2052 Defa Okundu

24 Nisan 2020 tarihinde Cuma hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş zinanın, eşcinselliğin, lutuliğin ve her türlü sapkınlığın haram olduğunu, hastalıklara yol açtığı için bu fiiliyatlardan Müslümanların uzak durması gerektiğini belirtmişti. Bir aydın, bir İslam bilim adamı olarak Anayasal görev ve sorumluluğunun gereği, din ve vicdan özgürlüğü ile düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde Müslümanları uyarmıştı. Kendi fikrini de değil, Allah'ın emirlerini, Kur'an'ın hükümlerini açıklamış, İslam Dinini anlatmıştı. 

Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanının insan haklarını ihlal ettiği, nefret suçu işlediği, cinsel yönelimleri nedeniyle farklı yaşam tarzlarına sahip insanları hedef gösterdiği gerekçesiyle İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi tarafından Değerli Başkan hakkında suç duyusunda bulunulmuş, İzmir ve Ankara Baroları tarafından ise kınama açıklaması yapılarak görünürde Değerli Başkana, gerçekte ise Allah'a, Kuran'a, İslam'a ve tüm Müslümanlara alçakça saldırıda bulunulmuştur. Neredeyse bir birinin aynısı olan kınama açıklamalarında "Çağlar öncesinden gelen dogmalara göre hareket eden, 8, 9 kuşak önceki dedelerinin yaptığını yapan adam…" şeklinde ifadelere yer verilerek, açıkça salyalar akıtılarak, İslam Dini'ne kin kusulmuştur.  Devlete ve kanunlara karşı gelinerek aleni bir şekilde ulusal hukuk, Anayasa,  uluslararası hukuk, demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ihlal edilmiştir. Akabinde ilgililerce Milli ve Manevi değerlerimize saldırı yapan ve suç işleyenler hakkında hemen yargı süreci başlatılmıştır.

Anayasanın; 2. maddesinde Devletin insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk devleti olduğu,

24. maddesinde din ve vicdan hürriyetin garanti altında olduğu,

25 ve 26. maddelerinde düşünce ve kanaat hürriyeti ile düşünce ve kanaati özgürce açıklama ve her türlü araçlarla yayma hürriyetinin olduğu,

27. maddesinde bilim ve sanat öğrenme, öğretme, açıklama ve yayma hürriyetinin bulunduğu,

42. maddesinde eğitimin bilimin gerekleri çerçevesinde yapılması gerektiği hükümleri belirtilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde eğitim ve bilim hakkı ve hürriyeti, insan hakları, düşünce ve kanaat hürriyeti ile açıklama ve yayma hürriyeti net bir şekilde garanti altına alınmıştır.

Bu bağlamda Değerli Başkan bir bilim adamı, eğitim adamı ve İslam alimi olarak görevini yapmakta, eğitim ve bilimsel faaliyetlerini icra etmekte, halkı aydınlatmakta, İslam Dinini Müslümanlara açıklamakta, evrensel din İslam'ın ve son kitap Kur'an'ın hükümlerini dünyaya öğretme, açıklama ve yayma görevi ile hak ve hürriyetini kullanmaktadır.

Diyanet İşleri Baskanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın açıklaması ya da hutbesi kesinlikle ulusal hukuka, uluslararası hukuka, evrensel hukuk ilkelerine ve insan haklarına uygun olmakla birlikte, bizzat insan hakları ve insan sağlığını da korumaya yöneliktir. Buna karşılık Baroların açıklamaları ulusal hukuka, Anayasaya, evrensel hukuka, insan haklarına aykırı olmanın yanı sıra Milletin ve İnsanlığın manevi değerlerini aşağılama, dini değerlere hakaret nedeniyle aleni suç işleme, İslam Dini ile Kuran'ı Kerim'i itibarsızlaştırmaya çalışma sapkınlığıdır. İslam'a, Devlete, Millete, Cumhuriyete, Demokrasiye başkaldırı ve meydan okumadır. Bölücülük, ötekileştirme, fitne ve provakasyon girişimidir. Irkçılık, faşizim ve şeditliktir. İslam ve Türkiye düşmanlığıdır. Alçaklıktır. Namertliktir. İlkelliktir. Çağdışılıktır. Müslümanlara yönelik nefret suçu işlemektir.

Bu Ülkede İslam ve Türkiye düşmanlarına, küresel soykırımcılara ve emperyalizme hizmet eden,

İslam Dini ve Kuran'ı Kerim'i; çağlar ötesinden gelen dogmalar olarak gören,

Gökten indiğine inanılan dogmalar olarak ifade eden,

İslam ilerlemeye engeldir, Bulgarlar gibi Hırıstiyan olalım, Ayet ve Hadisler anlamsızdır, her sabah ağzıma ağzıma ezan okunmasın diyen,

Asalaklar, yarasalar ve sırtlanlar er ya da geç (Yakındır) kendi salyalarında ve kanlarında boğulacaklardır.

Son olarak, zorunlu üyelik esasına göre faaliyetlerde bulunan meslek kuruluşlarının (Barolar, Tabipler Birliği…) hukuki statülerinde değişikliğe gidilerek insan haklarına aykırı olan, anti demokratik zorunlu üyelik sisteminin kaldırılmasının kaçınalamayacak bir gereklilik olduğunu ifade etmek isterim. 

Saygı ve selamlarımla…

 

 

 

      

 

 

 

 

 

 

Yorumlar