Marmaray Dindarları

Marmaray’daki ünlü 29 Ekim videosunu hatırlayalım. Sarıklı, sakallı, cübbeli bir gence karşı Cumhuriyetçi olduğunu iddia eden gençler Onuncu Yıl Marşı söylüyor, yolcunun gözlerinin içine değişik ebatlarda Atatürk resmi sokuyor. Olanları sosyal medyada paylaşmak üzere bir de videoya çekiyor.

Marmaray’daki ünlü 29 Ekim videosunu hatırlayalım. Sarıklı, sakallı, cübbeli bir gence karşı Cumhuriyetçi olduğunu iddia eden gençler Onuncu Yıl Marşı söylüyor, yolcunun gözlerinin içine değişik ebatlarda Atatürk resmi sokuyor. Olanları sosyal medyada paylaşmak üzere bir de videoya çekiyor.

 Sarıklı, sakallı ve cübbeli olan yolcunun giyiminden “dindar” olduğu anlaşılıyor. Sarık, cübbe, sakal gibi dine ait sembolleri üzerinde taşıyor. Din bir yaşama biçimidir ve tek görüntüsü Marmaray’da seyahat eden bu yolcunun ve benzerlerinin giyimi değildir elbette. Bir yaşama biçiminin görüntüsünden önce içeriği vardır, kıyafetinden önce gerekçeleri vardır. Görüntü ve kıyafet sadece sonuçtur. Aslolan görüntüye düşmeyen içeriktir. Bir hayat tarzının içeriğini yaşayanlar ve gerekçelerini benimseyenler her zaman sarıklı cübbeli ve sakallı olmaz. Kendini İslam’a nispet eden herkes dinin göstergelerini bu şekilde göstermeye kalkmaz. Belli ki Atatürk posterine, 10. Yıl Marşı’na maruz bırakılan yolcu, “sünnettir” diye böyle giyinmeyi tercih etmiş. Ona Peygamber’e tâbi olmanın yolu olarak onun gibi giyinmek anlatılmış; o da olanca iyi niyetiyle ve kararlılığıyla, toplumda aykırı görünmenin bedelini ödemeyi göze alarak, bu kıyafetle dolaşıyor.

 Gelelim “dindar” gördükleri birine, benimsedikleri ideolojinin göstergeleriyle saldıranların haline. Günlerden 29 Ekim ve Cumhuriyeti kutluyorlar. Cumhuriyet, cumhurun yani halkın bir arada, farklıklarıyla beraber yaşama biçimi. Birinin diktatörlüğüne razı olmak, onu yüceltmek yoktur cumhuriyette. Tek adam yönetimi olmaz cumhuriyetin olduğu yerde; cumhur ne derse o olur. Herkesi, inancına ve tercihlerine bakmaksızın, tek tip insan yapmaya kalkmak değildir cumhuriyet. Farklılıklara razı olmak, çeşitlilik içinde var olmayı seve seve-zoraki değil-kabul etmektir. 

 Dindar gördükleri gence saldıranlar bu cumhuriyet fikrini benimsemişler mi? Öyle görünmüyor. Ama cumhuriyeti temsil ettiğini düşündükleri sembolleri fazlasıyla üzerlerine takmışlar, yanlarında taşıyorlar. Cumhuriyetin içeriğini benimsemek yerine, cumhuriyet fikrinin kendilerince kabuklarını öne çıkarıyorlar: Atatürk posteri, Onuncu Yıl Marşı vs… Bu göstergeleri videodan görüldüğü üzere alabildiğince sivriltiyorlar. Belki kollarında “K. Atatürk” dövmesi de var. Belki arabalarının arka camında “Atam izindeyiz!” yazıyor. Yakalarında “Ata Rozeti” taşıyor olmalılar. Atkıları da Atalı. Ayrıca, Üsküdar Salacak’ta yapılan fraklı ve papyonlu Cumhuriyet Balosu’na gidiyor olmalılar. Salacak’tan Ata’nın son ikametgâhı Dolmabahçe’yi nostaljik bir heyecanla seyredecekler.

 Dindarlık, sosyolojik bir tavrın adıdır. Benimsediği ideolojinin içeriğinin sorumluluğunu almak yerine, o ideolojininsembollerine sarılarak ideoloji üzerinden taraftarlık üretir “dindar”lar. Benimsedikleri fikri bayraklaştırır dindarlar. İdeolojiyi tümüyle gösteriye dönüştürerek, içeriğe dair açıklarını kapatmak isterler. Hangi fikri benimserse benimsesin, dindarların derdi düellodur, cepheleşmedir. “Biz öyle değil, böyleyiz!”i kolay okunan, çabuk anlaşılan, hemen fark edilen parlak bir etikete dönüştürerek rahatlarlar.

 Dinin içeriğini kıyafetine taşıyarak var olmak isteyen delikanlı ne kadar “dindar”sa, cumhuriyetin içeriğini postere yükleyen, eskilerde kalmış bir “marş”a kazıyan, frak ve papyonla somutlaştıran, balo töreni ile şekle dökenler o kadar “dindar”dır.

 Yine de dindar delikanlının hakkını yemeyeyim. Temsil ettiğini düşündüğü hayat tarzının içeriğine de olağanüstü sabrıyla adandığını gösteriyor.Kendisini taşlayanlara karşı “Onlar bilmiyorlar ya Rab, onları bağışla…” diyen peygamberce duruşu ayağa kaldırıyor. Kendisini dışlayanları dışlamaya kalkmıyor, kendisini taciz edenleri taciz etmeye tenezzül etmiyor. Olgunlukla karşılıyor durumu; sessizce bekliyor. Kendisini düşman belleyenleri düşman bellemiyor. Öbür türlü yapsaydı, saldırganın yaptığının aynısını yapar ve böylece saldırganını kendine öğretmen yapardı.

 Sosyolojik anlamda, “dindarlık” her alanda mümkün. Anlı şanlı videoda gönüllüce sergilendiği üzere, yüzeyselliğin ve sığlığın yüceldiği yerde, el çabukluğuve kolaycılığın öncelendiği hallerde dindarlık işler.Varlığının kendisine borç verildiğini fark ederek, bu borca minnetini ifade eden bir insan, kendisinin “dindar” diye tarif edilmesine razı olmaz. Olmamalı da. İçinden gelen o muhteşem minnet duygusu ve hayret heyecanı hiçbir kalıbın ve çerçevenin içinde yer almaz; kılığa kıyafete dökülmez. İçerik sahibidir çünkü. Görünmeyen, göstermediği, göstermeye kalkmadığı içsel gerekçeleri vardır.

 Varoluşun ihtişamına hayret ve minnetle mukabele etmek için kıyama kalkmak, rükua eğilmek, secdeye baş koymak,  “adam gibi adam olma” çabasıdır. Kaldı ki her namazda elini bağlayan o delikanlı-eğer farkındaysa-“Hamd olsun Allah’a, âlemlerin Rabbine…” derken, çeşitli ve farklı olmaktan memnuniyetini aklına kazıyor olmalı… “Müslümanların Rabbine…” değil, “sünnilerin Rabbine” değil, “Türklerin Rabbine…” değil, “âlemlerin Rabbine” minnetini seslendiren, âlemdeki her hale razıdır; herkesin olduğu gibi olmasından memnundir; kökünden cumhuriyetçidir. Hem 29 Ekim’i beklemez de. Okunan her ezandan sonra,ruhunu muhteşem bir özgürlük heykeli olarak diker yeryüzüne: “İyyaken’abudu ve iyyaken’estain!”  “Kula kul olmayız, kulu kul etmeyiz!”

 

 

Yorumlar