840 Defa Okundu

Türkiye’nin uzun yıllar seküler azınlık tarafından yönetildiğinden şüphe yoktur. Fakat iş bununla bitmemektedir. Bu seküler azınlık aynı zamanda muhafazakâr çoğunluğun öğretmeni haline gelmiştir. Şimdilerin muhafazakâr yönetici kesimi yeni bir yaşam tarzı oluşturamadığını kabul etmektedir. Ev ya da araba alırken ya da seyahate çıkarken eskileri taklitten öteye gidememektedir.

Hatta tüketim konusundaki bu taklit, eğitim söz konusu olduğunda da böyledir. Mesela muhafazakâr kesimin paralıları çocuklarını yurt dışına okumaya göndermeyi seküler kesimden öğrenmiştir. Böylece her iki kesimden zenginlerin çocukları aynı ülkelerde (Genellikle İngiltere ve ABD) yetişmiştir. Buralarda okuyanlar ise sonradan devletin önemli kademelerinde görev almışlardır.

Tabi ki bu durum muhafazakâr çoğunluk için bir sorundur. Açıkçası, azınlıkları örnek aldığı için hiç kimse muhafazakarları affetmeyecektir. Azınlıklar örnek alınamaz. Çünkü onlar için öncelik hayatta kalmaktır. İçinde yaşadıkları ülke için fedakârlık yapma refleksine sahip değildirler. Azınlık okullarından mezun olanlar da bu ülke için önemli işler yapmaya kolay kolay fırsat bulamayacaklardır.

Azınlıklar için devlet her zaman bir baskı aracıdır. Devlet kalkındırılacak değil en çok anlaşılacak bir kurumdur. Bu, Almanya’daki Türkler için de böyledir. Mesela Alman vatandaşlarının Almanya’daki Türkleri bir umut olarak görmesi, onlara özenmesi ve onlar gibi olmaya çalışması komik olurdu. Peki biz bu ülkedeki Amerikan, Fransız, Rum, Suriyeli veya İtalyanları kurtarıcı olarak görebilir miyiz?

Azınlıklar derken sadece farklı milletleri kastetmiyorum. Türkiye’de seküler kesimin büyük bir çoğunluğu da azınlık sayılır. Seküler olmak, bazı durumlarda, ülkenin geleceği ile ilgili hiçbir fikri olmamakla neredeyse eşdeğerdir. Seküler olan önce kendine bakar. Ülke batmış mı çıkmış mı önemsemez. Peki muhafazakâr ve milliyetçi kesimden de böyle yapanlar yok mudur? Vardır.

Aradaki fark şudur: Seküler azınlık ülke bitse ve kül olsa da üzülmez. Soğukkanlı bir şekilde kenara çekilebilir. Milliyetçi ve muhafazakâr çoğunluk ise ne kadar yolsuzluğa bulaşırsa bulaşsın bilinç altında ülkesi için fedakârlık yapma ve onu lider bir ülke haline getirme idealini her zaman taşır. Zaten onda bilinç altında bile olsa bu ideal yoksa milli ve muhafazakâr olarak nitelendirilemez.

Millî Eğitim’e giden yol Millî bir yaşam tarzından geçer. Muhafazakâr kesimin evi ve arabayı faizsiz almak için buldukları yöntemler övgüye değerdir. Asıl övgüyü ise adil bir ekonomik düzen hak eder. Fakat her türlü adımın temelinde itibar yani dürüstlük vardır. Millîlik ve yerlilik dürüstlükle yakından ilişkilidir ve muhafazakâr kesim dürüstlüğünden başka hiçbir şeyle sınav olmamaktadır.    

Yorumlar