960 Defa Okundu

Tamah etme, hükmetme, tek ve son sözü söyleme hastalığı bir kez nüksetmeye dursun, ne kişinin kendi kendisini ne bir başkasının tutabilmesi, durdurabilmesi mümkünü kolay işlerden değildir. Bu sebeptendir ki evvelinde böylesi bir temayülün yolu kesilmeli ve tamah edilen şeyin baki olmadığı hissiyatı egemen kılınmalıdır.

Böylesi bir hissiyatın daha sonra ki süreç içerisinde hak, hukuk, adalet, şefkat, merhamet gibi hiçbir değer ile ilişik kurmayacağı ve dolayısıyla tamah edilen şeylerin üzerine soluksuz soluksuz gidileceği gerçekliği, beraberinde kitlesel bir helak edilmişliğin gerekçesi olacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.

Tablo, böylesine vahim ve sonuçlarının da kestirilemez bir vahamet göstereceği içindir ki bilinç açık, şuur diri ve insanın fani olduğu unutulmamalıdır. Üstelik tamah sahibi olanların tamamına yakını mal, mülk, etki, yetki ve eşraf bakımından son derece zengin kişilerden oluşmaktadır.

Her şeye bu denli sahip olma ve önemli bir kitleye hükmeden ve yöneten olunmasına rağmen tamah ediyor olmak, gözleri karartıp her şeyin üzerine bodoslama gidiyor olmak faniliğin, bilinç ve şuur düşüncesinin katledildiğinin alametlerindendir.

İnsanın ve dolayısıyla yaşamın test edildiği bu hayat, böylesi bir tamah etmeye müsait olmadığı gibi insanın psikolojik ve fizyolojik yapısı da buna hiç müsait değildir. Çocukluk ve yaşlılık devresinden ki bilir/bilmezlik çıkarılınca ortaya yok denecek cinsten bir zaman dilimi kalacaktır ki, bu dahi başlı başına önemli bir uyaran ve öğretmendir.

Hayatın, yaşamın ve içerisinde bulunanların böylesi büyüleyici bir özelliğe sahip olmaları dolayısıyla yollar, bir sürü işaret taşları ile döşenmiş ve insan yine bir sürü uyaranlar ile karşı karşıya getirilmiştir. Salt kendi hissiyatı, dürtüsü ve tamah güdüsü ile başbaşa bırakılmamış olan insan, bütün bu rahmet işaretlerine sırtını döndüğü ve duyarsız kaldığı oranda duygusuz, hissiz, vicdan ve merhametsiz kalacağı da hem enfüsi ve hem de kitabi ikaz, uyarı ve tecrübesi ile sabittir.

Ne peki !?

Madem tablo bu, yani madem insan ve dünya fani ve madem içinde bulunanlar basit bir halüsinasyona denk geliyorsa şayet, insanda ki bu tamah hissiyatının neden ne?

Sosyal, siyasi, ekonomik, psikolojik ve dinsel bir çok gerekçesi olmasının yanı sıra, en belirgin özellik olarak az evvel de bahsini yapıp ve üzerinde önemle durduğumuz tamah, ölümsüzlük hissi ve fanilik gerçekliğinin berhava edilmişliğidir.

Dünyanın %87’lik gelirini %13’lük bir kesimin elinde tutup dibine kadar semirdiğini ve hala bununla da iktifa etmeyip geri kalanın da üzerine mütecaviz bakışlar attığının hesabını yaparsak, işte o tamah güdüsünde ki felaketin boyutlarını daha net şekilde ortaya koymuş olacağız diye düşünüyorum.

Bu doyumsuzluk, bencillik hissinin insani özellikler ile örtüşmediğini ve insanı kendi havzasının (fıtrat)çok ötesine ve dışına savurduğunun vebunun sonucunda hayvandan da aşağı bir seviye/sizliğin içerisinde debelenip durduğunu hemen hemen hepimiz defalarca tecrübe etmişizdir.

Ölümü öldürmüş bir yaratığın, ( insan ) varlığın kendisine ve tekamül gereksinimi duyduğu her şeye karşın takınacağı tavır, haliyle bir yaratığın göstereceği tavra da denk ve şık düşecektir.

Mevzunun böylesi bir dip noktayı gösterip işaret ediyor olmasına rağmen umarsızlık, tamah hissinin insanı nerelere kadar götüreceğini gösterdiği bir başka vahim boyuttur.

Bir başka vahamet ise bütün bunların cereyan ettiği bu süreçte geniş yığınların sessiz, tepkisiz, uyaransız kaldığı ve dolayısıyla insani haslet ve özellikleri terk ettiği anlamına gelmektedir ki, toplumsal çürümüşlüğün tezahürünün nasıl olduğu sorusu da cevabını bulmuş olmaktadır.

Böylesi bir gaflet, delalet ve hatta kendisi ve insanlığa karşın yapılmış ihanet, kozmik çarkın (Sünnetullah ) dişlilerini bir bir kırarken, bireysel ve toplumsal akıbetin boyutlarını da kestirmenin artık imkânsızlığına denk gelmektedir.

Allah’ım !

İçimizde ki beyinsizler yüzünden bizi de helak eyleme…

 

 

 

 

Yorumlar