1284 Defa Okundu

Medine'de günlerimiz tatlı bir heyecan, telaş ve huşu  içerisinde geçiyor. Her vakit namazında bir nehrin kolları gibi Mescid-i Nebevi’ye akan insanlarla birlikte yaptığımız  ibadet, dua günümüzün  büyük bir bölümünü alıyor.

Kafile başkanımız Dursun Hoca, Medine'nin çevresinde bulunan önemli yerleri ziyaret edeceğimizi söyleyince heyecanımız katlandı.  İki ayrı otobüsle hareket ettik. İlk durağımız İslam tarihinde Uhut Savaşı olarak bilinen Medine'nin 5 km. kuzeyinde yer alan Uhut Dağı ve Uhut Şehitliği oldu. Nüsret Hoca tecrübe bilgi ve birikimi ile bizleri aydınlatmaya devam etti. Yeri gelmişken söyleyeyim; Hac veya Umre fark etmez rehber çok önemli. Hicretin 3. Yılında (625)Mekkeli müşriklerle yapılan bu savaşta şehit düşenler taşşız,78 sahabenin yerleri belirsiz mezarlarının bulunduğu demir kafeslerle çevrili alanın önünde durarak  Fatiha okuduk. Hz. Muhammed'in (s.a.s) sık sık Uhut Şehitliğini ziyaret ettiğini “Uhut, bizi sever; biz de Uhut'u severiz", buyurduğu bilinmektedir.

  1. durağımız Kıbletiyn Mescidi oldu. Bu mescidin İslam tarihinde ayrı bir yeri var. Müslümanlar, İslamiyet'in ilk yıllarında Mescidi Aksa'ya dönerek namaz kılıyorlardı. Hz. Peygamber gelen bir ayetle namazın tam orta yerinde Peygamberimiz(s.a.s)yönünü Kabe’ye çevirerek namazına devam etti. Bundan dolayı bu mescide iki kıbleli mescit anlamına gelen Kıbletiyin Mescidi dendi.

Şimdiki durağımız, Hendek Savaşının yapıldığı mekân... Medine ile  Mekke arası 423 km. Zamanı ve şartları düşünün... Medine’deki Müslümanları hepten  yok etmek için Yahudilerin de desteğini alan müşrikler bitmeyen kinleri, düşmanlıkları o derece gözlerini bürümüş olacak ki ne mesafe tanımışlar ne de imkan. 10 bin kişilik bir ordu ile Medine'ye yürümüşler. Hz. Muhammed'in (s.a.s) Selmani Farisi’nin önerisi üzerine bu orduyu durdurmak için şehrin surla çevrili olmayan kesimine hendek kazılmasını emretmiş. 5,5 km. uzunluğunda 9 metre genişliğinde 4,5 metre derinliğinde açılan hendekler sonucu müşrikler  hiç bir şey yapamamış, çıkan kum fırtınası karşısında da geri çekilmek zorunda kalmışlar.  İşte tam bu alandayız. Rehberimiz bizi bir yandan savaş konusunda bilgilendirirken diğer  yandan da savaş esnasında kazılan hendeklerin yerlerini, Müslümanların namaz kıldıkları, dua ettikleri yedi küçük mescidin yerlerini gösteriyor. İki rekat namaz kıldıktan sonra  hareket ediyoruz.

Gezimizin dördüncü durağı Kuba Mescidi... Peygamberimizin (s.a.s) hicret yolculuğunda Medine'ye 5 km. mesafedeki Kuba'da bizzat kendisinin de inşasında çalışdığı bir mescit inşa ettirmiş. Bu mescit, Peygamberin(s.a.s) “Her kim güzelce abdest aldıktan sonra Kuba Mescidinde iki rekat namaz kılarsa Umre yapmış gibi sevap kazanır”, dediği mescit.  Eşimle birlikte çıktığım Umrede Allah, bize de, iki rekat namaz kılmayı nasip etti.

Nusret  Hoca sözü verdi. “Hocam sana Cennet-ül Bakiyi  göstereceğim.” Cennetül Baki Mescid-i Nebevi'nin doğusunda ve hemen yanı başında bulunan Medine'nin yegane kabristanı. Bir şehrin 1400 yıllık kabristanından bahsediyorum. Şimdi sizlerin gözünde uçsuz bucaksız bir alan canlanacak;ancak öyle değil hatta ortada mezar falan da yok. Üzerinde bir veya iki taş parçası olan yerden 15 bilemediniz 20 santim yükseklikte toprak ve çakıl  yığını. Bu  benim ikinci hayal kırıklığım.  İlkini müze yapılan Medine tren istasyonunda yaşamıştım. Nüsret Hoca, Peygamberimiz (s.a.s) tarafından bizzat mezar yeri olarak tahsis edilen bu yerde Peygamberimizin (s.a.s) eşleri, çocukları, halaları, teyzeleri; amcası Hz. Abbas, torunu Hz. Hasan, hemen yanı başında İmamı Zeynel Abidin, İmamı Muhammet Bakır, İmamı Caferi Sadık'ın  kabirleri ... III. Halife Hz. Osman, Peygamberimizin (s.a.s)sürt annesi Halime, Hz. Alı’nin annesi, ehli beyt ve binlerce sahabe... “Şu çevrili yer Hz. Osman'ın kabri, şu çevrili yer de Hz. Hasan'ın kabri”. Ortada ne mezar var ne de bir yazılı taş. Nüsret Hoca, tek tek işaret ediyor  kabirleri. “Ama bu gösterdiğin küçük toprak yığınını başında bir mezar taşı bile yok" diyorum. Hoca ; vardı, vardı da söküp müzeye götürdüler diyor. Peygamberimizin(s.a.s) sık sık uğradığı ve dua ettiği bu kabristan böyle olmamalıydı, diyor ve üzülüyorum. Oysa bizim milletimiz. ölüsüne de kıymet vermektedir. Dinimizin buyruğu da budur, diye düşünüyorum...

Devam edecek...

Yorumlar