396 Defa Okundu

Mevlevîlik adabının dinin emrettiği şekilde yaşama, her farzı vaktinin başlangıcında eda etme ve bütün amellerde Hz. Peygamber’in sünnetine tâbi olma şeklinde özetleyen Köseç Ahmed Dede, tarikatın yemek âdâbına da değinir. Bu kapsamda tekke ehli olan Mevlevî’yi çarşıda yemek yememesi hususunda uyarmakta, tekkenin mutfağında ism-i celâl zikri ile pişen ve berekâtı için dua edilen yemeğin hep birlikte somatta (Mevlevî sofrası) yenmesi gerektiğini söylemektedir. Ayrıca yemeğin başında ve sonunda bir miktar tuz alınması ve yemek esnasında hiçbir şey konuşulmaması gerektiğini de ilave etmektedir. Tekkede oturmayanların ise kazanç elde edecekleri bir meslekle uğraşmaları gerektiğini nitekim tese’ülden (dilenerek) geçinmenin nefse sapkınlık verip kişiyi gafil bıraktığı ve böyle bir durumun züht ve tevekküle engel teşkil ettiğini ifade eder. Bir Mevlevî’nin günlük düzenli yapması gereken ibadetler konusuna da değinen Köseç Ahmed Dede altı rekât evvâbîn, on iki rekât teheccüd, dört rekât işrak ve sekiz rekât duha namazlarını eda etmesini, semanın gereklerinden olan çarh-ı devri, ney üflemeyi, kudüm ve def çalmasını öğrenmesini, belirli günlerde oruç tutmasını, gecelerini ise namaz, zikir ve murakabeyle geçirmesini ve kalbe varidat gelebilmesi için evrâd-ı Mevlevî’ye devam etmesi gerektiğini söyler. Mesela müridin riyadan emin olduğu takdirde oruca devam edebileceğini aksi halde ilk yapması gerekenin nafile orucu tutmak değil, gönülden riyayı çıkarması olduğunu belirtir. Diğer taraftan Köseç Ahmed Dede’nin Mevlevî tarikatında uykuyu terk etmenin gerekliliğini ifade etmesi üzerine Şeyh Galib bu gereklilik sebebiyle, diğer tarikatların aksine, Mevlevîlik’te rüyaya itibar edilmediğini belirtir. Bu durumun Mevlevîler’in rüyayı inkâr ettikleri gibi hatalı bir zanna sevk etmemesi için izahlarda bulunan Şeyh Galib, “Bizim rüyayı rükün kabul etmememiz ubâdiyyette sebat elde etmek içindir. Zira belki mürit müjdeleyici veya ikaz edici rüyası sebebiyle gurura ya da fütura kapılıp sülûkünde tembellik gösterebilir” demektedir. Bu arada Şeyh Galib’in melamet meselesini dikkatlere sunması da mühimdir. O, Mevlevî sâlikin şeriat ve tarikat edeplerinden hiçbir edebi terk etmesinin câiz olmadığının, melametin sadece vuslata eren veliler için geçerli olduğunun altını çizer. Şeyhin her cuma günü dervişleriyle bir araya gelip onlarla tarikat âdabı ve hakikat esrarı üzerinde sohbet etmesi gerektiğinin altını çizer. Nitekim Ankaravî ’nin de ifade ettiği üzere Mevlevîlik sohbete dayalı bir tarikattır. Diğer tarikatlarda halvet ve uzletten hâsıl olan, Mevlevilere sohbetten hâsıl olur. Azmi Dede de şeyhin sohbetinde bulunmanın tarikat kuralı olduğuna dikkat çekerek tekke sakinlerinin haftada iki gece şeyhin hücresine tek gittiklerini ve böylece şeyhin sohbetinden istifade edip feyiz aldıklarını ifade eder. Sonuç itibariyle bir Mevlevî’nin şeriat ve tarikat adabına kâmil mânâda riayet etmesi, şeyhine teslim olup itaat etmesi, dervişlerin birbirleriyle kardeşlik ve muhabbet içinde geçinmesi, tekkede oturmayanların bir meslekle uğraşması gerektiği gibi kurallar hemen hemen bütün müelliflerin altını çizdiği hususlar arasındadır. Bu bağlamda zikredilen kurallar tasavvufî hayatın genel karakteristiğini yansıtır. Burada Mevlevilik yolunun temel düsturlarını anlatmış olarak diğer yazılarımızla huzurunuzda olacağız. Diğer yazımızda görüşmek üzere YA SELAM  

Yorumlar