4640 Defa Okundu

Hepimiz insanız.

Herkesin farklı seviyede istiap haddi var.

Herkes “kendince” doğru bildiğini müdafaa ediyor/etmelidir/edecektir.

Herkeste akıl, fikir ve muhakeme kudreti var. 

Tv’nin birinde  eski tüfek bir Marksist, “konuğuna” soruyor: “Önümüzde Ramazan var. Koronavirüs orucu nasıl etkiler?”

Programcıyı öteden beri tanıdığımız için beklediği cevabı tahmin etmek zor değil. Beklediği cevap “Oruç sağlığa zarar verir/vermelidir. Özellikle şu günlerde bütün dünyayı esir almış durumda olan koronavirüs nedeniyle oruç tutulmamalıdır (!)”

Böyle bir cevap bekliyor, programcı.

Fakat doktorlar “beklenen” cevabı vermiyor.  Doktorun biri diyor ki, “Oruç tutulmalı. Sıhhat için oruç çok faydalı”.

Programcı  şaşırıyor ve “zıplıyor” (belli etmemeye çalışarak) “Ya öylemi, nasıl olur?” gibisinden lafı geveliyor.

Diğer doktor, orucun sıhhate iyi geldiğini teyit babında devam ediyorÇ “Ben araştırma yaptım. İnsanlar oruçlu olduğu günlerde yapılan kan tahlillerinde şaşırtıcı şekilde insan sağlığına olumlu katkılarını bizzat tanık oldum”.

Dostlar!

Bu anekdotu niye verdim?

Son bir aydır bütün dünya çıplak gözle görülemeyen bir mikrobun esiri olmuş vaziyette.

Şayet “okuyabilirsek”. hayat denilen. insanın doğumuyla vefatı arasındaki “sayfalarda”. görülmeye/fark edilmeye/  ibret almaya seza o kadar şey var ki.

Elbette şunu beklemiyorum: Herkes aynı irfanda, idrakte ve şuurda olamaz. Zira hayat ile memat arasındaki “sayfalarda” muhatap olacağımız pek çok şey hepimizin imtihanıyla ilgilidir ve farklı “puanlar” ile karşılık bulur/bulacaktır.

Meramım şudur:

Ben bir Müslüman olarak/olmaya çalışarak; Koronavirüs ile mücadelede takındığım tavır şöyledir:

Öncelikle ve  daima hatırımdadır ki, sıhhatimize azamı dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Sağlık hususunda tavsiye edilenlere harfiyen uymak gerekir. Hijyene dikkat edilmeli. Dengeli beslenilmeli. Kâfi derecede uyku alınmalı. Gerektiği yerlerde mutlaka maske takılmalı. Sosyal mesafeye riayet edilmeli.

İnancım gereği bendeniz bunlara dikkat etmeliyim.

Sadece bunlarla iktifa yeterli  mi?

Hayır!

Koronavirüs aşısı ile ilgili olarak Müslümanlar araştırma yapmalı. Ayrıca bu araştırmaya paralel olarak dünyadaki gelişmeleri dikkate takip etmeli.

Zira ben bilirim ki, Sevgili peygamberimiz  “İki günü eşit olan aldanmış” buyurduğu gibi “İlim Çin’de de olsa gidiniz, alınız” buyurarak bize hedef göstermiş.  

Buraya kadar ifade ettiğim hususlarda koronavirüs ile mücadele çerçevesinde, kendini  “ateist” olarak ifade eden biriyle sevgili peygamberimizi ve O’nun güzide eshabını referans olan arasında  fark var mı?

Fark yok.

Ben bir Müslüman olarak koronavirüsün aşısıyla ilgili çalışmanın İslam memleketlerinde olmasını ve özellikle Türkiye’de olmasını arzu ederim.

Bu arzumun temelinde, mensubu olmaya çalıştığım Ehl-i sünnet İslam anlayışının vermiş olduğu “can emanettir. Ona ihtimam gösterilmelidir ”düsturu yatar.  İmam-ı Şafi hazretlerinin “Haram-helal ilminden sonra tıp ilminden daha yüksek bir ilim tanımıyorum” prensibi var.

Şimdi soruyorum:

Ben Müslüman olarak/olmaya çalışan biri olarak Koronavirüs ile mücadelede kendini “ateist” olarak ifade edenden farkım var mı yok mu?

Hem farkım var hem de artılarım var.

Ben diyorum  ki, doktorlarımızın tavsiyelerine harfiyen uyulmalı.  Bunları yukarıda ifade ettim. Yukarıda ifade ettiğim tedbirlerin haricinde manevi tedbir de alınmalı.

İşte sözünü ettiğim manevi tedbirler “farktır”.

“Manevi tedbir” ifadesiyle “dans, çalgı ve türküyü” kast etmiyorum.  “Müzik ruhun gıdasıdır” diyenlerden asla değilim. Böyle tercihte bulunanlar var ülkemizde. Bu, onların tercihidir. Kanaat-i âcizanemce “müzik ruhun gıdasıdır” ifadesi, inancını yaşamaya çalışan ve Ehl-i sünnet anlayışını hayatına tatbik etmeye gayret eden bir Müslümanın tasvip edeceği bir tercih değildir.

Dinlerarası  diyalogcular açısından “fark etmeyebilir” (!)

Hem kilisede mum yakan hem de camide kameralar önünde “namaz kılanlar” açısından da fark etmeyebilir.  (!)

Manevi tedbir nedir bilir misiniz dostlar!

İnanarak ve samimi olarak Allah’a dua ve iltica etmektir. Maaşlı memurlarla ve kerhen hoparlörlerde sesli dualarla olmaz bu iş.

Dua yapılmasın demiyorum/diyemem.

Hoparlörle sesli dua yapanların hepsini samimiyetsizlikle asla itham edemem.  İçlerinde çok samimi insanlar vardır.

Ama siz, ezanı “temkinsiz” okursanız/okutursanız, ben nasıl güveneyim size?

Her Müslüman bilir ki;  vakit, namazın temel şartlarından biridir.  Namaz vakit girince kılınır. Ezan, namaz vaktini bildiren İslamî bir şiardır. Namaz saatle değil vakitledir.  “Temkin” ihtiyat demektir ve ihtiyat hassasiyetle ilgilidir. Sevgili peygamberimizin tatbik ettiği bir usuldür. 1970’lı yıllara kadar bütün takvimlerde “temkin” uygulaması vardı. 

Ne var ki, bu “temkin” uygulaması 12 Eylül 1980 darbesinde kaldırıldı.

Ve halen “temkinsiz” ibadet uygulaması  bir-iki takvim dışında devam etmektedir.

Darbecilerden İslamî hassasiyet  falan beklemiyorum  zaten. 

 Bir Müslüman olarak beni dilhün eden şudur ki;  Darbecilere bu İslamî hassasiyetin (temkinsiz ibadet)  kaldırılması için “fetva” verenlerin olması ve bunların İslamî libas içinde olmaları.

Ve maalesef darbecilerin kulağına “temkin” uygulamasının kaldırılması için “fetva” verenler  DİB tarafından muhtelif şekillerde ödüllendirilmiştir.

Sadece DİP tarafından mı?

Son 15-20 sence içinde bu ve benzeri uygulamalarla Müslümanların tertemiz hissiyatını bulandıranlar siyasi merciler tarafından taltif edilmiştir.

Yazık, çok yazık !

Benim bunları bir Müslüman olarak sormaya hakkım yok mu?

“Temkin”  vakti dikkate alınmadan okunan ezan ile (namaz vakti girmemiş ise) kılınan namazın vebalı olmayacak mı?

Koronavirüs sebebiyle “iptal edilen” Cuma namazının,  Cumhurbaşkanlığı binasında ,”VİP tarzı”  kılmak, kameraların önünde  “eda” edilen namazlar, hutbelerde “zaman darlığından dolayı (!)” Hulefa-ı Raşidin’in” isimlerinin zikredilmemesi ve yakın zamanlara kadar  (Allah indinde hak din İslam’dır) ayet-i kerimesinin okunmamasını  gibi hususları geçiyorum.

Bu ve benzeri hususları gündeme getirmek, bu ülkenin bir vatandaşı olarak anayasal hakkım olduğu kanaatindeyim.

 

 

 

 

Yorumlar