2192 Defa Okundu

Korana korksun…

Adını, Fransızların 1865'te inşa ettikleri karantina tesislerinden alan “Karantina Adası,” Osmanlı Dönemi’nde bulaşıcı hastalıklarla mücadele için kullanılıyordu. Bu adalarda, olası bir hastalık durumu karşısında salgınların önlenmesini ve ölümlerin artmasını engelleme amacıyla gerekli teçhizatlar bulunduruluyordu.

İzmir'in Urla ilçesinde bulunan ve dünyanın bu amaç doğrultusunda tescillenmiş üç adasından biri olan Karantina Adası, vaktiyle en modern dezenfeksiyon sistemleriyle donatılmış ve karantina uygulaması sayesinde bulaşıcı hastalıklar tecrit edilerek yayılması önlenmişti. O zamanlar çöküş dönemini yaşayan Osmanlı Devleti’ndeki bu anlayışa şaşırmamak elde değildir. Dönem şartlarının gerektirdiği karantina çözümünden, tedbir almanın ve tedbirli olmanın büyük devlet olmanın temel şartlarından biri olduğunu anlıyoruz. Takdir ise “Allah’a teslim olmak” anlamına gelen imanî bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Ülkemizde corona virüsü öncesi tedbir hazırlıklarının tamamlanmış olması, büyük devlet olmanın gerektirdiği bir iştir. Devletin bu olumlu girişimlerinin yanı sıra virüsü panik havasına dönüştürüp bundan maddi çıkar elde etmek isteyen fırsatçıların bu yöndeki çalışmaları ahlaki bir zaaf olup ülkemiz adına üzücüdür. 

Cüzzamlılar için bir tekke açtırıp adını “Miskinler Tekkesi” koyan Osmanlı Devleti, bu insanları karantinada tutmuş ve bakımları için hazineden ödeme yapıp onları müşkül durumda bırakmamıştır. Parçası olduğumuz bu muazzam kültürün devamı olan günümüz toplumunda, hastalık durumunu fırsat bilerek insanları soymaya çalışmak ne Müslüman’a ne de Türk’e yakışır bir davranıştır.

Allah bizi ecdat irfanından ve ahlakından yoksun bırakmasın.

Günümüzde “karantina” olarak adlandırdığımız kelime, Osmanlı’da “korumak” kökünden gelen “tahaffuzhane” olarak kullanılmıştır. Seçilen bu kelime bile ne kadar zarif ve güzel, değil mi dostlar…

Şunu da zikretmeden geçmek doğru olmasa gerek; bulaşıcı hastalıklar geçmiş çağlar ve devletlerde büyük bir sorun olduğu gibi, günümüzde de büyük bir sorun olarak devam etmektedir. Ülkelerin ekonomilerini ve iş gücünü yok etme imkânına sahip en doğal afet, bulaşıcı hastalıklardır. Kudret-i ilahi’nin en küçük bir mikroskobik bakterisi yahut virüsü O’nun emriyle şifa verici varlığa dönüşebilirken, en güçlü varlık kabul edilen insanı aciz bırakıp onu yok edebilir ve ölümüne aracı bir varlık halini alabilir… O halde sözü şöyle noktalamak lüzum eder:

 

Allah bize sağlık, sıhhat ve afiyet verip insanlığı, arzî ve semavî belalardan muhafaza buyursun. Korona virüsünü de güzel ülkemizin vatandaşlarına zarar vermeden çabucak def etsin.

 

Selam ve muhabbetlerimle…

 

Yorumlar