5964 Defa Okundu

Tekrar dönelim “fark” meselesine.

Maksadım “farkı” ortaya koyarak öne çıkmak falan değildir.

19. asırda tavan yapmış ve Cumhuriyetin ilk yıllarında bir kısım öğretmen/müdürlerin ilkokullarda pazartesi ve Cuma günleri toplu merasimlerde öğrencilere; “Çocuklar Allah’tan şeker isteyin” diyerek kendince (haşa) Allah’ın “olmadığını” ispat etmek için “şimdi benden şeker isteyin” hezeyanını hatırlatırcasına “geviş” getirenler var.

Şu “şeker istemek” meselesini biraz açayım.

1930’lu 1940’lı yıllarda bir kısım ilkokullarda toplu merasimlerde okul müdürü öğrencilere “Çocuklar Allah’tan şeker isteyin” der. Çocuklar “Allah’ım!  bize şeker ver!” diye bağırırlar. Biraz beklenir. Okul müdürü tekrar müşahhas (soyut) kavramı henüz inkişaf etmemiş öğrencilere “Çocuklar şimdi benden şeker isteyin!” der. Öğrenciler hep birlikte “Örtmenim ! bize şeker ver!”. Böylece okul müdürü /öğretmen kendince “Allah mefhumunun bir hurafe” olduğunu çocuklara şeker atarak “ispat” etmiş olur.

Ülkemizde  bu hezeyanı hatırlatan davranışlara şahit olmaktayız, bazen.

Bu “geviş” getirenlerin sıfırlanmasını falan bekliyor değilim ama ülkemizde ve dünyada inandığını yaşayan ve sosyal barışın teminatı olanların var olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Hayat mücadeledir.

“Dışkısını yediğini” ifade eden akademisyenler olduğu gibi temiz beslenen akademisyenler de vardır/olacaktır, bu ülkede.

Şefaate inanmayan, Kur’an-ı Kerim’in “güncellenmesini” gündeme getiren, ayet beğenmeyen ve halkımızın tertemiz hissiyatını süfli menfaatine alet edenler olduğu gibi inandığını samimi şekilde yaşayan ve beden diliyle çevresine örnek olan insanlar var, bu ülkede. 

İslam’a saldırarak “geviş” getirenleri görmeli ve onlara dikkat ettiğimiz gibi inancımızı mihraptan yıkmaya azmetmiş olanları da tanımalı ve tedbirli olmalıyız. Herkes misyonunu icra edecektir.

Dedik ya, bu dünya mücadele sahasıdır. 

Hepimiz imtihan alanındayız ve “kazanmak”  için gayret etmekle mükellefiz.

Müslümanın yapması gereken temel davranış şekli; iki günü eşit olmamalıdır.

Müslüman araştırır, üretir, öğrenmeye açıktır.

Müslüman olmayan da üretir, öğrenmeye açıktır. 

Peki, “fark” nedir?

Müslüman araştırırken, üretirken ve öğrenmeye açık olurken küstah olmaz.

Buraya lütfen dikkat: Müslüman kâinatı araştırır ve aklını kullanır fakat küstah olmaz.

Küstahlaşmadan da araştırma yapılır/yapılmalıdır.

Ayrıca Müslüman ortaya koyduğu icadın insanlığın faydasına olmasına dikkat eder.

Müslüman olmayan ise ortaya koyduğu ve icat ettiği buluşun insanlığın faydası veya zararına olması umurunda değildir.

İşte koronavirüs vakası örneği.

Hep birlikte ve dehşetle müşahede etmekteyiz. 

Batı dünyası veya Çin’in laboratuvarlarında yüz yıldan beri “mikrop”  çalışmaları yapılıyor. Batı’da Sanayi İnkılabından sonra elde edilen maddi imkânlar sayesinde sömürgeciliğin tesis edildiğini bilmeyen var mı?

Amerika kıtasının keşfinden sonra oradaki yerlilerin “mikrop” ile yok edildiğini bilmeyen var mı?

Dostlar!

Yeri gelmişken bir yazar tavsiye edeyim: Cevat Rıfat Atilhan.

Merhum Atilhan’ın kitaplarını  okuyunuz. Mesela şu anda bütün dünyanın gündemini teşkil eden “mikrop” konusunda Atilhan’ın bazı tespitleri vardır. Atilhan, bir  doktor değil fakat namuslu ve objektif bir müşahittir.  İyi bir gözlemcidir. Milli Mücadele dönemi ve Cumhuriyet ilk yıllarıyla ilgili objektif tespitleri olan ve kitapları okunması gereken bir fikir adamıdır.

Atilhan, Europe Amerique gazetesinden naklen diyor ki, “ Cebelitarık’taki laboratuvarlarda bazı mühim deneyler yapıldığını okuduk… Siyonistler son birkaç seneden beri (muhtemelen 1940’lı yıllar. ÖA)ilmî bir şekilde mikrop harbine hazırlanmakta idiler. Sırf bu gaye için Filistin’de mükemmel bir laboratuvar meydana getirdiler”. (Farmason, s. 39) 

Şimdi diyeceksiniz ki, “İyi ama bu koronavirüs Avrupa kıtasını da vuruyor. Bunun izahı nedir?

Evet, Koronavirüs mikrobu üretenleri de vuruyor şu anda.

Anlaşıldığı kadarıyla laboratuvarda koronavirüs denilen mikrop üretilirken kuvvetle muhtemel bir “kaza” oldu. 

Ve bu mikrop kontrolden çıktı.

Kibriti çakarak yangını çıkarırsınız ama söndürmek mümkün olmayabilir.

Şimdi tam da bunu yaşıyoruz.

İşte benim ifade etmek istediğim “fark” budur.

Müslüman ile Müslüman olmayanın “farkı” burada tebellür eder.

Bütün bunlara rağmen halâ bir kısım insanımızın “muasır medeniyet” diyerek “geviş” getirmesi tuhaf değil midir?

Bu “geviş” getirenlerin bir kısmının “İslam” denilince akıllarına İran  gelmesi, bunların İslam’a mesafeli olmasından veya çevre şansızlığından kaynaklandığını düşünebiliriz.

Peki, sevgili peygamberimizi ve onun güzide eshabını referans alanlara “merdiven altı” şeklinde “boğmaya” çalışanlara ne demeli?

Efendiler!

Bu ülkede herkes inandığı şekilde yaşamaya hakkı vardır ve olmalıdır.

Zararını kendine verecekse (arzu etmeyiz ama) kendisi bilir.  Kendi düşen ağlamaz demiş atalarımız.

Koronavirüsü  vakası hepimizi ve bütün dünyayı derin derin tefekkür ettirmelidir.

Yorumlar