1076 Defa Okundu

Hani bir türkü var ya “dağlar seni delik delik delerim/ kalbur alır toprağını elerim.”, der, der de sürer gider. Ünlü sanatçı Nida Tüfekçi’nin notaya aldığı Malatya adına TRT repertuarına kayıtlı bu türküyü ne zaman duysam Türkiye’mizde bizim olan ancak yabancılar tarafından kullanılan ve işletilen dağlarımızı delik deşik eden maden yatakları düşer aklıma. Şimdi “dağlar dağlar” türküsünün bu acı hikâyesine bir de ciğerlerimizi yakan orman yangınlar eklendi. Bir yanda cayır cayır yanan ormanlarımız diğer yanda yerli belli şirketler ile yabancı şirketlerin höllük gibi elediklerini üstü çayır çimen, börtü böcek ve ağaçlarla süslü dağlarımız…

Ülkemiz, maden zenginliği bakımından dünyada 28. maden çeşitliliği bakımından da 10. ülkesidir. Osmanlı döneminde çıkartılması ve kullanım hakları İngiliz ve Fransızlar başta olmak üzere yabancılara devredilen madenlerimiz, Cumhuriyetle birlikte yabancılardan geri alınarak devletleştirildi. 12 Eylül askeri darbesinin yapılmasının ana sebeplerinden biri olan madenlerimizin o tarihten itibaren başına gelmeyen kalmadı. Maden kanunu, 1985 yılı ile 2000 yılları arasında 3 defa, 2000’li yıllardan günümüze ise 21 defa değiştirildi. Yapılan her değişiklik, doğal kaynakların daha iyi korunması ve madencilik faaliyetlerinin denetlenmesi için değil; maden ruhsatlarının daha kolay ve keyfî bir şekilde nasıl dağıtabiliriz düşüncesi üzerine bina edildi.

2004 yılında maden kanununda yapılan değişiklikle, orman alanlarında maden arama ve işletmesi kolaylaştırıldı. Daha sonraları her konuda olduğu gibi kararname, yönetmelik ve genelgelerle ormanlarımız, milli parklarımız, meralarımız, su havzalarımız, askeri yasak bölgelerimiz, hatta sit alanlarımız madencilik faaliyetleri için yerli ve yabancı firmalara adeta peşkeş çekildi.

Medyası yandaş ve algı operasyonlarına kurgulu, muhalefeti kısık sesli, parlamentosu devre dışı bırakılmış güzel ülkemizde maden talanı ve ormanların yok edilmesi 2004 yılından bu yana hızını hiç kesmedi. Oysa madenler ve tahrip edilen ormanlar 83 milyon insanın ortak malı, torunlarına bırakacağı en büyük mirastı. Ancak her güzelliğimizi çaldıkları gibi ormanlarımızı da çaldılar. Aslında millet adına hüküm veren devlet ve o devletin kurum ve kuruluşları maden ve ormanların talanını kolaylaştırmak için değil korumak için vardır.

Orman yangınları ile birlikte genel feryat başlayınca lokal feryatlar unutuldu. Ancak ben yine bu ortak matemde bu lokal feryadın üzerinde durmak istiyorum. Bu sefer feryadın sahipleri Muğla Milas’a bağlı İkizköy sakinleri… Feryadın sebebi Akbelen ormanlarının maden ocağına dönüştürülmek istenmesi… Yine benzer görüntüler… Tıpkı Balıkesir Çanakkale arasındaki Kaz dağlarında, tıpkı Zonguldak'ın Alaplı İlçesi’ndekiler gibi… Tıpkı Artvin Cerattepe'de yaşananlar gibi…  Tıpkı Ordu-Ünye’de olduğu gibi…  Ormanlarının yok olmasını istemeyen köylüler ile onların karşısına dikilen yerli ve yabancı şirketlerle birlikte hareket eden devlet ve devletin emniyet güçleri… Bir yanda “ağacımı kestirmem, toprağımı kirletmem”, diyen vatandaşlar diğer yanda çok uluslu şirketler ve onun el etek öpücüleri…

Efendim doğa tahrip ediliyormuş, ekosistem yok ediliyormuş, ağaçlara kıyılıyormuş, ormanda yaşayan yabani hayvanların barınakları kendileri ile birlikte ortadan kaldırılıyormuş, su kaynakları kuruyormuş, yöre yaşanmaz hale geliyormuş kimin umurunda… İşin ucunda rant var mı rant o halde mesele bitmiştir.

Diyeceksiniz ki Anayasanın 169.’uncu maddesi: “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez...” diyor, diyor da yasayı takan kim? Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre 2012-2018 yıllarını kapsayan yedi yılda 65 bin 883 hektar orman madencilik faaliyetine açıldı. Yalnızca 2018 yılında 7 bin 962 hektar ormanda madencilik izni verildi ve verilmeye de katlanarak devam ediliyor.

Altın arama şirketlerinin işgali altındaki Kaz dağlarında TEMA vakfının tespitlerine göre kesilen ağaç sayısı 195.000; kesilmesi için damgalanan ağaç sayısı; 152.815. Kaldı ki olaya salt ağaç sayısı ile bakmak da yanlıştır. Ağaçlarla birlikte ekosistem yok ediliyor. Ormanda yaşayan bitkiler, hayvanlar yok ediliyor. Su kaynakları kurutuluyor. Erozyon ve toprak kaymasına zemin hazırlanıyor en önemlisi de geri kazanımı mümkün olamayan binlerce ton atom bombası atılmışçasına ölü bir toprak bırakılıyor.

Okullarımızda hava kirliliği, su kirliği, toprak kirliliğinin ne büyük felaketlere yol açtığı okutulmaz, camilerimizde konu ile ilgili vaaz verilmez. Bir yanda ciğerlerimizi yakıp kavuran orman yangınları diğer yanda rant için maden aramak üzere kesilen ağaçlarımız ve “saksıda çınar yetiştireceğiz” yalanı ile milletin gözünü boyayan devlet adamları ve onlara hizmette kusur etmeyen medya ve Allah’ın kendisine bahşettiği en büyük varlık olan aklı kullanamayan insanımız…

 

Yorumlar