Onlarca kişi canından olurken

Son on gündür Türkiye'de 58 vatan evladı canından oldu.Yetkililer her zamanki gibi yüksek sesle birlik ve beraberlik çağrısında bulunup “bizi kimse bölemez”, “oyuna gelmeyeceğiz” dedi.

İnsanımız kırk yıldır süren terör hadiseleri sorununda hayli tecrübe sahibi ve terörün neden meydana geldiğini, arkasında kimlerin bulunduğunu, amaçlarını çok iyi bilmekte.

Herkes artık televizyonlardaki adının altında “terör ve güvenlik uzmanı” yazan kişilerden geri kalmayan yorumlar yapabilir.

Hatta Allah vermesin ama içinde bulunduğumuz Aralık ayının sıkıntılarda dolu olduğunu, önümüzdeki Ocak ayının da aynı şekilde geçebileceğini düşünmeyen pek yok gibi.

Yani terörün sonunun getirilmesi için halkımıza birlik ve beraberlik mesajları verilmesi, şehid yakınlarına taziye bulunulması yeterli gelmiyor.

Zaten yeterli gelseydi bir evvelki cumartesi günü bunlar yapılmıştı; bunların meyvesi alınırdı ve son saldırıyı yaşamazdık.

Halk kendisine mesaj verilmesini değil, en küçük bir kusur ya da düşüncesizliğin varlığı söz konusuysa yetkili kişinin koltuğundan olmasını istiyor.

Onlarca kişi canından olurken bir kişinin de koltuğundan alınmaması olur şey değil. Biri sorumluluk üstelenmeyecek mi?

Mesela bir hafta önce İstanbul'da büyük çaplı bir terör saldırısı gerçekleşmişken ve Kayseri saldırısından bir gün önce gizli ibaresiyle tüm birimlere yurt çapında teyakkuz çağrısı yapılmışken askerlerin çarşı iznine çıkarılması nasıl bir sorumsuzluk? Üstelik hepsinin tek araçla gönderilmesi masum bir şey mi?

OHAL sorumlusundan, askerinden, valisinden birinden bir hesap sorulması gerekmez mi? Savcılar neyi bekliyorsunuz?

Kırk yıldır sorumlular eğer bilseydi ki en küçük bir kusurun varlığında koltuktan olunmakta gece rahat uyku uyuyamazdı. Koltuk korkusundan değil de Allah korkusundan sokak sokak dolaşan Hz. Ömer gibi davranırdı.

DAEŞ, FETÖ, PKK

Cumartesi günü meydana gelen terör hadisesi ile ilgili yapılan yorum ve iddialar arasında

  1. Patlayıcının terör örgütü DAEŞ tarafından tedarik edildiği,

  2. FETÖ tarafından Kayseri'ye sokulduğu ve

  3. PKK'nın da alçak saldırıyı gerçekleştirdiği şeklinde bir yaklaşım vardı.


Saldırıdan üç, dört gün önce ise FETÖ'nün beş Kayseri imamı toplantı halindeyken polis tarafından yakalanmıştı.

Bu iddia ve “beş FETÖ imamının Kayseri toplantısı tesadüf müdür?” Yoksa olayla alakası bulunmakta mıdır?

Bu konu ile ilgili mutlaka kendilerine bazı sorular sorulacaktır.

Ama bir başka soru ise şudur ki Kayseri'de birileri hâlâ nasıl örgütün imamlığına soyunabilmekte ve toplantı düzenleyebilmektedir?

İşte burada beş aydır gazetecilerin söylemekten dillerinde tüy bitiren konuya geliyoruz.

Açığa çıkmayan FETÖ militanları ya da onları koruyan siyasiler...

LİYAKAT

Terör örgütleri hiçbir zaman muvaffak olamayacak. Bunda onların haksız bir dava gütmelerinden başka, örgüt içerisinde liyakat esasına göre bir oluşum içerisinde bulunmamaları etkili.

Örgüt hiyerarşisi yetenek ve beceriye göre değil, bağlılık derecesine göre sıralanacak.

Terör saldırılarına maruz kalan devletler de liyakat esasına göre pozisyon almadıkları; liyakat sahiplerini değil de yalakalarını, eş ile dostlarını yanlarında bulundurdukları, mevki ve makamlara taşıdıkları müddetçe muvaffak olamayacak.

Keşke bunu yapmasalar!

İki cihanda vebaldir.