640 Defa Okundu

İslam, ticareti kötülemez ve yasaklamaz. Bilakis teşvik eder; helal ve haram sınırları içerisinde ve meşru bir zeminde kazanç sağlamayı ibadet sayar. Öyle ki İslam’da muhtaç olup “alan el” olmaktansa, zengin olup “veren el” olmak fazilet sayılır. Bu anlayışla gelişen ticaret anlayışı kapitalizm öncesi dünyada huzurun ve refahın timsali olmuştur.Osmanlı Devleti’nin kurmuş olduğu medeniyetini tekke-medrese-kışla sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığı günlerde, Hollanda Ticaret Odasında bir karar alınırken oyların eşit çıkması halinde oda reisinin: “İçinizde Türklerle alışveriş eden var mı?” diye sorduğunu ve birinden müspet cevap aldığı takdirde onun oyunu imtiyazlı iki oy kabul edip karara vardığını biliyor muydunuz? Bugün kapitalizmin hem dünyaya hem insan ruhuna yaptığı tahribatı tamir ve tedavi edecek yegâne formül, İslâm’ın ticaret ve çalışma ahlâkıdır.

Bu yazımızda, İslam ticaret ve kazanç ahlâkının yansımalarını Osmanlı’nın alışveriş ahlakı çerçevesinde anlatmaya çalışacağız. Osmanlı’da çarşı, İslam ahlâk ve medeniyetinin güzide örneklerinin yaşandığı bir mekândır. İslâm şehirleri üç esas alandan oluşur: 1.En merkezdeki yapı; şehrin büyük/ulu camisi ile varsa etrafında onunla irtibatlı medrese, imarethane ve benzeri yapılar. 2.Merkezdeki cami ve külliyenin vakıfları olan dükkânların, arastaların, bedestenlerin bulunduğu alan yani çarşı. 3. Özel yaşam alanı olan mahalle.

Osmanlı’da çarşı kültürünü tanımak için önce onu oluşturan ve şekillendiren kaynağa bakmamız gerekiyor. Osmanlı çarşısının manevi temeli bizzat Osmanlı Devleti’nin kendisi gibi Ahiliğe dayanır. Ahilik, kaynağınıfütüvvetten(*) alarak Anadolu’da şekillenen ve yine Anadolu’ya şekil veren; İslam akidesine sıkı sıkıya bağlı, tasavvuf mayasıyla yoğrulmuş, kendini toplumun dinî, iktisadî, idarî ve askerî ihtiyaçlarını gidermeye vakfetmiş insanların oluşturduğu bir teşekküldür. Hem fütüvvet ve hem ahilik teşkilatları müntesiplerine öncelikle halkı öncelemelerini, Hak için halka hizmeti şiar edinmelerini, İslâm ahlâkından taviz vermeden yaşamalarını, misafire, garibana kucak açmalarını öğretirlerdi. Onlar, şehirlerde tekke ve zaviyeleri ile halkın hizmetinde idiler. Gündüzleri her biri kendi mesleğini icra ederken geceleri tekkelerinde ilim ve zikir meclisleri kurarlardı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in kayınpederi Şeyh Edebali’nin bir Ahî şeyhi olmasının yanı sıra ilk dönem devlet adamlarının önemli bir kısmının Ahîlerden olması, bu teşkilatın Osmanlı toplumu ve yaşantısı üzerindeki etkisini anlamamız açısından önemlidir.

Ahilik ahlâkıyla yetişen Osmanlı esnafını, bakın İngiliz Sencer’iGazetesi nasıl anlatmaktadır. Osmanlı memleketlerinde dükkâncılık ve satıcılık tarz ve usulü kadar güzel usul hiçbir yerde bulunmaz. Bir tacir müşterilerine adeta konuksever bir ev sahibi gibi muamele ederdi. Müşteriye evvela bir kahve ısmarlar, sonra bir sigara ikram eder. Hal ve mevkiye münasip konuşmaya girişirdi. Kahve ve sigara içildikten sonra konu yavaş yavaş alışveriş meselesine çevrilirdi. Eğer birdenbire bu meseleye girilirse, hürmetsizlik ve terbiyesizlik sayılırdı. Dükkâncı müşteriye neden sonra ne satın almayı arzu ettiğini gayet nazik bir ifade tarzı ile sorar. Ve alınacak şeyin nevi ve cinsine göre konuşulmasını müteakip, müşterinin fiyatı soruşu üzerine satıcı, yine nezaketten: “Zatı alileri her ne münasip görürseniz, onu verirsiniz, hiç vermezseniz de hediye makamında kabul buyurursanız bence büyük bir şereftir” derdi. İşte Türklerin alışverişi böyledir. Ve böyle nezaketli alışveriş hiçbir yerde görülmezdi.

Osmanlı çarşısında geçerli hukuk İslam ticaret hukuku, edep ve erkân ise İslâm ahlâkıdır. Bu temellere dayalı bazı uygulamalar sistemleşmiş ve mücessem hale gelmiştir. Bunlardan en kayda değerlerden biri “orta sandığı” dır. Orta sandıkları aynen avarız vakıflarında mahallelinin ortak girişimiyle var olduğu gibi esnafın birbirlerini desteklemek, işi bozulanlara, sermayesi olmayanlara, herhangi bir afet veya kaza sonucu ticareti zarar görenlere yardım etmek maksadıyla oluşturulan yardım sandıkları idi. Karz-ı hasen, kıymet verilen bir değerdi.İnsan onurunu zedelemeden birbirini destekleme amacı güdülürdü.

Değerli dostlar; konumuzu sınırlandırmamız gerektiğinden, şimdilikbu kadarla iktifa ediyoruz.Corona’lı günlerden normal hayata geçecek olan her vatandaşımıza, esnaf ve tüccarlarımıza bol kazancın yanında inşallah bu ahlak ve erdem anlayışınıntezahür etmesi niyazı ile.

Rabbim esnaf ve tüccarlarımıza helalinden bol kazanç versin.

Haftaya görüşmek üzere selam ve dua ile…

 

 

 

 

Yorumlar