764 Defa Okundu

Her kavramın, olgunun, yaşanmışlığın, güzelliğin veya geçmişe dair herhangi bir ismin içini boşaltma ve öğğğğ dedirtmekte üstümüze yok. Mesela infak kavramı en çok Ramazan aylarında ifade edilir. Sanki diğer zaman dilimlerinde insanların sizin infakınız vesilesiyle bir ihtiyacı karşılanamazmış veya kimsenin başka zamanlarda ihtiyacı olmazmış gibi. Gerçi Ramazan demişken Ramazan’da hazırlanan gıda paketlerine de ayrıca ayar oluyorum da neyse konumuz şimdilik o değil.

İçi boşaltılan ve slogandan ibaret, dahası meseleye bakışını size karşı oluşuyla belirleyen bir kitle de varsa ortada sınırlar keskinleşiyor, anlamlı cümleler anlamını yitiriyor, tahammül ortadan kalkıyor. Herkes birbirine inanılmaz ve tahammülü gayrı kabil ifadeler püskürtüyor.

Bir de tabiri caizse rakı masasına meze edilecek kadar itibarsızlaştırılan kelimelerimiz var. Osmanlı tuğrası ve Osmanlı medeniyeti, Fatih, Yavuz, Kanuni, Abdülhamid bunlardan öne çıkanları. Diriliş kavramı yine maalesef bunlardan.

Mesela en çok Osmanlı edebiyatı, daha doğrusu geyiği yapanlar en Osmansız olanlar. Osmanlı devleti iftihar edeceğimiz birçok yönüyle birlikte hatadan beri de değildi ancak bu ayarsızlık Osmanlı’nın konuşulmasının, anlaşılmasının imkânını ortadan kaldırıyor. Fatih, Yavuz, Kanuni falan ve filan diyerek mimari konuşanlar, şehirleri betondan ibaret çirkin ve yaşanmaz yerler yapanlarla ikiz değillerse aynı kişiler.

Fatih, İstanbul’un fethi diyenlerin et fiyatına kılıf uydurduğu bu dünyada Fatih ismini telaffuz ettiğimizde akla düşen İkinci Mehmed şöyle bir kaide koyuyor: Et fiyatları yükselir ve alt gelirli vatandaş rahat et yiyemez olursa ormanlardan av hayvanları avlanacak ve ahaliye dağıtılacak, ancak ahali yine de et yemekten mahrum olmayacak.

Haydi bakalım Osmansızlar… Öyle adı Osmanlı kendi başka kafelerde, kebapçılarda şişene ve bunalana kadar yiyip içmekle olmuyor Osmanlıcılık. Yaş kesen baş keser cümlesinin çıkışı yine bizim o İkinci Mehmed, namı diğer ve değer Fatih’e aittir ki fatih edebiyatı yapanlar toprak basılacak neresi varsa bina dikmekte de pek bir mahirler.

Sözün özü efendim; popüler kültür, hamasi dil ve tarih algısı, menfaatin, şahsi çıkarın medeniyet ve toplum menfaatlerinden önce gelmesi, vizyonsuz, ölçüsüz, kalitesiz ve ziyadesiyle ayarsız cümlelerin ve sahiplerinin çok kolay ve uzun süreli söz söyleme hakkı bulabiliyor olması edebiyatının bile yapılamadığı bir new age Osmanlı kalabalığı türetti.

Hazin olanı, bu faturayı da biz ödüyoruz. Bundan sonra da biz ödeyeceğiz. O sebeple bilinmelidir ki bu ayarsız, kontrolsüz ve samimiyetsiz new age Osmanlıcılık, ne Osmanlıcılıktır ne de Osmanlıcılık çözümdür. Çünkü başarı ve başarısızlıkları ile Osmanlı geride kalmıştır. Sağlıklı bir okumayla önümüze bakmak dışında yapacağımız her şey zaman ve insan kaybıdır.

Cümleleri toparlarken şunu da ifade edeyim de vebali kalmasın: Ne Ömer ne Halid ne Musab, hiçbiri edebiyat değildir. Çözüm için sağlıklı okuma yapıldığında modeldirler. Osmanlı’dan başladığımız cılkını çıkarma serüvenine inşallah son veririz de Selçuklu, Gazneli, Karahanlı, Samani, Tolunoğlu, Nureddin Zengi derken iyice kronolojik bir girdabın içine düşmeyiz.

O sebeple bu new age Osmanlıcılık veya aslında çok komik bir Osmansızlık diyebileceğimiz durumdan sıyrılmak ve kurtulmak zorundayız. Selam ederim.

Yorumlar