232 Defa Okundu

Seyyid Ahmed er-Rifâî’ye (ö. 578/1182) nispet edilen Rifâiyye, İslâm dünyasının ilk tarikatlarından biridir. Rifâiyye daha pîrinin sağlığında kurulmuş ve teşkilatlanmış olarak görünmektedir. Ahmed er-Rifâî 512’de (1118) babasının Bağdat’la Basra arasında kalan Batâih bölgesinde yerleştiği Ümmü abîde’de doğdu.[1] İbn Hallikân Vefeyâtü’l-a‘yân’da “Rifâî” ve “Ümmü abîde” kelimelerinin bu yazılan telaffuzla okunacağını kaydetmiştir.[2] Yedi yaşında iken babasının ölümü üzere dayısı Şeyh Mansûr onu Vâsıt bölgesindeki kendi köyü olan Nehrüdaklâ’ya (Daklî) götürdü. Öğrenimini ve tasavvufî eğitimini orada yaptı, hocası ve şeyhi Ali Ebü’l-Fazl el-Vâsıtî’den (ö. 539/1144) icâzet aldı ve hırka giydi. Şeyhi Vâsıtî dervişi Rifâî’ye “zâhir ve bâtın ilimlerine vâkıf” olduğuna telmihen “Ebü’l-alemeyn” (iki bayrak sahibi) lakabını verdi. 532 yılında babasının tekkesinin bulunduğu Karye Hasan’a (Hasan köyü) geldi. Ahmed er-Rifâî’nin daha o yıllarda şöhreti etrafa yayılmıştı. Şeyhi Ebü’l-Fazl el-Vâsıtî’nin vefatı üzerine dayısı Şeyh Mansûr el-Batâihî’nin irşat halkasına girdi. 540’ta (1145) Şeyh Mansûr onu “ meşyahatü’ş-şüyûh” (şeyhler şeyhliği) unvanıyla kendisine bağlı bütün tekkelerin şeyhliğine tayin etti ve Ümmü Abide’deki kendisine babasından intikal etmiş olan tekkeye yerleşmesini istedi. Böylece Ahmed er-Rifâî orada hem tekkenin idaresini, hem de bütün müritlerin irşat vazifesini üstlendi.[3] Gün geçtikçe müritleri çoğaldı. Rifâiyye kaynakları, müntesiplerinin sayısının 100.000’i aştığını[4] ve vefatında cenazesine 900.000 erkek ve 600.000 kadının katıldığını yazmaktadır.[5] 1160’ta bazı yakınları ve müritleriyle birlikte hacca gitti. Dönüşte Medine’yi ziyaret etti. Medine uzaktan görününce devesinden inip yürüyerek Ravza-i Mutahhare’ye girdi. Rifâî’nin bu ziyaret sırasında zuhur ettiği ileri sürülen bir kerametiyle ilgili menkıbe oldukça meşhurdur. Rivayete göre, Hz. Peygamber’in kabri önüne gelince, “es-Selâmü aleyke yâ ceddi!”(Sana selâm olsun ey dedem!) diyerek selâm vermiş, orada bulunanlar Hz. Peygamber’in “Aleyke’s-selâm yâ veledî!” (Sana selâm olsun ey evlâdım!) sözüyle selâma karşılık verdiğini duymuşlar; cezbeye gelen Hz. Rifâî diz çöküp, “Uzakta iken benim yerime varıp toprağını öpsün diye sana ruhumu gönderiyordum. Şimdi bu devlet bedenime de nasip oldu; uzat elini de dudaklarımla öpeyim!” Mânasına gelen meşhur şiirini okumuş; bunun üzerine Hz. Peygamber’in kabrinden dışarıya nuranî bir el uzanmış ve Hz. Rifâî bu eli öpmüş; aralarında Hayyât b. Kays el-Harrânî ve Adî b. Müsâfir gibi zatların da bulunduğu büyük bir topluluk bu hadiseye şahit olmuşlardır. Ahmed er-Rifâî’nin biyografisini yazan müellifler olaya şahit pek çok ismi sayarak bu menkıbeyi mütevâtir bir haber şeklinde değerlendirirler. Gāyetü’t-tahrîr müellifi Abdülazîz ed-Dîrînî, Hz. Peygamber’in selâma karşılık vermesinin ve kabrinden dışarıya nuranî bir elin uzanmasının mümkün olduğu hakkında devrin kadısına ait bir fetvayı da zikreder. Celâleddin es- Süyûtî bu haberi müstakilen incelediği eş-Şerefü’l-muhtem adlı risâlesinde hadisenin tevâtür derecesine ulaştığını söyler.[6]

 

[1] Fârûsî, İrşâd, s. 30; Tahralı, Ahmad al-Rifâî, s. 70, dn. 2.

[2] İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a‘yân, I, 154.

[3] Fârûsî, İrşâd, s. 32; Tahralı, Ahmad al-Rifâî, s. 72.

[4] Tahralı, Ahmad al-Rifâî, s. 144.

[5] Fârûsî, İrşâd, s. 81; Tahralı, Ahmad al-Rifâî, s. 81.

[6] Ceyhan, Semih (ed.)Türkiye’de tarikatlar: tarih ve kültür / Semih Ceyhan (ed.). - İstanbul : İSAM

Yayınları, 2015.1052 s. ; res. ; 24 cm. - (İSAM Yayınları ; 162. İlmî Araştırmalar Dizisi ; 69) Mustafa Tahralı

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Uluslararası İslâm ve Din Bilimleri Fakültesi

Yorumlar