2148 Defa Okundu

Ölüm, bir canlı varlığın hayati fonksiyonlarının bir daha geri gelmemek üzere sona ermesi olarak tanımlanmakla birlikte insanın ölümü diğer canlılara göre farklıdır.

            İnsan dışındaki bazı müstesnalar hariç diğer bütün canlılar ölümle birlikte yok olurken insan için ölüm ebedi yok oluş değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır.

Dinimiz İslam’a göre ölüm; ruhun cesetten ayrılması ve cesedin toprağa gömüldükten veya başka sebeplerle gömülememiş olsa da bir müddet sonra cesedine geri dönerek yeni bir hayata başlangıç yapma sürecidir.

            Yeni süreç kabirde başlayarak mahşer ve akabinde cennet veya cehennem veya cehennemden sonra cennette ebedi devam edecektir.

Burada en dikkat edilmesi geren nokta nihayetinde “ebedi” kalınması hususudur.  Çünkü, televizyonlara çıkan birtakım sahte ilahiyatçılar ebedi cennet ve cehenneme inanmıyorlar!

            Ölüm ve sonrasını derinleştirmeden yazımın başlığında vurgu yaptığım konu üzerinde durmaya çalışacağım.

            Yazılan her yazının söylenen her sözün mutlaka bir amacı olduğu gibi mesajı da vardır. Benim de amacım, tüm yazılarımda olduğu gibi insanımıza imani yönden faydalı olmak bu minval üzerine mesaj vermektir.

Çünkü, bu durum her Müslümanın ihmale mahal verilmeyecek kadar zorunlu vazifesidir. Bu vazife yerine getirilmediği takdirde Allah(cc)’ın “emri bil maruf nehyi anil münker” emri yerine getirilmemiş olacağından kesinlikle sorumlu olacağız. 

            Tarihin her döneminde batılın hakka karşı saldırıları süregelmiş ve de devam etmektedir. Hak ile batılın mücadelesi kaçınılmaz olup her Müslüman bu saldırılara karşı her türlü araç ile mücadelenin içinde aktif olarak yer almalıdır.

Bu mücadele birilerinin hele hele İslam düşmanlarının merhametine bırakılamayacak kadar önemli olup ihmal edilmemeli, çok daha fazla uyanık olunmalıdır.

Ne demiş atalarımız “su uyur düşman uyumaz”!

            Düşman her fırsatta düşmanlığını gösterecektir. Dünyanın neresinde olursa olsun İslam düşmanı emperyalist canilerin akıtılan her Müslüman kanı üzerinde parmağı vardır.

Katillerin adının ve sağlık durumun ne olduğu önemli değil. Yani tetikçiler değil, tetiği çektiren güçler iyi bilinmelidir.

Ayrıca, dünyanın birçok yerindeki saldırılarda katledilen Müslümanlar yüreğimizi acıtsa da yüreğimi daha fazla acıtan yaşarken öldürülen Müslüman çocuklarıdır. Gerçekte ölen bunlardır.

            En gerçek ölüm, “KALPLERİN ÖLÜMÜ”; en büyük felaket “İMANSIZLIK” tır.

            İslam düşmanları saldırı stratejilerini değiştirmiş olup fiili saldırılardan çok çeşitli araçlarla ve gerçekte hoca olmayan hoca tiplemeliler aracılığıyla direkt imana saldırıp kalplerin ölümüne sebep olmaktadırlar.

Bugün yoğun olarak bu yaşanmakta olup her gün daha fazla ölmekteyiz.

Yüce Rabb’imiz; "Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir." (Araf 7/179) buyurarak kalpleri ölü olanları açıklamaktadır.

Yukarıdaki Ayet-i Kerimeden hepimiz çok büyük dersler çıkarmalı gerçekleri genel anlamıyla akıl etmeli ve kavramalıyız.

İnsanın kalbi mühürlendi mi gerçekleri göremez, anlayamaz. İşte bugün bu durum yoğun olarak yaşanmakta ve her geçen gün de azalacağı yerde artmaktadır.

Bazı kesimlerin dindarlık artıyor, laiklik elden gidiyor dövünmesinden bazılarının da dindarlık artıyor övünmesinden bıktık artık!

Bırakınız dindarlığın artmasını dinden uzaklaşıyoruz haberiniz olsun!

-Dindarlık artsaydı yüzde onlara yaklaşan ateist, deist, inançsız olur muydu?

-Zina, uyuşturucu, kumar, cinsi sapıklık, boşanma, adaletsizlik, iftira, cinayet daha birçok dinimizin yasakladığı fiiller artar mıydı?

-Televizyon dizileri, yarışmalar ve diğer işe yaramaz programlarla toplumun genleriyle oynanır mıydı?

-Herkese yalvarıyorum, feryat ediyorum; kendiniz ve çocuklarınıza sahip çıkınız, bu işin şakası yok!

Gelin çok değil, çocuklarımızın geçici dünyalığını kazanması için verdiğimiz çabanın onda birini hatta yirmi de birini ebedi olan dünyası için verelim; dinimizi öğretelim!

Benden söylemesi!

           

Yorumlar