Dünyanın merkezi olarak bilinen Akdeniz’de, bütün krallıklar ve imparatorluklar tarih boyunca rekabete tutuşmuştur. Akdeniz’e komşu diğer devletler gibi Osmanlı da Akdeniz’in gelgitlerinde yükseldi ve bu denizde hakimiyetini kaybettiğinde de çöktü. Osmanlı’nın Kaptanı Deryaları, Barbaros ve Oruç kardeşler, Turgut ve Uluç Ali reisler, Sinan Paşa ve Hasa Ağa gibi onlarca isim engin deryalarda emvaclara karşı göğüslerini siper etti. Osmanlı donanması Akdeniz’de haçlı donanmalarına karşı mücadele ederken Akdeniz’deki gemilerden ve kıyılardan “Allahu Ekber” nidalara yükseliyordu.

Osmanlı Devleti, 1538’de Barbaros Hayrettin komutasında kazandığı Preveze Deniz Muharebesi’yle Akdeniz’deki üstünlüğünü kabul ettirdi. Batının büyük donanmalarına karşı bir avuç insanla Akdeniz’in mavi sularını müdafaa etti. 1571’de İnebahtı Deniz Muharebesi’nde aldığı ağır yenilgiye rağmen Osmanlı ordusu 1573’te toparlanarak Tunus’u yeniden batılı güçlerin elinden aldı ve Akdeniz’in her bölgesinde donanmasını rahat bir şekilde harekat yapabilecek konuma eriştirdi.

Yıl 1541. Kutsal Roma Cermen İmparatoru V. Karl, İspanya, Napoli Krallığı, Sicilya Krallığı, Malta Şövalyeleri, Cenova Cumhuriyeti ve Papalık Devleti ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu denetimindeki Cezayir’i işgal etmek için bir askeri sefer ve kuşatma başlatırlar. Osmanlı donanmasının başında tek başına Hasan Ağa var iken diğer donanmaların başında batının ünlü isimlerinden Şarlken Andrea Alvarez, Gianettino Doria ve Ferrante Gonzage bulunuyor. Osmanlı gücü 800 asker ve 5 bin gönüllü Arap süvarisinden oluşurken, batı gücü 12 bin denizci, 24 bin asker, 700 şövalye, 80 kadırga ve 500 gemiden oluşuyordu. Batılı güçler, bu savaşta Osmanlı Devleti’nin ana ordusuna değil Cezayir’deki Osmanlı garnizonuna karşı büyük bir bozguna uğramıştı. Muharebe sonrası Osmanlı ordusu çok az kayıp verirken, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu bünyesindeki ordular 20 bin asker, 300 subay ve 150 gemiyi kayıp vermişlerdi. Tümamiral seviyesindeki bir Osmanlı komutanının önderliğindeki ufak bir birliğin batılı güçler karşısında aldığı zafer tarihin önemli vakılarından biridir.

Osmanlı Devleti, iktisadi ve stratejik sebeplerle Venedik’e karşı giriştiği Kıbrıs seferini 1 Ağustos 1571’de tamamlayıp Doğu Akdeniz’in tek hakimi olmayı başardı. Fakat çok geçmeden İspanya Krallığı öncülüğünde Venedik ve Papalık devletlerinin desteğiyle kurulan Haçlı donanmasına karşı 7 Ekim 1571’de İnebahtı’da hezimete uğrayarak Akdeniz’deki askeri üstünlüğünü geçici olarak İspanya’ya kaptırdı. Osmanlı donanmasına karşı elde edilen başarıyı daha somut bir zaferle taçlandırmak ve Osmanlıların Batı Akdeniz’le bağlantısını kesmek isteyen Avusturyalı Don Juan komutasındaki İspanyol donanması 11 Ekim 1573’te Tunus’u ele geçirdi. Bu bölge Sizilya boğazının diğer uçunda bulunduğundan, Doğu ile Batı Akdeniz arasındaki stratejik konumu itibarıyla kritik önemi haiz olan Tunus’un geri alınması Osmanlı devleti için zaruriydi. Bu hamle ile Osmanlı Devleti hem İnebahtı’da kaybettiği itibarını tekrar kazanmış olacak, hem de Doğu ve Batı Akdeniz arasında gemilerini çok daha rahat ve güvenli bir şekilde yüzdürerek en batıdaki topraklar hariç Kuzey Afrika’nın tamamında hakimiyetini muhafaza edecekti. Bu bağlamda, kanlı bir mücadeleden sonra 13 Eylül 1574’te Tunus, Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından tekrar ele geçirildi. 

Zikrettiğimiz olaylar tarihi birer vakıa olarak okunabilir ancak bilinmeli ki, Barbaros Hayrettin Paşa’dan Koca Sinan Paşa’ya Osmanlı Kaptanı Deryaları’nın Akdeniz’deki o efsanevi mücadelelerinden dolayıdır ki 500 yıl önce Arap topraklarına girip işgal edemediler. Bugün bile Kuzey Afrika’nın birçok mekanlarından bu kaptanı deryalar adına mescitler, hanlar ve lokantalar bulursunuz. Kuzey Afrikalı Müslümanların İstanbul’a gelip Sinan Paşa ve Barbaros Hayrettin Paşa’nın mezarlarını ziyaret ettiklerinde, onlara buraları neden ziyaret ettiklerini sorduğumda bana “Bu Kaptanı Deryalar olmasaydı Kuzey Afrika, 500 yıl önce Haçlı ordularının eline geçecek ve bizler de Hristiyan olacaktık” demişlerdi. 21. Yüzyılda Akdeniz’de mücadelenin kızıştığı bir dönemde Tunus ve Yemen Fatihi lakaplarıyla anılan Osmanlı’nın önemli sadrazamlarından Koca Sinan Paşa gibi isimlere yine ne çok ihtiyacımız var!...

Yorumlar