] İstanbul Rifâî tekkelerinde XIX. asır ve XX. asrın ilk çeyreğinde ünlü musikişinaslar ve zâkirbaşılar yetiştiğini görmekteyiz. Meselâ 700 kadar ilâhiyi notaya alarak iki defterlik bir koleksiyon hazırlayan Eyyûbî Ali Rıza Şengel’i (1880-1953) zikredebiliriz. Hazırladığı iki defterlik koleksiyonun birinci büyük bölümü Abdülkadir Töre’nin koleksiyonuyla birleştirilerek Yusuf Ömürlü ve Mustafa Tahranlı tarafından dokuz cilt halinde yayımlanmıştır.[3] Seyyid Ahmed er-Rifâî “ keramet” ve “ havârık” denilen olağanüstü gösterilerden kaçındığını ve bu tür davranışların bir kemal işareti değil, noksanlık alâmeti olduğunu, her ne kadar velâyet yolundaki insanlardan olağanüstü şeylerin sâdır olması mümkünse de, bu olaylara önem atfetmenin doğru olmadığını söz ve davranışlarıyla göstermiştir.[4] Günümüze kadar gelen ve âdeta yukarıda sözü edilen Rifâî âyin ve merasimlerinin birer özelliği olarak görünür. Çıplak elle ateş tutmak, ateş içine girmek, ateşte kızdırılmış “gül” denilen bir demir parçasını diliyle yalaya yalaya soğutmak, vücudun çeşitli yerlerine tığ, kılıç, topuz, şiş, hançer vb. aletleri saplamak, yılan vb. zehirli hayvanlarla zarar görmeden oynamak ve ağzına cam parçaları koyup çiğnemek gibi bazı fiillerdir. Kenan Rifâî’nin ifadesiyle bu, “Tarikatın sır ve bereketlerinden olup, bu keyfiyet mürşidin izniyle Hz. Gavs Ahmed er-Rifâî’nin hizmetinde kayrılmış bulunanların hepsinde sâridir.”[5] Bundan anlaşılan şudur: Tarikatın sahibi ve kaynağı olan Ahmed er-Rifâî’de bu özellikler bil kuvve yani potansiyel olarak kendisinde mevcuttu. Fakat o, kendisinde mevcut olan bu tür olağanüstü hallere pek iltifat etmemiş ve dolayısıyla insanlar da onun elinden bu türlü olağanüstülere şahit olmamışlardı. Ancak şiirlerinde kendisine bazı olağanüstü hallerin lutfedildiğine dair bazı ifadeler görülmektedir. Meselâ “Ateşin alevleri yükseldiği esnada zikredince mahlûkatın rabbinin izniyle alevler benim için sâkinleşir.”[6]Eğer bir ateşe ismim anılacak olsa asla alev alev yanmaz.”[7] Arslan vb. yırtıcı hayvanları tasarrufu altına almak gibi kendisine bazı tasarruf gücünün verildiğini îmâ eden şu beytini de aynı çerçevede mütalaa edebiliriz: “Rabbim bana dedi ki: İşte şu an güvenlik içindesin. Sen yırtıcı hayvanlar (sibâ‘) üzerinde büyük bir hükme sahipsin.”[8]Yırtıcı hayvan benim hallerimi bilir ve tanır. Ormanlarda arslanlar benim hizmetkârlarımdan korkarlar.”[9] Bu ve daha başka beyitlerde ifade edilen bu ve benzeri olağanüstü haller, Hz. Pîr’den bahseden ilk kaynaklarda söz konusu edilmese de kendisinden sonra devam eden silsilesinde âşikâr ve belirleyici bir nitelik haline gelmiştir.

 

[1] Devse: Sa‘diyye ve Rifâiyye tarikatlarında bir âyin türüdür. Dervişlerin yüzüstü yan yana sıralı bir halde yattıktan sonra, üzerlerinden şeyhin veya şeyhin bindiği bir atın geçmesidir. Bir tür şifa ayinidir

[2] Rifâiyye’de zikir sırasında kullanılan aletlerle ilgili olarak bk. İslâmbolî,Tarikat Kıyâfetleri, s. 147-150; İnançer, “Rifâîlik”, s. 330-331.

[3] Şengel, İlâhîler, I-IV; Töre, İlâhîler, V-IX

[4] Ahmed er-Rifâî, el-Burhânü’l-müeyyed, s. 33, 46, 94; Tahralı, Ahmad al-Rifâî,s. 203-208.

[5] Kenan Rifâî, Ahmed er-Rifâî, s. 228

[6] Kenan Rifâî, Ahmed er-Rifâî, s. 179

[7] Kenan Rifâî, Ahmed er-Rifâî, s. 181

[8] Kenan Rifâî, Ahmed er-Rifâî, s. 180.

[9] Kenan Rifâî, Ahmed er-Rifâî, s. 181.

Yorumlar