668 Defa Okundu

Son zamanlarda Mevlana hakkında ileri sürülen bir iddia, ciddi şekilde taraftar buluyor ve tartışılıyor. Bu iddiaya göre Mevlana, Moğol istilası döneminde Moğol yönetimini desteklemiş ve hatta Moğollar için casusluk faaliyetlerinde bulunmuş. Yine Selçuklu sarayına yakınlığı sebebiyle Türkmen şeyhlerine ve onların örgütlediği direniş hareketlerine cephe almış. Bu iddialar özellikle bazı akademisyenlerden gelmesi hem üzücü hemde düşündürücüdür.

Mevlana’nın büyük hürmet ve muhabbet beslediği gayet iyi bilinen iki büyük mutasavvıf vardır; babasının da yakın dostlarından olan Kübreviyye tarikatının piri 
Necmeddin Kübra ile Mantık’ut Tayr müellifi Ferîdüddîn Attar. Mevlana’nın bu iki zata olan bağlılığı eserlerinde yazdıkları ile de sabittir. Hem Necmeddin Kübra hem de Ferîdüddîn Attar’ın Moğol askerleri tarafından şehit edildikleri ve Mevlana’nın onların şehadetlerinden dolayı müteessir olduğu meşhurdur. Bu sebeple Mevlana’nın Necmeddin Kübra’yı ve Ferîdüddîn Attar’ı şehit eden Moğolları desteklemesi ve onlar için çalışması mümkün değildir. Gerek Mevlana, gerek Şems-i Tebrizî eserlerinde, Moğol istilasının Müslüman emirlerin adaletsizlikleri ve halkın günahlarından kaynaklanan bir bela ve musibet olduğu görüşünü ifade ederler.

Mevlana ve Şems-i Tebriz’inin, Moğol istilası ve idaresinden bela ve musibet diye bahsetmeleri onları desteklemediklerinin delilidir. Mevlana ve etrafındakilerin 
Baba İlyas Horasani liderliğindeki Türkmen şeyhlerinin isyanına katılmaması, onlara cephe aldıkları anlamına gelmez. Tarihi bir hakikat olarak Şeyh Edebali ve Hacı Bektaş Veli de bu isyan hareketine katılmamışlardır. Mevlana, Hacı Bektaş Veli ve Şeyh Edebali’nin bu harekete katılmamaları, hareketin amaçlarını paylaşmadıklarını değil, yönteme ve zamanlamaya dair muhalefetlerini gösterir. Babailer İsyanı ’nın hazin neticesi, isyana katılmayanları haklı çıkarmıştır.

Mevlana ile 
Ahi Evran arasında var olduğu ileri sürülen husumete gelince, bu iddiada da ciddi tutarsızlıklar vardır. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled ile Ahi Evran’ın şeyhi Evhadüddin KirmânîŞehabeddin Sühreverdî’nin kurucusu olduğu fütüvvet teşkilatının Anadolu’da yayılmasında beraber çalışmış, Bağdat’tan Anadolu’ya geçişte birlikte hareket etmişlerdir. İbn Arabi’nin yanı sıra, Evhadüddin Kirmani’nin de talebelerinden olan Sadreddin Konevî ile Mevlana’nın dostlukları da meşhurdur.

Farsça rubailer yazan, semayı ve ney sesinin ilhamını usul olarak kabul eden Kirmânî ile Mevlana’nın tasavvuf anlayışlarında temel ayrılıklar yoktur. Bu durumda Ahi Evran ile Mevlana arasında bir husumetin olması kolay kolay izah edilemez. Yine de Evhadüddin Kirmânî ile Şems-i Tebrizi’nin aralarının soğuk olduğu iddiası kuvvetlidir. Bunu da şöyle izah ederiz ki, menakıpnamesine göre Evhadüddin Kirmânî, Kirman Selçuklu ailesinin kılıçtan kurtulmuş son şehzadesidir ve Âl-i Selçuk’tandır. Şems-i Tebrizî hakkında yapılan yeni araştırmalara göre ise (ki aslında Devlet şah Tezkiresi de bu görüşü benimser) Şems-i Tebrizî, Hasan Sabah’ın kurduğu Alamut Prensliği’nin 6. Lideri Havend Celaleddin’in oğludur. Ancak, ailesini ve ailesinin öğretilerini terk etmiştir.

Kanaatimizce Melik şah,  Nizam’ül mülk ve Hasan Sabah arasındaki büyük ve kanlı mücadelenin etkisi, her iki ailenin mensupları arasında,  ortadan kaldırılması zor bir soğukluğun tabii sebebidir. Mevlana’nın Şems-i Tebrizi’den sonraki yakın dostları kuyumcu 
Selahaddin Zerkub ile Hüsameddin Çelebi, Ahi’dirler. Mevlana ile Ahi Evran arasında husumet olsa idi Mevlana’nın en yakın dostları ahiler arasından çıkmazdı. Yine Mevlana’nın menkıbelerinde, şeyhsiz kalan Ahi zaviyelerinde şeyhlik makamına yapılacak atamalar için Mevlana’ya müracaat edildiği bilgisine sıkça rastlanır. Bu da husumetin yokluğuna delildir.

Yorumlar