316 Defa Okundu

Mukabele: Mevlevilere has bir zikir türü olan semâ ayinin kavramsal karşılığı mukabeledir. Kelime olarak “karşılaşma” anlamına gelen mukabele terimi, saliklerin kin ve haset olmaksızın bir araya gelerek ayna gibi birbirlerinin karşısında durmaları sebebiyle kullanılagelmiştir. Mukabele cemaatle kılınan namaz ile başlayıp Kur’ân-ı Kerim tilaveti ve hadis rivayeti, dervişlere ve ziyaretçilere vaazda ve nasihatte bulunulması, Mesnevî sohbeti, ney ve def gibi enstrümanlarla musiki dinletisi ve semâ ile devam edip dua ve gülbank ile sona erer. Köseç Ahmed Dede’nin her hafta tertip edilmesini şeyh efendinin görevleri arasında zikrettiği mukabele92 Mesnevî dersi ile başlamaktadır. O, şeyhin semâ ehli dervişleri toplayarak onlara Mesnevi’den vaaz ettiğini, sonrasında dervişlerden birinin na‘t-ı şerif okuduğunu, akabinde mutriplerin ney üflediğini ve dervişlerin bunu İlahi aşk ve vecd için kalp huzuru ile dinlediklerini söyler. Vecdin oluşmasıyla birlikte şeyhin dervişlerle kalkıp sağ tarafa doğru yürüdüğünü, dervişlerin de şeyhin arkasından sıra sıra yürüyüp devrettiklerini beyan eder. Akabindeki semâ bölümünü ise şöyle tasvir eder: Şeyh efendi makamına gelince durur. Dervişlerden her biri şeyhin hizasına geldikçe elini göğsüne koyarak tazimen eğilir, devir çarhı ile semâ ederek şeyhin sağ tarafından yürür; tâ ki reis-i tarikat sol tarafına gelir. Böylece devrin biri bitmiş olur ve semayı terk ederek elleri göğüslerinde şeyh efendiye tazimen eğilirler. Şeyh efendi makamından üç adım ayrılıp eli göğsünde eğilerek selam verir ve geri geri makamına çekilir. Şeyhin makamından ileri gelmesine meşâyih-ı Mevleviye münâzele derler. Yine reis-i tarikat elleri göğsünde eğilerek şeyh efendiye tazimden sonra deverana başlar, hepsi de böyle yaparlar. Bu şekilde üç veya daha ziyade devri tamamlarlar. Ve her devirde birinci devirde yaptıkları gibi yaparlar. … Semâ tamamlandığında herkes daire gibi yerlerine oturur, semaya dâhil olmayanlardan biri hırkalarını omuzlarına kor. Semanın hitamında bir aşr-ı şerif okunur. Ondan sonra şeyh efendi zikri geçen duayı okur. Duadan sonra şeyh efendinin elini öpüp musafaha ederler ve hücrelerine giderler. Semanın âdabı konusunda Köseç Ahmed Dede semaya kalkanın (günümüzdeki tabirle semazen) sülûk makamlarında terakki ederek Allah’a yakınlaşmaya niyet etmesi, semâ öncesi günahlarına tövbe ve Allah’a inâbe etmesi, abdestli, zahiren ve batınen temiz bulunması, kalbi dünyevî bağlardan azade etmesi, nefsi hayvanî sıfatlardan uzaklaştırması gibi şartlar öne sürer. Ayrıca semazenin midesinin boş, riyazet ve mücâhede ehli, şevk ve zevk sahibi olmasını, keder ve tasadan uzak bir halde ism-i celâl zikri ile iştigal etmesi gerektiğinin altını çizer. Bundan başka semâ meclisinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve diğer ulu kişilerin ruhlarının hazır bulunduğuna itikat edilmesi ve onlardan istimdat talep edilmesi semâ âdabı arasında yer almaktadır.

 Çile: Çile Mevlevîlik’te daha özel bir mânâya tekabül eder ki o da matbahta bin bir gün süreyle hizmette bulunmaktır ve tarikatın esasları arasındadır. Çilenin belli başlı âdabı olduğu kadar çileye girmenin de âdabı vardır. Köseç Ahmed Dede çileye girecek sâlikin Nefsânî-dünyevî gaye, maişet temin etme ve dervişlere karşı gururlanma gibi düşüncelerden uzak; halis bir niyet üzere olması gerektiğini bildirir. Çile esnasındaki temel husus şeyhin emri olmadıkça sâlikin matbahtan ayrılamayacağı, başka bir yerde bir gece dahi kalamayacağı, tarikat âdâbına muhalif bir harekette bulunduğu takdirde çilesinin bozulacağı ve sil baştan binbir günlük çileye başlayacağıdır. Binbir günlük çile tamamlandığında şeyh saliki dua ederek matbahtan çıkarır ve sikkesini tekbirleyerek kendisine tekkenin bir hücresini tahsis eder. Şayet çilesini tamamlayan sâlik zâhirî ve bâtıni hizmet manasıyla da kemale ermişse ona salikleri terbiye etmesi için hilafet verir. Söz gelimi binbir günlük hizmetin esasen Üveysi müritler için geçerli olduğunu, meydan hizmeti denilen şeyh hücresindeki hizmetin aslında on sekiz sene sürdüğünü haber verir. Ayrıca çile hususunda bir yanlış anlaşılmanın mevcudiyetinden söz eder. O da çileyi çıkaran dervişten artık hizmetin düştüğüne dair kanıdır. Bu kanıya sahip olanları avam olarak niteleyen Şeyh Galib, çileyi tamamlamanın aslında hizmette kemal tahsil edildiği ve mürşidin emrettiğine aynıyla riayet etme seviyesine ulaşıldığı mânasına geldiğini beyan eder. Bununla birlikte çileyi çıkaran dervişin tekkede hizmete mecbur bırakılamayacağını ancak dervişin yine de hizmette bulunmasının kendisi için bir feyiz vesilesi olacağını bildirir.

Yorumlar