1832 Defa Okundu

Aziz dostlar!...  Bu günkü köşe yazımızda sizlere hem tarih ve hem de günümüz penceresinden bakarak sesleneceğiz. Anlayacağınız, bir “Tarih ve gününüz bileşkesi” oluşturduk. İbret ve dehşetle okuyacağınızı umarım!...

                                                          TARİH PENCERESİNDEN        

Osmanlıdan günümüze bizde  matbuat –basın (şimdi medya deniliyor) milletimiz ve devletimizin lehine iyi bir sınav verememekten   olarak: 

1-“Osmanlı Devletini Osmanlı matbuatı yıkmıştır” denilir. Çok doğrudur!... Neden?

a-Çünkü, Sultan II. Abdülhamid’i 31 Mart 1909 Darbesiyle  Osmanlı basını yıkmıştır. Darbe öncesi günlerde,  hem iktidar yandaşı ve hem de muhalefet yandaşı basın, Abdülhamid ve birbirleri aleyhinde olmadık  hakaretler, tahrikler ve iftiralarda bulunarak orduyu ve halkı darbeye hazırlamışlar ve bu hazırlığın ardından darbe gerçekleşmiştir. 

Sultan Abdülhamid’ in yıkılması demek, “İmparatorluğun yıkılması” demekti. Çünkü Sultan, 10 Temmuz 1908 “Meşrutiyeti ilan darbesi” yapılınca,  “Yönetim çocukların eline geçti, korkarım İmparatorluğum 10 yıl içinde (1908 – 1918) bunların elinde batacaktır!..” dememiş miydi? Demişti!... Ne acıdır ki dedikleri tamı tamına   başımıza gelmiş, bu yıkımı  getiren,“Triumvirate” (Üçlü diktatör eleman Talat, Enver ve Cemal Paşalar 32 suç ortaklarıyla) 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesini müteakip, bir gece yarısı “yakalanmamak”  için kadın kıyafetleri  giyerek Alman denizaltısına  2 Kasım 1908 gecesi binmek  suretiyle Odesa üzerinden Almanya’ya kaçmışlardı. Hem Sultan’ı  hem de  “Cihan İmparatorluğu” nu yıkıp kaçmışlardı. Cumhuriyet döneminin tarih dersleri kitaplarında bu üç kaçak bizlere hep “hürriyet kahramanları, vatan fedaileri” övgüsü ile öğretilerken, Abdülhamid de hep, sanki İmparatorluğu o yıkmış ve kaçmış gibi “vatan haini, Kızıl Sultan” saçmalıklarıyla  öğretildi.

b-Yine Çünkü, iktidar partisi İttihat ve Terakki Partisinin “yandaşı” veya “havuz medyası”, adı geçen partinin muhaliflerini yok etmesi için çıkacak bir Balkan Harbinde (1912 – 1913) ve I. Dünya Harbinde (1914 – 1918) yenileceğimizi bile bile  en yüksek derecede “Harp tahrikçiliği, tellallığı  ve çığırtkanlığı” yapmış, bu tahrikin ardından bu iki harp çıkmıştır. Balkan Harbi ile Osmanlı bütün Balkanları, I. Dünya Harbiyle de bütün Asya topraklarını kaybetmiş, bize yalnızca  780 bin kilometrekareden  ibaret bugünkü yaşadığımız Anadolu  “kerhen” de olsa  bırakılmıştır.  

c- Ayrıca, Alman Emperyalizmi, Osmanlı Devletini kendi safında harbe sokabilmek için yönetimi ve  kamuoyunu buna hazırlamak uğrunda Osmanlı matbuatı-basınını kullanmıştır. Bunun için çıkan günlük gazetelerin kasalarına, Almanya istihbaratı tarafından yüzbinlerce  Alman Markı para  akıtılmış, bunlar da bunun minnettarlığını fazlasıyla  ödeyerek bizi harbe sokmakta  çok etkin olmuşlardır.

Bu üç şıkta anlattığımız tarih olaylarının “Tarih  belgeleri”, Hikmet Bayur’un “Türk İnkılabı Tarihi”, Mevlanzade Rıfat’ın “Türk İnkılabının İçyüzü”, Ziya Şakir’in   “İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu Nasıl Öldü?” kitaplarında vardır. Daha geniş bilgi için bunlara bakabilirsiniz. 

2-“T.C. Devletinin kuruluşunun 98’inci  yılında bile güdük ve  geri kalmamıza, süper güç olamamamızı matbuat –basın sebep olmuştur”  denilir. Çok doğrudur. Neden?

a-27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbelerinin “baş tahrikçisi” o yılların gazeteleri ve dergileri olmuştur. Çünkü bu darbelerle gelen ortam “ekonomik gelişmemiz” i  durdurmuş,  “Demokrasimizi  kesintiye” uğratmıştır.  

b-Hele, yapanlarının adına “Posta Modern Darbe” dedikleri 28 Şubat 1997 Darbesinin bütünüyle şampiyonu, o zamanın iki para babası ve medya grubunun elinde bulunan “tekelci – kartelci” gazetelerin tahrikleri ile üst düzen beş general komutam dolduruşa getirilmeleri  sonucu darbe yapılmıştır. .

Bunlar, hepsi bir yerden idare ediliyormuş gibi, “bir okestra eşliği” nde  yayınları ile “darbeye zemin hazırlamak için” denilerek “olmayan irtica” yı ustalıkla ve algı operasyonlarıyla  “hortlatmak”  yanında, “Atatürkçü –Atatürksüz” propagandası (Keşke basınıza o günlerde  Atatürk kadar taş düşse idi),  “Laik –Anti Laik” yutturmacası  ile  generallerimizi “vatan elden gidiyor” “Gülyabaniler” endişesi içine sokarak oflatmışlar, puflatmışlar ve ardından da 28 Şubat 1997’de Başbakan Erbakan’a, “Bunları ya uygula  ya da çekil git” diyerek 18 maddelik “darbe muhtırası” yollatmışlardır. Tabii ki hemen hemen hepsi “hayali ve gerçek olmayan”  bunların uygulanması  mümkün olmadığı için Başbakan Erbakan 5 Haziran 1997’de istifa ederek, meydan, “darbecilerin emrine giren ve 18 maddeyi sınırlı da  olsa uygulayacak”  denilen muhalefet partileri  liderleri Bülent Ecevit – Mesut Yılmaz ikilisine kalmış, milletimizin  anaları bunların başbakanlık dönemlerinde iyice ağlatılmıştır. 

“Başbakan Erbakan darbe ile güme götürülmese ne olurdu ?” denilmiştir. O yıllarda Erbakan’ın  Refah Partisi Zonguldak’tan  milletvekillerinden  olarak “Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanlığı” görevinde  bulunan Necmettin Aydın’ın 28 Şubat 2021  akşamı bir tv. kanalında söylediklerini göre, “Erbakan devrilmese ve o günden bu güne iktidarda kalsa idi Türkiye, tam bir Japonya gibi olurdu” sözünü ben de tasdik ettim doğrusu!...

Türkiye, 28 Şubat 1997 Darbesinin hesabını  tam olarak soramamış, hesaplaşmasını yapamamıştır.  Mahkemelerde yalnızca “Askeri ayağı” na inilerek kısmen cezalandırma yapılmıştır. Diğer üç ayağı” Medya, Sermaye ve Siyasiler” ayaklarına  inilememiştir. Bu ayaklara inilmediği ve bunlar cezalandırılmadığı sürece, Türkiye’ de daha çok 20 Şubatlar olur. Sayın Erdoğan bunlar için bir “Özel İhtisas Mahkemesi”  kurarak, mutlaka üç ayağa da inerek bunları milletimizin gelecekteki selameti için  cezalandırmalıdır. Tıpkı, Sultan II. Abdülhamid’in “Özel  Yıldım Mahkemesi “ kurup, İngiltere’nin de aktif olarak desteklediği 29 Mayıs 1876 Darbesini yaparak amcası Sultan Abdülaziz’i öldüren ve İmparatorluğu 1877-78 Harbi yangınının içine atarak büyük toprak kayıplarına sebep olan  darbecileri “topyekun” yargıladığı gibi yargılayıp cezalandırmalıdır. Aksi takdirde  Türkiye’ ye rahat yüzü görmek yoktur. Çünkü “kurt ve tikli ini ve  yuvası” ndan çıkmak için” fırsat beklemektedir. 

                                               GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN  

Bugün Türkiye’miz dışarıdan ve içeriden kuşatılmış olduğu halde, tam bir varlık –yokluk mücadelesi veriyoruz. Tıpkı 100 yıl önceki İstiklal Harbimiz günlerindeki gibi bugün de “Yeniden İstiklal Harbi  Savaşı veriyoruz” manzarası  içindeyiz.  Bunun dış ve iç cepheleri şunlardır: 

1-DIŞTAN KUŞATILMIŞLIK: Dünyanın birinci süper gücü  Amerika Birleşik Devletleri, ülkemizi karşı harbe hazırlanıyor. Etrafımızı çepeçevre üsleri ve “vekalet savaşçıları askerleri”  ile kuşatması  bunun bir göstergesidir. 

2-İÇTEN KUŞAKTILMIŞLIK: Tarihte, Osmanlı Devletini “Üzerinde Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu” yıkmıştı. Anlaşılan bugün de T.C. Devletini “Üzerinde Güneş  Batmayan  Korona Virüs İmparatorluğu” yıkacağa benzemektedir. Çünkü,  bütün ülkeleri, devletleri içten kuşattığı gibi  bizi de içten kuşatmıştır. Yaşamak için şimdi onunla canhıraş boğuşuyoruz. 

Adı geçen imparatorluk, 11 Mart 2020 ‘den itibaren bizi de  içten kuşatmaya başlamış, bundan ilkin en büyük zararı ekonomimiz görmüştü. Ekonomimiz, 11 marttan önce de zaten  pek iyi değildi. Virüs İmparatorunun gelmesi daha da berbat etti ve doping etkisi yaptı. “Yaşamak” için herkes başının çaresine bakmaya başladı.  İşsizlik,  işten çıkarmaların sayısı arttı. Lokantacıları lokantasız, otelcileri otelsiz,  kahvehanecileri kahvesiz, çiftçileri danasız, okular öğrencisiz,  fabrikaları üretimsiz bıraktı.  Hayat pahalılığı iyice arttı; ceplerdeki maaşlar alınır alınmaz eridi gitti. Milleti aç ve sefil bıraktı vb. Herkes  büyük bir gelecek endişesi içindi!...  İktidarda olarak   Devlet Başkanımız Sayın Erdoğan’ın, bunların çoğu  kendisinden değil de Virüs İmparatorluğundan kaynaklandığı halde  bunları tek başına o geniş karnına yutup  yok edecek hali yoktur!...

Virüs İmparatorluğuyla    mücadele, “Milli Birlik -Blok” veya “Milli Koalisyon”  gerektiriyor. Tıpkı 1920’lerde “Üzerinde Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu” na karşı verdiğimiz “Milli Birlik –Milli Koalisyon”  mücadelesi gibi. 

İşte bu “Milli Birlik” i bozan ve her şeyden yalnızca   iktidar partisi AK Parti ve  Başkanı Erdoğan’ı sorumlu tutun teşhisler çok yanlıştır. Meselelere, itidalli ve soğuk kanlı yaklaşılmalıdır. 

Sayın Erdoğan’a yönelik  “Yıkıl Git” dercesine atılan:

a-”YAZAR KASA FIRLATACAK  1 MİLYON KİŞİ VAR!..” (Yeniçağ, 1 Mart 2020)

b-“İŞTE MEMLEKETİN HALİ!..” (Korkusuz , 1 Mart 2021) 

 

Manşetlerini atmak ve haber yapmak “hayra alâmet” değildir. Evet,  büyük bir buhran vardır. Bunu zaten kimse inkar etmiyor. Ama çözümleri  de bu manşetleri atmaktan geçmiyor. Bence ve kanaatimce “yangına körük” le gitmiş gibi olunuyor. Hiçbir sorumluluk ve “akil” lik  anlayışı ile bağdaşmıyor. 

Sakının ha!.. Bunları Sayın  Erdoğan ve  partisini salt olarak kayırmak için yazmıyorum. Partizan değilim.   Mesela,  Sayın Erdoğan’ın yerinde Sayın Kılıçdaroğlu olsaydı, onun için de bu yazıyı yazardım. “Bizim Ağababamız Karl Markstır”  diyen  Marksist partiler yanında, “Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen partiler hariç, her partiye zamana ve duruma göre oy vermişimdir. 

Olmuyor beyler olmuyor!... Kendinizi “herkesten daha akıllı” zannediyorsunuz  galiba!...   Böyle “absürt” manşetler  atılarak ülke, millet kurtulamaz. Desteklediğiniz muhalefet partileri yanında sizin de bir gazete olarak  varsa  bir “kuruluş programınız”,,  gazetenizi anadan doğma  “bekar çıplak kızlar  ve sık sık ‘eş değiştirmek’ le övünen, , çoğu ‘sanatçı, oyuncu  bozuntusu’, ‘vücut sergilemek’ ten  başka bir ‘marifeti’ olmayan, “seksi ayartıcı, hız ve hazcısı’, giderek ‘yuvalar bozmak” a  kötü örnek    evli çıplak karılar” fotoğraflarıyla  dolduracağınıza,  bütün sayfalarınızı bu programlarınızla doldurarak,  hükümet bunları okusun , uygulasın ve millet kurtulsun. O yok, bu yok!... Ortada alternatif bir program yok hem de kuru kuruyu, hamasi olarak, “inadına muhalefet”  ten  manşetler atmakla bu millet kurtulmaz.  Mavallar atarak, salvolar yaparak kurtuluş olmaz!...

Haydi  bir vatandaş çıksa da size attığınız manşetlere iyice kızıp,  “Başınıza Ecevit’e atılan kasa kadar taş düşün” dese acaba siz ne cevap vereceksiniz!...  Bu günlük bu kadar dostlar.

Yorumlar