20 °c

Nedir iyi hayat?

Herkesin ve hepimizin bir iyi hayat tasavvuru var. Ve bu iyi hayat tanımımızın görece sınırları da var. Şu şu şöyle şöyle olsa bana yeter diyorken, saydığı şeylere sahip olmanın sonrasında, şu şu şöyle şöyle olunca daha iyi olur söylemi bir kez daha arzı endam etmeye başlar. İyi, daha iyi, çok daha iyi…

İyi hayat ve iyi tanımlamamız hep bir isim ve hep bir marka üzerinden tarif edilmekte. Bizim iyilerimizi tayin eden aslında bizler değiliz. Birileri bizler adına iyi pazarlarken, bizler bu cilalanmış pazarlamanın ahmaksı alıcıları konumuna itildiğimizin farkında bile değiliz çoğu zaman. İyi bir marka araba, iyi bir mahalle de iyi bir ev, iyi bir mevki, iyi bir makam, iyi yemekler. İyi, iyi ve iyi…

Dedik ya ne iyi bitecek, ne marka bitecek ve ne de bu bakış açısının insana verdiği huzursuzluk. Huzursuzluk diyorum zira iyiye, hep iyiye hep daha iyiye çok daha iyiye ulaşmak adına sınırsız, sorumsuz, kuralsız, tabusuz ve canhıraş bir savaş vereceğiz.

Dedik ya iyiye ulaşmak…

Sahi kim tayin ediyor iyi ve sınırlarını?

Kim ve neye göre iyi?

İyi diye takdim edilen, pazarlanan şey gerçekten iyi mi?

İnsan bunları kendisine sormaz bile. Zira tüketim çukur ve tuzağı, insan ruh ve egosunu teslim almış ve ona kendi iyi anlayışını insanın derinlerine işlemiş durumdadır.

Modern olmak iyi, teknoloji iyi, marka iyi, kalite iyi

Etraf ve eşraf sahibi olmak, etkin ve yetkin bir çevre de ikamet etmek, kaliteli giyinmek, çarpıcı isimlere sahip yemekler yemek, bir cemiyete mensup olmak, sosyal olmak (…)

Bir dehliz ve bir girdap gibi bir iyi. Ne sonu var ne sınırı. Ne altı var ne üstü. İyi…

Tüketiyoruz, en vahşi, en acımasız, en duyarsız şekilde tüketiyoruz. Öylesine kendimizi kaptırmış haldeyiz ki, aldığımız bir ürün henüz üç yıllık iken bile demode olmakta bizim için. Hep daha iyisi ve hep daha yenisi ulaşılması gereken ne varsa. Bu ne oldumculuk, olunan ile olmuşluk arasında ki can yakıcı realite, insanı daha bir tahrik ve şehevi duyguların esiri kılmaktadır. Bu durum, tatminsiz ve doyumsuz insan tipolojisi meydana getirmekle beraber, iyiye  ulaşmak için seve seve köleliğin kendisine talip olmaya götürür insanı.

Dünya hayatı oyun ve oyalanmadan başka nedir ki?

 Diye seslenir kuran( Enam 32). Evet, hayat dediğiniz ve ona devasa anlamlar yüklediğiniz yaşam, sadece bu denli ucuz bir iyi anlayışı ile yaşanabilir bir şey midir?

Hayat dediğimiz bu döngü, bu denli içi boş bir iyi anlayışına kurban verilecek kadar uzun mu ?

İnsan, kendisini aldatan, kendisini kandıran ve kendisine ihanet eden yegâne varlık insan. Şükrün olmadığı yerde tatminsizlik, oto kontrolün olmadığı yerde sınırsızlık, illa ve illa ulaşmak güdüsünün hâkim olduğunda kuralsızlık kaçınılmazdır. Bütün bunların yaşandığı hayat ise, kişinin kendisinin değil, başkalarının, heva ve hevesinin kendisine süslü gösterdiği sanal bir hayattır. Günümüzün gerçeklik anlayışının dahi sorgulandığı ve hatta yargılanıp yadırgandığını hesaba katarsak, sanal mutluluk (!) insanoğlunun kendi kendisini harab ettiği zamandır.

Ey insan ve ey insanoğlu, bu gidiş nereye…!?

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.