828 Defa Okundu

Ömer-el Halveti, değerli amcasının yanında manevi menzilleri aşmış, amcasının 717’de vefatı üzerine yerine geçerek Halvetiye tarikatının kurucusu ve piri olmuştur. Bir müddet sonra Tebriz civarındaki Huy’a, bir aralık Mısır’a, oradan Hicaz’a gidip hac farizasını yerine getirmiştir. Sonra da Sultan Üveys’in daveti üzerine Herat’a gelmiş, 750 veya 800’de Hakkın rahmetine kavuşmuştur.Evliyâlık yoluna girişi şöyle anlatılır: Gençliğinde ata binme hevesi vardı. Âlim ve velî bir zât olan babalarının yolu üzere değil de asker olmak sevdasında idi. Bu sebeple bir müddet askerle birlikte seferlere katıldı. Bir harpte birliği dağıldı ve herkes bir tarafa kaçtı.Kendisi de atını bilmediği bir yöne sürdü. Giderken bir kısım eşkıya peşine takılıp etrafını kuşattı. Ölümle karşı karşıya kalmıştı. Birden velîlerden olan ceddi, karşısında beliriverdi ve ona hitâben; "Ey Ömer! Ya yolumuzda olursun veya bu eşkıyalar senin başını keser. İkisinden birini seç!" buyurdular. Ömer Halvetî yaptıklarına pişman olup, ilim ve edep yolunu seçtiğini bildirdi ve ceddinden yardım istedi.O sırada haydutların bir kısmı anlaşılmayan bir şekilde yere yıkıldı. Diğerleri selâmeti kaçmakta buldular. Ömer Halvetî o gece sabaha kadar at sürdü. Seher vakti bir şehir kenarında bağlık ve bahçelik bir yere geldi. Bahçenin içinde bir zât, talebeleriyle birlikte sohbet ediyordu. Yanlarına gitti. Talebelerin arasına oturdu. Tam o sırada o zât ona döndü ve; "Elhamdülillah, seni bize bağışladılar. Biz de seni veliliğe lâyık gördük." buyurdu. Talebeliğe kabul edip ona nefsiyle mücadele yollarını öğrettiler.

Pir Ömer hazretleri, daima tevhid ve zikr üzerine olur, tevhide kalktığında, dağlardaki hoş sesli kuşlar ve diğer hayvanlar, ağaç kovuğu içinde oturan Pir Ömer’in etrafını sarıp, halka oluşturarak, tevhidi sonuna kadar dinlerlerdi. Sabaha dek, mum gibi etrafa nurlu ışıklar saçardı.

Bir gün ıssız bir yerde, içi boş büyük bir çınar ağacı görüp bunun içinde halvete niyetle halkın bakışları arasından kaybolmuştur. Sevenleri, dostları, dervişleri, şeyhlerine duydukları sevgiden dolayı, araştırıp bu çınarın içinde bulmuşlardır. 40 erbainini birbiri ardınca tamamladığı, aşırı derecedeki zühd ve mücahedesi güvenilir rivayetlerle nakledilmiştir.

Pir Ömer-el Halveti hazretleri, vefatından önce çok sevdiği talebesi Ahi Emre Muhammed el-Halveti’yi kendi yerine vekil bırakmıştır. Vefat etmeden önce ona şunları söyledi:

“Dervişin dört türlü ölümü vardır!”

“Evladım, ben bu fani âlemden beka âlemine göç ediyorum. Derviş olanın ise dört türlü ölümü vardır. Salik, ölümü görüp ondan ders almazsa, dervişlik ona haramdır! Kızıl ölüm (Mevti Ahmer) şudur; salik daima nefsine karşı çıkmalı ve bu hale devam üzere olup, arzularını gemlemelidir. Siyah ölüm (Mevt-i Esved) ise; gizli ve açık da olsa her türlü eza ve cefaya sabredip, tahammül göstermektir. Yeşil Ölüm (Mevt-i ahdar) ise; eski ve yamalı giysilerle iktifa edip “bu eskidir” dememelidir. Beyaz Ölüm (Mevt-i Ebyaz) ise açlığa ve riyazete devam etmesidir. Eğer salik, bu dört ölümü nefsinde yaşatamaz, aşamazsa asla Hüda-yı Lemyezel yol bulamaz...”

Anadolu’da ilk defa Amasya’da ortaya çıkan Halvetilik, Türk insanına en fazla etki eden tarikatlardan biridir. Her sınıf ve zümreden insana hitabeden bu  tarikat tasavvuf tarihinde birçok kola ayrılmasından dolayı "Tarikat fabrikası" olarak nitelendirilmiştir. Yine tarihte Osmanlı Padişahlarının yarıdan fazlasının bu tarikata mensup olduğuna dair rivayetler, ayrıca yapılan incelemelerde tekke sayısı bakımından diğer tarikatlardan hemen her zaman fazla olması konunun önemini artırmaktadır. Halvetilik birçok araştırmaya konu edilmiş, çeşitli yönlerden incelenmiştir.

Yorumlar