Mevlid-i fahr-i kâinat Resûl-ü ekrem..

Kisrâ’nın, Firavunun, Kayserin.. hasılı tüm Nemrud’ların sarayları sallanıyordu... Devasa sütunlar dağılıyor, saray panik içinde kaçışıyordu... Neler oluyordu? Kisrâ, Hüsrev isminden muarreb (Arapçalaştırılmış) bir galat-ı meşhur (hatalı kullanımıyla yaygın) isim. Sa’sânilerden eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan’dan sonrakilere denilirdi.

Kisrâ’nın, Firavunun, Kayserin.. hasılı tüm Nemrud’ların sarayları sallanıyordu... Devasa sütunlar dağılıyor, saray panik içinde kaçışıyordu... Neler oluyordu?

Kisrâ, Hüsrev isminden muarreb (Arapçalaştırılmış) bir galat-ı meşhur (hatalı kullanımıyla yaygın) isim. Sa’sânilerden eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan’dan sonrakilere denilirdi.

Rum imparatorlarına Kayser (Sezar) tanrılık taslayan Mısır krallarına Firavun, Çin imparatorlarına Fağfur ve Türk başbuğlarına Hakan denildiği gibi...

Haber veriliyordu!.. (Zilzâl Sûresine müracat) O devirdeki dünya hâkimi güçlerin saraylarında eş zamanlı bir zelzele oluyordu... Bu bir mucize idi…

Lâkin öyle bir mucize ki, yeryüzünde ilk defa dünyaya henüz teşrif eden bir Peygamber (a.s) için Cenâb-ı Hak (c.c), basîret sahiplerine habîbini (s.a.v) bildiriyordu!..

Ve bir yönüyle de belki ilâhî istihzâ idi... Cenâb-ı Allah, süper güçlere (büyüklük taslayan tiranların tamamına) “kudretime, şanıma yemin olsun ki, bu saltanatlarınıza son verecek Resûlümdür” diyordu...

* * *

Muhterem okurlarım, Mevlid Kandili (gecesi) Rebiülevvel Ayı’nın 12’inci gecesi olup bu sene Cuma’yı bugüne (C.tesi) bağlayan geceydi. Kutlu olsun, mübarek ve müstefid olduğunuz bir gece olmuş olsun inşá’allah.

Rebiülevvel Ayı, Kameriî ayların üçüncüsüdür. Ay'ın hareketleri esas alınarak oluşturulmuş olan ve biz Müslümanların asla gafili olamayacağımız Hicrî takvimin aylarındandır. Ramazan ise, 9’uncu ayıdır.

Resûlulluh (sallallahü aleyhi ve sellem) bu ayda dünyaya teşrif ettikleri içindir ki, ayların en şereflilerindendir.. Biz Türklerin manzum halini besteleyip çokça terennüm ettiğimiz Süleyman Çelebi “mevlid”inde bu gece, “12’nci isneyn gecesi” diye geçer...

Kâinatın nura garkolduğu gecedir bu gece. Lâkin kıymetini hakkıyla bilmekte miyiz? Meselâ bendeniz internette çokca şahid oluyorum, tebrikleşmelerde klasik ifadeler ve yalnızca yapılacak ibadât-u zikirlerden bahsediliyor.

Bunu elbette küçümsemiyorum. Lâkin gecenin; küfrün hâkimiyetine son veren son Resûl ve nebinin (sallallahü aleyhi ve sellem) doğum gecesi (mevlîdi) olduğunun konuşulması gerek en önce...

Biliyorum ki bunları söylediğimde “asker işte ne olacak..” diyenler vardır. Sakın ileri gidip günaha girmesinler... Zira Cenâb-ı Peygamberimiz Ahmed’i Mahmud’u Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) de askerdi...

İslâm Hristiyanlık ve Yahudilik gibi değil.. Bir tokat atana öbür yanak çevrilmez. İslâm mücadele dinidir. Bu dinde “Sezar’ın (Kayserin) hakkı Sezar’a, İsâ’nın hakkı İsâ’ya” anlayışı yoktur. Bu din hayatın hayatıdır, her sahaya hükmetmesi ve cihadı gerektiren dindir... Peygamberimiz (s.a.v), “ben nebilerin sonuncusu ve silahlı (savaşçı) olanıyım” buyurmuşlardı.

Asr-ı Saadet’ten sonra gelenler içinde Türkler (Osmanlı) bu dini en iyi anlayıp tatbik edenler olmuştu... Ecdadımız tehlil kelime-i münciî-i mübarekesi gibi Mevlidi de bestelemişler, en büyük Türk şairi olan Fuzûli en güzel nàtı yazmıştı...

Belki sıkıldınız ama sıkça “yine Osmanlı gibi olalım” derken içimde ne fırtınalar kopuyor bir bilseniz... Merhum Mehmet Şevket Eygi üstad bizden bin kat fazlasıyla böyleydi...

O kadar ki, birgün boğaz vapuruna binmiş ve bir de bakmış ki ahali haremlik - selâmlık oturuyor, erkekler fesli, kadınlar çarşaflı, feraceli...

Üstad bir yazısında bunu anlatmış ve “rü’yâ değildi, anlayabilen varsa yorumlasın” demişti... İşte bu yazıda anladıklarımı anlattım. 09.11.2019

 

Yorumlar