884 Defa Okundu

1960’lı yıllarda elektronik iletişimin yaygınlaşması sonucunda dünyanın global bir köye dönüşeceğini ortaya koyan Kanadalı yazar Marshall McLuhan’ın söylediği doğru çıktı. Ne var ki bu gerçeklik istenilene yönlendiren bir araç olarak kullanılır oldu.

Dünyanın neresinde olursan ol, bir başka ülkede yaşananlardan anında haberdar olabilirsin. Ama dünyayı küçük bir köy gibi yönetmek isteyenlerin senin önüne koyduğu gündemden sıyrılabilirsen. Bir bilginin dünya genelinde çok hızlı bir şekilde yayılması da onun her zaman doğru olduğu anlamı da taşımıyor. Dezenformasyona karşı doğru bilgiye ulaşmak için sana dayatılanın dışına çıkmak gerekiyor.

Talepkar olmadığımız sürece de günlük siyasi tartışmaların içerisinde bu küçük köyde dünyada neler olup bittiğinden bihaber olma durumu kaçınılmaz. Bu durum da yaşananları doğru okuma konusunda her zaman bireyi eksik bırakacaktır.

Mümkün oldukça bu köşeden konuşulmayanları da sizlerle paylaşma çabasında olacağım. Bugün Hindistan’a uzanalım.

Hindistan’da gün geçmiyor ki Müslümanlara yönelik bir saldırı olmasın.

Kurulduğu günden bu yana amaçları doğrultusunda Müslümanlar ile hiç de adil olmayan bir mücadeleye girişen Hindistan Halk Partisi (BJP) bu yöndeki enerjisini hiç kaybetmedi.

1990’lı yıllarda daha önce yıkılıp yerine de mescit yapıldığını öne sürerek  Hindu tapınaklarının inşa edilmesi için propaganda yapan Hindistan Halk Partisi, 1992 yılında amacına ulaştı. Hindular, 6. yüzyılda inşa edilen Babri Camisi'ni altında tapınak olduğu gerekçesiyle yıktılar.

2002 tarihinde ise Godhra istasyonu yakınlarında bir tren yangını çıkmış 60 Hindu hacı ölmüştü. Tabii hedef olarak Müslümanlar gösterildi. Hindular, Gulbarg olaylarında Müslümanların yaşadığı siteye saldırarak kesici aletlerle ve canlı canlı yakarak 69 kişiyi katletti.

2019 yılında ise “Vatandaşlık Yasası Değişiklik Tasarısı”, “Vatandaşlık Yasasında Değişiklik Yasası” adıyla yasalaştı.

Güney Doğu Asya'dan gelen tüm mültecilere vatandaşlık hakkı tanıyan bu yasa, vatandaşlık hakları ile dini köken arasında ilişki kurması nedeniyle "Hindistan'ın laik anayasasını ihlal etmek" ve "Müslümanları dışlamak" gibi gerekçeler ile eleştirilere maruz kaldı.

Hakikatte budur. İktidardaki BJP, Müslüman varlığını kabul etmemektedir.

Müslümanlara yönelik ayrımcı politikalar yürüten BJP’nin bu tutumu sürekli yaşanan gerilimin baş nedenidir.

Ülkedeki Müslüman kesime yönelik nefret suçları gün geçtikçe artarken ev ve işyerlerine saldırılar ile camilere yönelik baskınların yanı sıra sokaklarda da güven yok. Müslüman bir kişi her an bir saldırıya uğrayıp öldürülebiliyor.

Başörtülülere yönelik linç girişimleri ile beraber kız öğrencilerin okullara girişleri de yasak. Buna gerekçe dini sembol gösterilse de Hindular veya Budistler bu kapsama alınmıyor.

Son olarak ise geçtiğimiz ay “Camiler ve din alanlarında ses limiti uygulanmalı” çağrıları yapıldı.

BJP ile birlikte bölgesel bir Hindu partisi olan Maharashtra Navnirman Sena’nın lideri Raj Thackeray “Eğer din kişiye özel bir şeyse neden Müslümanların yılın 365 günü hoparlörleri kullanmasına izin veriliyor. Hindu kardeşlerim, kız kardeşlerim, annelerim bir araya gelelim ve bu hoparlörleri indirelim.” şeklinde tehlikeli bir dil kullandı.

(Bununla birlikte Rama Navami Festivali bahane edilerek yine camilere ve Müslümanların evlerine saldırdılar. Saldırılarda ağır yaralananlar oldu.)

Mumbai’deki en büyük caminin imamı konumundaki Muhammed Kazi, olayların büyümemesi için camilerdeki hoparlörlerin sesini kıstıklarını açıklasa da güvenlik güçlerinin sözde çatışma çıkmasından endişe ettikleri yönündeki açıklamaları yine tehlikeli bir noktayı işaret ediyor.

Güvenlik güçlerinin Nisan ayının başlarında Müslüman kadınlara tecavüz tehdidinde bulunan Hindu bir rahibi nasıl koruduğunu düşünürsek tek bir örnekte endişe söylemlerinin de gerçeği yansıtmadığını söyleyebiliriz.

Narendra Modi’nin 2014 yılında başbakan olması ile Hindistan’da artan Müslüman düşmanlığını bizzat körükleyen iktidarın bu pis oyunu ise bitecek gibi gözükmüyor.

Uluslararası toplum bir an evvel harekete geçmezse üzülerek ifade etmeliyim ki bize oradan verilecek tek mesaj nerede olunursa olunsun Müslümanlara yaşam hakkının (uygulamalı biçimde gösterilerek) tanınmayacağı olacaktır.

Yorumlar