120 Defa Okundu

Çilenin mahiyetiyle ilgili detaylar XIX. asırla birlikte açığa çıkmaya başlar. Vahyî binbir günlük matbah hizmetine hasrettiği risalesinde talibin çileye kabul edilme süreci, hizmet türleri ve çile çıkardıktan sonraki merasim gibi konulara ışık tutar. Buna göre çile çıkarmak isteyen talibi aşçıbaşı kabul ederse, talip üç gün matbahta misafir olarak oturur. Dergâhtan hiç kimsenin kendisiyle iletişim içerisinde olmadığı bu misafirlik dönemi talibin genelde Mevlevîliğin, özelde çilenin keyfiyetini idrak etmesi ve bu rıza yoluna takatinin mevcut olup olmadığına talibin bizâtihi kendisinin karar vermesi içindir. Nizâmeddin Dede, ikrar vermek isteyen talibin soy ağacına bakıldığını ve sülâlesinin Tâhir, yaşının yirmi beşini geçmiş olmasının, evli ve bulaşıcı bir hastalığının bulunmamasının kural olduğunu belirtmektedir Üç gün sonrasında aşçıbaşının kendisine yolun inceliklerini anlatmasına rağmen talip talebinde ısrar ederse ikrarı alınıp matbaha(Mutfağa) kabul edilir. Geldiği kıyafetle on sekiz gün hizmet ettikten sonra kazancı dede bir sikke tekbirleyerek talibin başına giydirir ve ona bir Mevlevî vaslesi (kıyafet) verir. Matbahtaki hizmet türlerine de değinen Vahyî, ayakçılıktan kazancılığa kadar on sekiz farklı türde hizmetin bulunduğunu ve ikrar veren canın bu hizmetleri binbir gün içerisinde tamamlamak suretiyle çilesini çıkardığını ifade eder. Çilesini tamamlayan sâlikin sikkesi şeyh tarafından tekbirlenir, o gün ikindi namazı sonrası lokma denilen Mevlevî pilavı yenir ve kendisine dergâhta hususi bir hücre tahsis edilir. Çile çıkarmak isteyen talibin talebindeki samimiyet ve azmi sınamak için en azından üç gün bekletildiği mahalle “saka yeri” dendiğini Azmi Dede’den itibaren Nizâmeddin Dede, Veled Çelebi, Ahmed Remzi, Tâhirülmevlevî, Gölpınarlı, Hüseyin Top kısaca âdâb erkân ile ilgili bütün kaynaklar zikrederler. Hiç kuşkusuz çile hakkında kaynakların verdiği bilgilerde en dikkat çekici olanı Şeyh Galib’in ifade ettiği on sekiz yıl hizmettir. Şeyh Galib binbir günlük çilenin sadece Üveysi müritler için geçerli olduğunu, asıl meydan hizmetinin on sekiz sene sürdüğünü iddia etmiş ve bu bilgiyi Köseç Ahmed Dede’nin zikretmeye ihtiyaç duymadığını söylemişti. Araştırmamız boyunca on sekiz senelik hizmete Şeyh Galib haricinde değinen bir müellife rastlamadık. Bunun yerine kaynaklarda binbir günlük hizmet üzerine söz birliği olduğunu müşahede ettik. Ahmed Remzi Dede, Mevlânâ’nın erbaîn ve halvetlerinin toplamının binbir güne tekabül etmesi sebebiyle Sultan Veled tarafından binbir günlük hizmetin tarikatın esası haline getirildiğini ifade etmektedir. Bununla birlikte binbir gün hizmetle her gün Allah’ın bir isminin yanı sıra ebced hesabıyla binbir sayısına tekabül eden “Rızâ” ismine mazhar olarak Hakk’ın rızasına kavuşmanın kastedildiği de bildirilir

Şeyh-Mürit Âdabı / Sohbet Âdabı: İster tekkede isterse tekke dışında yaşasın her Mevlevî’nin gerek nefsine gerek şeyhine gerekse de ihvanına, aynı şekilde şeyhin de müridine karşı âdabı kaynaklarda önemle vurgulanmıştır. Ankaravî Minhâc’ında müridin şeyhine bütünüyle yani zahiren ve batınen teslim ve itaatkâr olması, her zaman edebi gözetmesi gerektiğini aksi halde sülûk yolunun kapanarak feyiz alamaz hale geleceğini söyler. Bu çerçevede şeyhi konuşurken sözünü kesmemesi, yemeğe ondan önce başlamaması gibi somut ve zâhirî örnekler de sunar. Ankaravî ’ye göre dervişler arasında anlaşmazlık çıkarsa öfkelenen kimseye nefse hâkim bir halde kalp ve ruhla muamele edilmeli, bu anlaşmazlık dedelerin arabuluculuğu ile giderilmeli, dedelerden önce şeyh böyle bir duruma şahit olursa onlara iyi nasihatlerde bulunmalıdır. Fakat bu anlaşmazlık şeriat ve tarikata aykırı bir durum ise şeyh onları azarlamalıdır. Ankaravî ’nin söylemlerine benzer şekilde Köseç Ahmed Dede de dervişlerin kardeşçe geçinmelerini tavsiye eder. Şeyh Galib ise mübtedilerin nefislerinin henüz terbiye edilmediği için aralarında bir anlaşmazlık çıkabileceğini, böyle bir durumda musafaha ederek veya özür dileyerek muhabbeti tazelemek gerektiğini söyler ve Mevlevîlik’te bir saatten fazla dargın durmanın câiz olmadığını haber verir. Bu bağlamda, “Mevlevî fukarasının dargınlığı bir tülbendin yaz sıcağında kuruması vakti kadardır.” sözünün Mevlevîler arasında meşhur olduğunu zikreder

Yorumlar