984 Defa Okundu


  İnsanlığa bireysel ve toplumsal olarak büyük faydalar sağlayan ilimlerin en önemlilerinden biri de şüphesiz “Tarih” ilmidir. İlk insandan başlayıp günümüze kadar gelen insanları, cemiyetleri ve bunların yaşayışlarını araştırıp belgelerle ortaya koyan ve insanlık var olduğu müddetçe milletlere ışık tutmaya devam edecek olan bu bilim; tarihçilerin hayal mahsulü olmadığı gibi onların düşüncelerinin bir ürünü de değildir.
Bir devlet; dil, din, vatan, bayrak ve tarih gibi değerlerine sahip çıkmanın ve bunları korumanın şuuruna ne kadar çok erer ise tarih sahnesinde var olma süresi de o kadar uzun olur. Tüm bunlardan ve daha pek çok sebepten dolayı her toplum tarihini bilmeye, gençlerine öğretmeye ve gelecek nesillere aktarmaya mecburdur.
Tarihsiz millet, talihsiz, köksüz ve öksüz bir millettir. Bu özelliğinden ve öneminden dolayı bazı İslâm âlimleri; “Tarih ilmini öğrenmek vaciptir,” demişlerdir. Bugün Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih Camileri, Eyüp Sultan, Aziz Mahmud Hüdâyî Camii ve türbeleri, Topkapı Sarayı ve müzesi ve bu gibi nice camiler, minareler, medreseler, hanlar, hamamlar, saraylar ve türbeler olmasaydı; İstanbul böyle güzel olmazdı. Nice sultan, ulemâ, edip ve sanatkârları içinde barındıran bu İstanbul ki; milletimizin, asırların birikimi olan hayat tecrübelerinin, kültür ve sanatımızın merkezi olmuştur.
Bir millet için kendi tarihini bilmeyen, kendi tarihinden yüz çeviren hatta daha kötüsü kendi tarihine düşman olan bir nesil görmek kadar acı bir şey olamaz. Türk olmak, bir yönüyle kültürel kimliğinin hususi unsurlarını temsil ederken diğer yandan İslam medeniyetinin umumî prensipleriyle kendini zamana, mekâna ve insanlığa açmak demektir. Milletin ve milliyetin manası da bu iman ve fazilet davasının parçası olmak ve ona bağlanmaktır.
Türk umranı Türk tarihi üzerinde yükselir. Bu şuura ermiş münevver bir tarihçiyi anlatmadan geçmeyelim. Tarihimize büyük katkı sağlamış olan bu güzide insanı rahmetle anıp kendisine Fatiha bağışlayalım.
İstanbul’da doğan Mehmed Süreyya Bey tarafından 1893-1897 yılları arasında kaleme alınan, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 20. asrın başına kadar yaşamış meşhur şahıslar hakkında bilgi veren Sicilli Osmânî, bir biyografi ansiklopedisidir.
Mehmed Süreyya, devlet görevleri dışında hemen tüm mesaisini Osmanlı Döneminin ünlü şahsiyetlerinin biyografileri ortaya çıkarmaya ayırmıştır. Kendisinin açıkça belirtmemesine rağmen bu çalışmasında başlıca kaynakları arşiv belgeleri, yazma ve matbu eserler ve mezar kitabeleri olmuştur. Biyografi türünde İbnülemin Mahmud Kemal tarafından Tekmiletü’ş-Şekāik müellifi Fındıklılı İsmet Efendi, Abdurrahman Şeref tarafından Kāmûsü’l-a‘lâm müellifi Şemseddin Sâmi ile kıyaslanan Mehmed Süreyya Bey, bunlardan ilkinin takdirine, ikincisinin ise biraz insafsızca eleştirilerine hedef olmuştur. En önemli eseri Tezkire-i Meşâhîr-i Osmâniyye adıyla da anılan Sicill-i Osmânî’dir. 3000 sayfayı bulan bu eserin ilk üç cildi İstanbul’da 1308-1311 (1890-1893) yılları arasında yayımlanmış, IV. cildi tarihsiz olarak yayımlanmış, faksimile neşri ise Avrupa’da gerçekleştirilmiştir. Kısmen Osmanlı öncesi Türk-İslâm ve İslâm büyüklerine de yer verilen Sicill-i Osmânî’nin asıl konusu, Osmanlı Dönemi ricâlidir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 1899 yılı sonuna kadar yaşamış çeşitli meslek erbabının biyografilerini ihtiva eden bu ansiklopedik eser, Osmanlı tarih araştırmacılarının başlıca müracaat kitaplarından biri olmuştur. Arşiv belgeleri, hususi ve resmî vekāyi‘nâmeler başta olmak üzere diğer ana kaynaklara ve biyografi araştırmacıları için büyük önemi olan mezar taşı kitabelerine dayanması esere orijinal bir nitelik kazandırırken, hayatları hakkındaki bilgiler sınırlı olan ikinci, üçüncü ve dördüncü derecedeki kişilerden de söz etmesi Sicill-i Osmânî’nin önemini artıran bir başka sebeptir. Bazı yanlışlıklara, iltibas ve tekrarlarla bol miktardaki matbaa hatalarına ve düzensizliğine rağmen tek kişi tarafından büyük emekle hazırlanan bu tarih kaynağı, henüz aşılamamıştır. 
Eserde önce Osmanlı hanedanının erkek ve kadın bütün fertlerinden bahsedilmiş, ardından özel isimlere ve ölüm tarihlerine göre alfabetik olarak yüksek rütbeli devlet görevlileri, tarikat şeyhleri, âlimler, tarihçiler, coğrafyacılar, kurrâlar, hattatlar, mühendisler ve matematikçilerle diğer şahsiyetlere ait 20.000 civarında biyografi sıralanmıştır.
Kuruluştan itibaren zâdegân denilen ünlü ailelerin alfabetik listesi; “Tezyîl” başlığı altında bölümler ve alt başlıklar halinde padişah damatlarının, padişah hocalarının, imâm-ı sultânîlerin ve hekimbaşıların listeleri yer alır. Daha sonra Dârüssaâde ağalarından, silâhdar ağalardan ve bunun devamı niteliğinde olan Mâbeyin müşirlerinden, serkurenâ denilen yâverlerden, Mâbeyin başkâtiplerinden ve büyük mîrâhurlardan söz edilir; ardından vüzerâ, kazasker, Bâbıâli ve Tanzimat ricâlinin, şeyhülislâmların, yeniçeri ağalarının, seraskerlerin, topçubaşı ve tophâne nâzırlarının, kaptan-ı deryâların; Mühendishane, Harbiye ve Bahriye mekteplerinden yetişmiş müşirlerin listeleri bulunur. Daha sonra kalemiyye sınıfına geçilerek nişancıların, reîsülküttâbların ve hâriciye nâzırlarının, sadâret kethüdâları ve dâhiliye nâzırları ile sadâret müsteşarlarının, çavuşbaşıların ve deâvî nâzırlarının, başdefterdarların ve maliye nâzırlarının, rüsûmat eminlerinin, Evkāf-ı Hümâyun nâzırlarının, darphâne nâzırlarının listeleri verilir. Son kısımda yine alt başlıklar halinde Kırım hanlarının, Mısır ve Budin (Macaristan) valilerinin, tarikat pîrlerinin listeleri sıralandıktan sonra eserin basımı esnasında vefat eden önemli kişilerin yine alfabetik olarak kısaca hayat hikâyeleri anlatılır. Bu arada kitabın basımı sırasında devlet hizmetinde bulunan gayr-i müslim ricâle ayrıca lakabı ve şöhreti isminden daha çok bilinen kişilerin listesine de yer verilir.
Müellif, eserine aldığı kişilerin önce adını, lakabını, şöhretini veya nisbesini zikreder, daha sonra resmî hayatına geçerek eserleri hakkında kısaca bilgi verir; ardından ölüm yılını, mezarının bulunduğu yeri belirtir, evlât ve torunlarından söz eder. Bu kıymetli eserin daha kapsamlı bir hale gelebilmesi mümkünken, maalesef büyük cihangir yangınında aldığı notlar yanmıştır. Kendisinin kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. İnşallah kabri bilinirse, kendisini ziyaret edip Fatiha okumak hepimize nasip olur.

Herkese selam ve muhabbetlerimi arz ederim efendim...

 

Yorumlar