2060 Defa Okundu

Korkuyoruz. Hemen her gün yeni korkularla uyanıyoruz. Korkudan dolayı her şeyden endişe ediyoruz, kimseye güvenmiyoruz, ümitsizlik almış başını gidiyor ve hiçbir şey bizi tatmin etmiyor. Arapça “Havf” ve İngilizce “Fear” olarak adlandırılan korku, itmi’man’ın (iç huzurunun), emn’in (güvenin) ve reca’nın (ümidin) zıttıdır. Korku, huzursuz olma, mutma’in olmama, güvende hissetmeme ve ümitsiz olma halidir. Bu tehlike ve risk çanlarının bir insan için çalmaya başladığını gösterir.

Korkan insan normalde yaşamını, sağlığını ya da çıkarını tehdi ettiğini düşündüğü şeyden kaçmaya veya kaçınmaya çalışacaktır. Yalnız kalmaya çalışacaktır. O halde korku karşısında tipik davranış kalıbı kaçmaktır, korkulan nesneden olabildiğince uzaklaşmatır, korku menzilin dışına çıkmaktır. Kimlerin korkuları yok ki!… Geçmişten bugüne insanlar, hep bir korku hali içinde olmuştur. Lakin bu çağdaki korkuların çokluğu geçmişin hiçbir döneminde olmamıştır diyebiliriz. Gündelik korkularımız gelişigüzel şöyle sıralayabiliriz: Hastalık korkusu, trafik canavarı korkusu, varlıklı iken fakir olmak korkusu, yalnızlık korkusu, şiddete maruz kalma korkusu, yangın korkusu, deprem korkusu, gelecek korkusu, parasızlık korkusu, işsizlik korkusu, sınav korkusu, üniversiteye girmeme korkusu, işe ve okula vaktinde yetişememe korkusu, saldırıya uğrama korkusu, sevdiklerinizi yitirme korkusu, kimsesizlik korkusu, evlenmeme korkusu, hormonlu gıda korkusu vb. onlarca takıntı.

İnsanoğlu bugün korkularla yaşıyor. Korkular artık hayatın bir parçası olmuş durumda. Sevincimizi, mutluluklarımızı, ümitlerimizi ve güvencelerimizi saymaya çalışsak, belki de bu kadar uzun bir liste oluşturamayız. O halde, dengesiz, eşitsiz ve adaletsiz bir durumla karşı karşıya olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu korkularla, sakin ve huzurlu bir hayatı idame ettirmenin imkansız olduğunu bilmeliyiz. Çünkü hayattaki bütün adaletsizliklerin ve uyumsuzlukların kaynağı, bizzat insanın kendisidir. Ünlü Fransız yazar ve filozof Albert Camus, “Denemeler” adlı kitabında şöyle der: “17. yüzyıl matematik çağı, 18. yüzyıl fizik çağı, 20. yüzyılımız korku çağıdır. Diyeceksiniz ki, korku bir bilim değildir. Ama, bu korkuda bilimin payı var. Çünkü kuramsal alandaki son gelişmeleri onu kendi kendisini yadsımaya götürdü; Pratik alandaki gelişmeleri ise, bütün dünyayı yok edebilcek duruma geldi. Üstelik, korku bir bilim sayılmasa bile, onun bir teknik olduğu su götürmez.” Camus’nün 1948 yılında dile getirdiği bu ifadesiyle korku, insan eliyle kullanılan bir teknik, bir yöntem, bir istismar unsurudur. Kapitalist Batı medeniyeti, gündelik korkularımızı gidermek şöyle dursun, hergün yeni bir korku icad ederek, insanoğlunun basit ve sıradan hayatını çekilmez kılmaya devam ediyor. İngiliz filozof ve yazar Francis Bacon, “Acının sınırı vardır, ama korku sınır tanımaz” der.

Modern insan korkularla yaşıyor. İşsiz kalmaktan korkuyor, terör saldırısında ölmekten korkuyor, bir şeyi başaramamaktan korkuyor, göç etmekten korkuyor, trafik kazasında hayatını yitirmekten korkuyor, üniversiteye girememekten korkuyor, eğitimde başarısız olmaktan korkuyor ve kısacası bir hiç olmaktan korkuyor. Milyonlarca insan her gün metropollerde sürekli hareket halinde ve bir yerlere gidip geliyor. Devamlı beyin yıkayan gazeteler, tv’ler ve radyolar asla susmuyor. Sosyal medyada dönen dezenformasyonlar hiç bitmiyor. Böylece medyanın bilgiyi dengeli olmaktan uzak bir biçimde kullanması da korkuları daha bir pekiştiriyor. Hemen her gün insanoğlunu yeni korkularla besliyor medya. Metropollerin aydınlık gecelerinde insanlar, aklı almaz bir şekilde korkularla hareket ediyor. Bu korkuluklar canavarı insanı, dehşetangiz bir şekilde durmaksızın işleyen bir makina gibi her gün insanı insanlıktan uzaklaştırıyor. Hakikatte modern korkular, egemenlerin güç iradesinin maddi şeklidir.

Korku nerede ise bir kültür olmuş durumda. Dünyanın birçok yerinde gençler, korku karnavallarında korkularından kurtulmak için eğleniyorlar. Halbuki bu korkuluklarla geçirdikleri eğlenceli geceler onların korkularını izale etmiyor bilakis daha da pekiştiriyor. Gençliğin günlük yaşam dünyası tamamen korkular tarafındana ele geçirilmiş durumda. 21. yüzyılda insanoğlu sahip olduğu tüm teknoloji ve gelişime rağmen güven içinde olması gerekirken, gerçekte ucu bucağı olmayan bir korkular dünyasına hapsolmuş şekilde yaşıyor. Bu sıkıntı ve korku kültürü de insanın özgürlüğünün altını oymaya devam ediyor. Çünkü korku insanı köleleştirir. 1982 yapımı “Blade Runner / Bıçak Sırtı” adlı filmdeki bir replikte şöyle deniyordu: “Korku içinde yaşamak bayağı bir deneyimmiş değil mi? İşte köle olmak da öyle bir şey.”

Bu yüzyılda korku ve sıkıntı kültürü öyle bir hale geldi ki, hem küresel güçler hem de ulus-devletler bu kültürü siyasi olarak kullanmaya devam ediyor. Korkunun bazen bütünleştirici bazen de toplumu yönetilebilir kılması siyasi erkin hoşuna gitse de hakikatte ilerisi için çok büyük toplumsal erazyonlara sebep olmaktadır. Machiavelli ve Hobbes gibi birçok siyaset felsefecisinin düşüncesinde, korkunun bütünleştirici rolü merkezi bir yer tutmaktadır. Son yıllarda küresel güçlerin “teröre karşı savaş” siyaseti altında yaptıkları da dünyayı korku siyasetinin içine kapatmaktır. “Risk toplumunda” korkuları ve riskleri asgariye indirme girişimleri de akıl dışı bir çehreye bürünmüş halde. İnsanoğlu sporlar ve eğlencelerle, modern korkulardan uzaklaşmaya çalışıyor. Genel güven duygusunun azalması toplumsal ilişkileri de paramparça etmiştir.

Yorumlar