MİLLETİ DOĞRU ANLAMAK

“Akın var güneşe akın! Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın!” destansı anlatımıyla gençleri devrimci savaşa davet eden Nazım Hikmet, iştirakçisi olmayanları da “Düşmesin bizimle yola, evinde ağlayanların göz yaşlarını, boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar.” sözleriyle aşağılıyordu.

Neydi bu edebiyatın hedefi? Tarih boyunca acılarla yoğrula yoğrula destan kahramanları yaratan büyük milletin bu ulvi kültürünü kullanmak ve sol hareketle iktidarın ele geçirilmesine ortam hazırlamak değil miydi? Lakin millet kitlesel olarak bu harekete katılmadı ancak fraksiyonlar halinde iç savaş zemini yaratma provaları yapabildiler. Sonuçta millet, emir komuta zinciri içinde 12 Eylül darbesine dirliği bozulmasın diye sessiz kaldı. Darbecilerin anayasasını da gitsinler diye benimsemiş görünse de otoriter yönetim anlayışını 1983’te Özal’a destekle tasfiye etti.

Özal sonrası içeride terör olayları ve ekonomik-sosyal krizler yarata yarata iktidar liderlerini zaafa uğratanları da sağduyusuyla fark ediyor; devlet gücünü, adaleti özlüyor, kalkınma diyordu. Tarihten gelen destansı muhayyilesindeki dava, adalet ve kalkınma davasıydı. STK sohbet toplantılarında bu davanın özlemini doksanlı yıllarda hep duyuyor dile getiriyordum, romanını bile yazdım. 2001 krizi sonrasında oluşan bir siyasî hareket , sanki millî muhayyiledeki bu davaya sahip çıkacağı mesajını verircesine adını koydu kendisine, 16 yıldır da onun iktidarını birçok saldırıya, ajitasyona rağmen bırakmıyor. Niye? Zaafa uğratılamadı diye. Ancak son olan bitenler, beni millî kültürünü incelemiş biri olarak endişelendiriyor.

Doğruları söyleyenler dışlanıyor. İltifat ve çeşitli serenatlarla lideri milletinden koparma gayretleri hız kazandı. Başka partilerden gelenler de sanki oy kazandıracakmış gibi öne çıkabiliyor. Belli kişiler hep ön planda. Nasıl olsa lider oy alıyor diye halktan kopuyorlar git gide. Nerede eski heyecanlar?

Ana kademe kalk ayağa, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Varız da etrafınızı iltifatla saranlar adam yerine koymayınca, fikri zikri dinlemek şöyle dursun kimseyi muhatap bile almayınca halka ne anlatacak kapı kapı dolaşanlar? Dağdaki çobanla benim oyum aynı mı diyenler vardı ya son günlerde ekranlara tepki gösteren, et fiyatlarının düşürme aklı veren çobanlar çıkıyor nedense(!) Haksız da değiller yani.

Pahalılık görmezden geliniyor, halkın cebine hitap etmeyen kalkınma sözleri sarf ediliyor. İnandırıcı olmuyor tabi. Maaşlar arasındaki uçurum düzeltilmiyor gitti. Yönetenler ve temsil edenler çok, esas işi yapanlar az alıyor. Hani adalet? Komisyoncu, aracı sömürüsüne son verilemiyor. Üretici tepkili buna.

Bayındırlık işlerinde, savunma sanayisinde atılımlar yapıldı; inşaatlar, yollar, tüneller, hava limanları, marmaraylar yapıldı; kalkınma belirtisi elbette bunlar da üretime dönük çalışma çağrıları yapılıyor, kulak verilse ya! Kalkınma tek boyutlu mu olmalı yani?

16 Nisan referandumu işareti, otoriterliğe millî duruştu, anlamak lazım bunu. Milletin muhayyilesi yeni arayışa yelken açarsa ne olacak? Onun davası adalet ve kalkınma! Davadan çekilenlerin adına sanına bakmaz ki! Selin önüne ittifaklarla set çekilebileceğini de hiç sanmıyorum. Aksi tesir bile yapabilir.

Milleti doğru anlamak ve onun davasından caymamak lazım! Geçmişte onun davasını hiçe sayanları, otoriter dille bağırıp çağıranları unutmaz bu millet. Onların tamamıyla bir araya gelseniz de yine tasfiye eder sizi. Tarihe iyi bakmak, anlamak lazım bu acı gerçeği. İltifatlara, poh pohlara kapılmak yanlış olur.