6484 Defa Okundu

Mehmet Akif Ersoy milli şairimizdir.

Şiirleri öğreticidir ve sosyal hayatı kucaklar.

Şiirleri okunabilir.

Hissiyatımızı çepeçevre kuşatan mısraları vardır.

Fakat…

Dikkatli olunmalıdır.

Mehmet Akif’in bazı mısraları problemlidir.

Ancak peşinen hatırlatmalıyım ki;

Mezhepsizlere sözüm yok.

Bilinmelidir ki, bir mezhebe tabi olmak “mezhepçilik” falan değildir.

Özellikle Ehl-i sünnet olanlar için böyledir.

Mesela satırların sahibi bu fakir Hanefi mezhebine mensuptur fakat diğer üç hak mezhep mensuplarına kardeş gözüyle bakar.

Bu dört mezhebin dışında olan herhangi bir mezhebe veya başka bir dine ya da hiç inanmayana da zorlayıcı bir tavrım olamaz.

Niye olsun ki?

Benim itikadım bana Müslüman olmayanlara  “tahammüllü” olmayı tavsiye eder. 

Tahammül ederim ve hak olduğuna inandığım İslam dinine onların dahil olmalarını arzu ederim.

Ayrıca;

Mezhep din değildir ama inancımızı tatbik etmenin yegâne usulüdür.

Yukarıda arz ettiğim sebeplerden dolayı muhatabım ateistler de değil.

Deistler de olamaz. 

Toparlarsam; Yukarıda zikrettiğim zümrelere sözüm yok.

Benim sözüm; İnancını yaşamaya çalışan,

“Ehl-i sünnet” itikadını benimsemiş Müslümanlardır.

Milletimizin büyük bir ekseriyeti de Ehl-i sünnet itikadına mensuptur.

Bu sebeple aziz ve necip milletimizin komşumuz İran ile 15. Asırdan itibaren daima “doku uyuşmazlığımız” olagelmiştir.

Bir de sürekli söylenegelen bir beylik laf var: “Yüzde 99 Müslüman!”

Maalesef artık böyle bir şey yok.

Osmanlı’dan itibaren başlayan “Batıcılık” sayesinde Müslümanlığımız “erimiştir”.

Tanzimat’tan sonra başlayan misyonerlerin faaliyetleriyle hız kazanan, I. Ve II. Meşrutiyetle bir kısım “aydınlarımızın” zihinlerine girmeye başlayan, Cumhuriyet ilk dönemlerinde ezansız yıllarda yeşertmeye çalışılan ve nihayet dinler arası diyalog faaliyetleriyle “hasat” edilmek istenen Türkçe olimpiyatlar gibi faaliyetlerle ülkemizde Müslüman oranı yüzde 90’lar civarına gerilemiştir.

Bu hususta “emekleri” olanlar ellerine kına yakabilirler!!

Bu da bahs-i diğer…

Maksadım Mehmet Akif’in bazı mısralarıyla ilgili dikkatli olmak isteyenleri “vikayedir”.

Zira deniliyor ki, “Safahat baş ucu kitabıdır”.

Bilindiği gibi “Safahat” kitabının çok sayıda baskısı var.

Bir çok belediye veya başka kuruluşlar bilerek veya bilmeyerek problemli olan şiirlerinin de içinde bulunduğu safahatı yayınladılar.

Eminim ki, çoğu bilmiyor.

Hatta tamamına yakını bilmiyor.

İşte ben bilmeyen/bilemeyen fakat öğrenmeye açık olanlara hitap etmek istiyorum.

Dediğim gibi Safahat okunabilir, fakat dikkatli olunmalı.

Öyle mısralar vardır ki, itikaden tehlikelidir.

Ben burada sadece birinden söz edeceğim.

Vereceğim örnek "Liselerde okutulmak üzere internette gördüğüm bir şiir.

  1. Akif'in mısralarını gördüğüm internet adresi şu:

https://yenisehir.fandom.com/tr/wiki/Ey_bunca_zamand%C4%B1r_bizi_te%27dib_eden_Allah_-_Mehmet_Akif_Ersoy_-_Safahat

Yukarıda adresini verdiğim internet sitesinin “alnında” şu ibareler yazılı:  “Aslında Allah’a isyan sayılabilecek sözler içerir…”

İnternet sitesine hazırlayanlar “Allah’a isyan sayılabilecek sözleri içine alan” mısraları yayınlamakta mahzur görmedikleri anlaşılıyor.

Bu internet sitesinde dikkatimi çeken bir başka husus: Mehmet Akif’in mısraları İslam alfabesiyle veriliş olması.

Demek ki iyi niyetle veriyorlar.

Yani gençlerimizin imanı kuvvetlensin ve karakterli olsunlar.

İslam Alfabesiyle yani 1928’den önce kullandığımız alfabe ile verilmesi ise daha da memnuniyet vericidir.

Zira o alfabe  atalarımızın bin sene kullandığı alfabedir.

İnternet sitesinde “Ey bunca zamandır bizi te’dip eden Allah” mısralarıyla başlayan şiirin başında “Düz liseler için sunum” ibaresi yer alıyor.

Demek ki Mehmet Akif’in “Ey bunca zamandır bizi te’dip eden Allah” mısralarıyla başlayan ve “isyan” kokan bu şiir liselerde gencecik çocuklarımıza anlatılıyor.

İşte bu düşündürücüdür.

Bahse konu başlıktaki şiir sadece “düz” liselere sunum olarak verilmiyor. Ayrıca Anadolu liseleri ve İngilizce eğitim veren üniversiteler ile Sosyal bilimler liseleri  için de sunum yapılmak üzere sitede hazırlanmış.

İsyan kokan şiirin hepsini  burada verecek değilim.

Belirtilen adreste arzu edenler görebilir.

Ben burada iki mısraından söz edeceğim.

Bu hususta ilerdeki aylarda 20-30 sayfalık bir makale yazmayı planlamaktayım.

Mehmet Akif’in Balkan Muharebeleri sırasında kaleme aldığı "Ey bunca zamandır bizi te´dîb eden Allah” mısraıyla başlayan şiirin ilk iki mısraı şöyle:

"Ey bunca zamandır bizi te´dîb eden Allah;

Ey âlem-i İslâm´ı ezen, inleten Allah!"

Bahse konu internet sitesinde bu mısraın "günümüz Türkçesi" doğru olarak verilmiş.

Bu mısrada şairin ne söylediği açık.

Bu mısrada anlaşılmayan bir husus yok, zannediyorum.

Şimdi gelelim şiirin son mısraına: 

Mısra şöyle:

“Bir böyle şehidin ki mükâfatı zaferdir,

Vermezsen, İlahi, dökülen hanu hederdir!”

İlgili sitede “hanu” şeklinde yazılmış.  Farsça olan bu kelime “hanu” değil “Hun-ı” olması gerekir. Herhalde sehven yazılmış veya gözden açmış olmalı.

Bu mısraın  “günümüz Türkçesi” şöyle verilmiş:

“Artık o da yükseldi, fakat yerde ümidi:

Bir böyle şehidin ki ödülü zaferdir”.

“Günümüz Türkçesi” diye verilen bu ifadeyle Mehmet Akif’in mısraları arasında ben bir alaka kuramadım.

“Bir böyle şehidin ki mükâfatı zaferdir” ifadesi gayet açık. Yani şair burada diyor ki; Böyle bir şehidin alacağı karşılık zafer olmalıdır.

İkinci mısraın “günümüz Türkçesine” aktarılması ise tuhaf üstü tuhaf olmuş.

Kamus-i Türki’ye baktım.

“Hun” kelimesi Farsçadır “kan” demektir.

“Hunî” kelimesinin karşılığı lügatte şöyle: “kan, kan dökmeye meyilli, katil.

“Heder” kelimesine gelince, bu kelime  Arapça bir kelimedir ve Türkçemize geçmiştir.

Kamus-ı Türkî’de “heder” kelimesinin karşılığını aynen alıyorum:

 “Kanın intikamsız ve kısas yapılmadan dökülmesi, bir katlin intikamsız ve kısassız kalması, boş yere sarf olunma, birinin katlini kanunen mubah edip katilini muaheze etmeme. Eşkiyanın kanı heder olundu. (Şemseddin Sami, Kamus-i Türkî, İkdam Matbaası, Dersaadet, 1317, “Hunî” ve “Heder” maddeleri, s. 1507, 592).

Buna göre ikinci mısraın anlamı şöyle olması lazım:

“Ya İlahî, eğer zafer vermezsen dökülen kan boşa gitmiştir”.

Bu mısraın anlamı budur.

Tekrar başa dönelim.

Cenab-ı Hakk’a karşı böyle bir ifade kullanılabilir mi?

Ömer Nesefi’nin kaleme aldığı “İslam İnancının Temelleri-Akaid” kitabına lütfen bakınız.

Veya ilmiyle âmil olanlara sorunuz.

Mehmet Akif’in şiirlerini okurken dikkatli olunuz.

Son olarak;

Mehmet Akif’in ““Ey bunca zamandır bizi te’dip eden Allah” mısraıyla başlayan şiirini genç ve körpe beyinlere anlatmanın ne manası var, ben anlayabilmiş değilim.

Mehmet Akif Ersoy’un İslam halifesi Sultan II. Abdülhamid için kullandığı “Kızıl Kâfir”, “merkep”, İblis”, “kukla” ve “hayvan” gibi sıfatların “cesurca” kullanıldığı mısralara girmedim.

Demiştim ya maksadım “vikayedir”.

Okuyacak olanlara tavsiyemiz “dikkatli” olunsun.

Okuyacaksa…

Birbirimizi anlamalıyız.

Yakın tarihimizi doğru-dürüst öğrenmeliyiz.

Keşke Mehmet Akif, hayattayken kavgalı olduğu ve kavgasında haklı olduğu Tevfik Fikret’e gösterdiği “âlicenaplığı” İslam halifesi için de gösterebilseydi, keşke.

Bilindiği gibi Tevfik Fikret 1915’de öldü.

Mehmet Akif ise 1936’da vefat etti. 

Tevfik Fikret öldükten sonra O’nunla ilgili mısraları 1915 yılından sonraki baskılarından kaldırmıştı Mehmet Akif.

Ama Mehmet Akif, hayattayken defalarca baskısı yapılan Safahat’ta İslam Halifesi ile ilgili “kızıl kâfir” gibi ifadeleri kaldırılmamıştır.

Maalesef böyledir.

Keşke dönüş yapsaydı.

Yorumlar