19832 Defa Okundu

Çin’de ortaya çıktığı söylenen ve Çin’in de ABD’li askerlerden bulaştığı ifade edilen koronavirüs dünyayı alt-üst etmeye devam ediyor. Aldığım istihbarata göre; ABD’de vaka sayısı 5-10 bin arası artıyor. Kredi borcu ödemeleri erteleniyor. Borsada düşüşler var. Haftalık işsizlik maaşı 600 dolar. Bu işsizlik yardımı 16 hafta devam edecek. Bir defaya mahsus 1200 dolar koronavirüs yardımı yapılıyor. 

Kırgızistan’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Hükümet sokağa çıkanlar için emniyet kuvvetlerine silah kullanma izni verdi. Bugün itibariyle (28 Mart 2020) 48 hasta var. 

Almanya’da halk mecbur kalmadıkça sokağa çıkmıyor. Vakalar orada yüksek ama ölüm nispetleri düşük. Devlet 700 milyar Euro civarında kriz için meblağ ayırdı. Küçük işletmelere 30.000 euro iadesiz para yardımı yapacak.  

Birleşik Arap Emirliği’nde herkes evinde. Hafta sonu akşam 20.00 -06.00 saatler hariç sokağa çıkmak yasak. Yasağı ihlal edenlere ağır para cezası var. 

Hollanda’da virüsün hızla yayıldığı söyleniyor. Marketlerde temel ihtiyaç malzemeleri  yok. 

İsviçre’de virüs “maraton” olarak görülüyor. “Daha yarısındayız” diyorlar. 

Fransa/Paris’te virüs bulaştığı kişi sayısı fazla. Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerden biri Paris. Sayı verilmiyor ama çok sayıda Türk vatandaşımızın vefat ettiği bilgisi veriliyor. 15 Nisan’a kadar okullar ve işyerleri kapalı. 

Romanya’da gece-gündüz sokağa çıkma yasağı var. Ölü sayısı az. 

Bizim ülkede “Kanal İstanbul” ihalesi yapılıyor! Tepkiler gelince Ulaştırma Bakanı görevden alınıyor. Böyle bir hayat-mematın yaşandığı bir dönemde “Kanal İstanbul” gibi fantezinin ihalesinin yapılması sadece tuhaf değil aynı zamanda dramatiktir. 

 Sayın cumhurbaşkanı halkın sağlığı için sokağa çıkmamasını istiyor. yerinde bir talep, olması gereken budur. Ancak bu süre zarfında devlet halkın ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Yaklaşık  Sekiz yıldır 4 milyon Suriyeliye 40 milyar dolar para harcamışız kendi vatandaşına Bir iki ay bakamayacak kadar aciz mi  bu devlet?

Türkiye’de yaklaşık iki haftadır insanların sosyal mesafe hususunda dikkatli olmaları noktasında ikazlar yapılıyor. Bu çerçevede olmak üzere camilerde bile cemaatle namaz kılmak yasaklandı. Hatta Cuma namazı bile artık kılınmıyor iki haftadır. 

Ancak, son Cuma namazı Cumhurbaşkanlığı binasında  “VİP” şeklinde kılındı. Cumhurbaşkanlığı binasındaki camide kılınan Cuma’ya iştirak edenler nasıl  “seçildiler” bilmiyoruz. Şu soru soruluyor: “Cuma namazı farz-ı kifaye midir?”. 

Yani “VİP” tarzı kılınan Cuma namazı Beştepe’de kılınabiliyorsa ülkemizin başka bölgelerinde kılınamaz mı? 

“Kanal İstanbul” ihalesini “ertelemedi” gerekçesiyle  görevden alınan Ulaştırma Bakanı gibi Diyanet İşleri Başkanı da bu “VİP” tarzı Cuma namazı bahanesiyle görevden alınırsa şaşırmamak lazım. 

Tabii,  gerek “Kanal İstanbul” ihalesi ve gerekse “VİP” tarzı kılınan Cuma namazından sayın Cumhurbaşkanının haberi “yoktur” (!) 

Sayın Cumhurbaşkanının bilgisi “dışında” ve arzusu “haricinde” bu gelişmeler olduğundan dolayı Ulaştırma  Bakanı görevden “alınmıştır”.  Kuvvetle muhtemel Diyanet İşleri Başkanı da görevden “alınacaktır” (!). 

Sağlık Bakanlığının resmi sitesinde “dans edin” tavsiyesi var. “Hayat eve sığdığına” göre evde dans edilmeli (!).  Bir de müzik eşliğinde “dans edin” demiş Sağlık Bakanlığı.  

Sağlık Bakanı’nın bir de “yapıt” tavsiyesi var. 

Evde “dans yaptıktan” sonra okunması lazım (!). 

Öyle ya “dans yaptıktan” sonra eser okunacak değil ya!

“Yapıt” okunur (!) 

Yeri gelmişken “yapıt” ile “eser” arasındaki farkı söyleyeyim. 

“Yapıt” lafı 1930’larda uyduruldu. “Eser” ifadesi ise Türk milletinin asırlardır kullandığı irfan ve kültür  ihtiva eden içi dolu bir kavramdır. 

Sağlık Bakanı “yapıt” diyor.  Bu lafı bilerek mi yoksa sehven mi kullanıyor, bilmiyorum. 

Acaba diyorum; bu mikrop sebebiyle herkes başını iki elinin arasında alıp “nerede yanlış yaptık” sorusunu kendine yöneltiyor mu? 

Yatsı namazı vaktinde salalar veriliyor ardından dualar ediliyor. İçi boş da olsa camilerimizde hoparlörlerden tekbirlerle duaların okunması ne kadar güzel. 

Keşke,  gece yarılarında ağzı dualı insanların kaldığı Kur’an kursları yıkılmasaydı. 

Keşke,  gaz bombası atılarak uyumakta olan talebeler, gece yarısı alel-acele uyandırılarak sokağa bırakılmasaydı.  Gece yarısı kapısı kırılarak girilen Kur’an Kurslarında devletin bekası ve milletimizin selameti için dualar ve niyazlar ediliyordu. 

Şu anda ülkemiz hakikaten olağanüstü bir günlerde. 

Birbirimize yardımcı olmalıyız. 

Sayın Cumhurbaşkanı milletimizin dua etmesini istiyor. 

Elbette bizler de milletin bir ferdi olarak ülkemiz, devletimiz  ve insanımız için dua edeceğiz. 

Ama güven sarsılınca, kalp kırılınca insan dilhun oluyor, ister-istemez. 

Ve şu soru zihinlerimize saplanıyor: 

Hem dua istiyorsun hem de ağzı dualı bir kısım insanlara ait kuruluşları boy hedefi yaparak “operasyon” yapıyorsun. 

Üstelik eski bir Maocu Komünisti kendine rehber yaparak.

Bu ülkenin bir ferdi olarak kalbim kırıktır. 

Elbette dua edeceğim, ülkem için devletim için. 

Ama güven vermiyorsun bana. 

Bu mikroptan korunmak için gerekli tedbirleri almalıyız/almaya devam ediyoruz. 

Fakat bu arada herkes ama herkes, ülkemizdeki yetkisizinden en yetkilisine kadar herkes “nerede hata yaptık?” sorusunu kendine sormalıdır. 

Siyasi hırstan vazgeçilmelidir. 

Kin ve nefret duygularımızı kontrol etmeliyiz. 

İnsanların siyasi görüşleri sebebiyle “tu-kaka” yapmaktan vazgeçilmelidir. 

Panik yapılmamalıdır. 

Üç temel prensip daima diri tutulmalıdır: 

Temizlik, dengeli beslenme ve dua...

Vesselam.

 

Yorumlar