456 Defa Okundu

Nakledilir ki: Muhammed Hârizm Şah’ın oğlu sultan-ı said Celâleddîn ile islâm sultanı Alâeddin Keykubad arasında düşmanlık yolu açıldı ve yazışmadan düşmanlığa geçildiğinde Sultan Celâleddîn tam manasıyla donatılmış, sayısız kalabalıkta ve silahlı bir orduyla Merâga’dan hareket edip dizginini Rûm’a çevirdi. Sultan Alâeddin Keykubad da kendi elçisi Melikü’l-ümera [beylerbeyi] Selâhaddin’den merhametsiz Hârizm askerinin Rum tarafına hareket ettiğini duymuştu. Kendi muzaffer askerini toplayıp hazırlığını ve tertibini yaptı. Hazırlık bittikten sonra yabancı askerlerin Rum topraklarında çapulculukta bulunmamaları için askerlerin Ermeni’ye sınırında toplanmaları kararlaştırıldı.

Sultan hareket etmeye karar verdiği gün, Sultanü’l-Ulemâ ’nın (Hak onun sırrını kutsasın) huzuruna gelip onun mübarek kalbinden himmet diledi. Uğurlu olması için de hareket davulunu orada çaldırıp atına bindi ve yola koyuldu. Erzincan yöresine ulaşınca, birkaç gün orada kalıp durumdan kendisini haberdar etmeleri için her tarafa casuslar gönderdi. Hârizm askeri Erzenu’r-Rûm [Erzurum] sınırına ulaştığında casuslar onların sayı ve hazırlıklarını sultana bildirdiler. Hârizmlilerin çokluğundan Rum askerinin içine bir kuruntu çöktü. Sultan casus olarak oraya gitmeye, Hârizmlilerin sayısını, hazırlığını ve savaştaki taktiklerini öğrenmeye karar verdi. Böylece Terâkime [Türkmen] kıyafetine girip, yel gibi giden birkaç dağlanmamış at seçti ve birkaç Türkle birlikte dağ yolundan ilerleyerek Hârizmlilerin ordusuna ulaştı. Hârizmli bir emir onları gördü ve durumlarını inceledi. Onlar da,

-“Biz bu nahiyenin Türklerindeniz. Eskiden dedelerimiz Amuye [Amuderya] soyundandılar. Şu birkaç yıldır Sultan Alâeddin bize kızmış ve yardım dizginini bizden çevirmiştir. Çeşitli isteklerle bizi sıkıntıya sokmuştur; daima muzaffer ordunuzu bekliyor ve bu vergiyi yüce Tanrı’dan diliyorduk. Şimdi dua okumuz kabul hedefine vardı ve hükümdarın sancakları bu şehir ve ülkeleri şereflendirdi. Bunun şükrânesi olarak Sultan Hazretlerinin yanında bulunanların binmesi için birkaç beygir getirildi” dediler

Hacibler [kapıcılar]bu sözlerin tafsilatını en şerefli kulağa [hükümdara] ulaştırdıklarında sultanın çok hoşuna gitti ve bunu hayırlı bir fal saydı. Buyurdu, özel sofrayı yaydılar. Sultanların töresine göre, bütün emirler, vezirler ve ordu erkânı kendi yer ve makamlarında durdular, sonra onları huzura getirdiler. Sultan Alâeddin Türk hizmetkârlarıyla birlikte hepsinin gerisinde durmuştu. Sultanın çadırına yaklaştıklarında, sultanların töresince yeri öptüler, dua ve övgülerde bulunup atları sundular. Sultan da onlara iltifatta bulundu ve iyi haberler verdi. Sultan Alâeddin uzaktan onların [savaş] usullerini ve düzenini inceliyordu. Devlet erkânı dağılınca onlara bir çadır tahsis ettiler ve yiyeceklerini hazırladılar Gece yarısı olduğunda Harzemşah Sultanının hatırından, “Sultan Alâeddin’in ülkesinde nereden geçtim ve halkın durumu inceleyip sözlerinden bir mana çıkarmaya çalıştımsa, hepsini Sultan Alâeddin’den memnun buldum. Bu gelenler ondan niçin şikâyet ediyorlar? Kaldı ki birkaç gündür Sultan Alâeddin’in bu havaliye geldiği de duyuluyor. Nasıl olur da bunlar onun hizmetine gitmemişler. Eğer gitmişlerse, izin almadan nasıl ayrılmışlar. Yarın daha iyi soruşturmak gerekir. Olmaya ki, casus olsunlar” diye geçti. Erzenu’r-Rûm [Erzurum] meliki olan Melik Mugiseddin’i çağırıp durumu onunla danıştı. Hârizmşah’a bu düşünce gelmeden önce Sultan Alâeddin rüyasında Mevlânâ Bahâeddin Veled’i gördü. Bahâeddin Veled ona, “Melik uyku zamanı mıdır? Kalk atına bin” dedi. Sultan Alâeddin uyanınca, “Yarın da etrafı inceler ve gece yola koyuluruz” dedi ve tekrar uyudu. Rüyasında tekrar Mevlânâ Bahâeddin Veled’i gördü. Bahâeddin Veled bir sopayı tahtın dibine vurup taht üzerine çıkıyor ve göğsüne vurarak “Ne uyumuşum” diyordu. [Alâeddin] uyandığında o halin heybetinden titriyordu. Arkadaşlarını uyandırdı ve “Çabuk atlarınızı eyerleyin” dedi. Kendi atını da bizzat eyerleyip yola koyuldular.

Yorumlar