Fransa Cumhurbaşkanını eleştiren sayın Cumhurbaşkanımız iki sene önce Mart 2018’de şöyle demişti: “Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız”. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın Macron’a gösterdiği “sen kimsin ki, İslam’a ayar veriyorsun?” tepkisi milletimizin yüreğine su serpti ama kendisinin iki sene önce söylediği bu sözü nereye koyalım?

Geçtiğimiz günlerde (6 Ekim 2020) Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Macron'a öyle bir cevap verdi ki, nasıl sevineceğimi şaşırdım.

İçim içime sığmadı.

Haykırmak istedim: Avazım çıktığı kadar.

Ne kadar sevindiğimi tahayyül edemezsiniz.

Önce Macron ne demiş bakalım:

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Ekim ayının ilk haftasında katıldığı bir toplantıda 'İslam, bugün dünyanın her yerinde kriz yaşayan bir dindir' demiş.

Şöyle devam etmiş Macron: 'Laiklik, birleşik Fransa'nın çimentosudur'.

Hızını alamamış Macron Fransa'daki imamlar için 'reform' yapılacağını ifade etmiş.

Fransa Cumhurbaşkanı bunları söylemiş.

Bizim Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan Macron'a öyle bir cevap vermiş ki, sevincimden evin çatısına çıkıp haykırasım geldi.

Duygularıma tercüman oldu Sayın cumhurbaşkanı Erdoğan.

Dedi ki, Sayın Erdoğan 'Sen kimsin ki, İslam'ın yapılandırılmasını ağzına alıyorsun?

Sonra şöyle devam etti Sayın Cumhurbaşkanımız:

'İslam krizde açıklaması saygısızlıktan öte açık bir provakasyondur. Fransız devlet başkanı olarak 'İslam'ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir'.

'Edepsizliktir, hadsizliktir' dedi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan!

Bir Müslüman olarak nasıl sevinmem ben?

Erdoğan bu konuşmayı Beştepe Millet kongre ve kültür Merkezi'nde Camiler ve Din görevlileri haftası programında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu tepkisi milletimizin duygularına tercümandır.

Zira biz biliriz ki, Türk milleti sadece Müslüman değil aynı zamanda bin yıl İslam'ı temsil etmiştir.

Ayrıca 'Türk' demek 'Müslüman' demektir.

Beş asırdan fazla Balkanlarda hakimiyet kurmuş olan Osmanlı atalarımız döneminde oralarda İslam'ı seçen Balkanlılara 'Türk oldu' denilirdi.

Keşke Sayın Cumhurbaşkanımızı ilk defa duymuş olsaydım.

Keşke Sayın Cumhurbaşkanımızın daha önceki konuşmalarını bilmemiş olsaydım.

'Bilmek' bazen böyle insanın sevincini kursağında bırakıyor.

Herkesin bildiği şeyler benim 'bildiğim'.

Şöyle ki;

Fransa Cumhurbaşkanına 'posta koyan' sayın Cumhurbaşkanımız iki sene önce Mart 2018'de şöyle demişti:

'Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız'

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın Makron'a gösterdiği 'sen kimsin ki, İslam'a ayar veriyorsun?' tepkisi milletimizin yüreğine su serpti ama kendisinin iki sene önce söylediği bu sözü nereye koyalım?

Yani Sayın Cumhurbaşkanımız Macron'a 'İslam'a ayar verilecekse biz veririz mi' demek istiyor?

Bu cümleden siz ne anlarsınız?

'14 asır önceki hükümleri bugüne uygulayamazsınız' ifadesini nasıl anlarsınız?

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Macron'a 'Sen kimsin ki, İslam'a ayar veriyorsun' ifadesini şöyle mi anlayalım:

2018'de İslam'ın 'güncellenmesi' gerektiğini söylemiştim ama hata yapmışım. Ve bu hatamı Mackron'a haddini bildirerek, milletimden özür diliyorum.

Böyle mi anlayalım?

Aynı konuşmanın başka bir yerinde Sayın Erdoğan şunları söylüyor:

'Bizim ağzımızdan bugüne kadar Hristiyanlığın yapılandırılması diye bir şey duydunuz mu?'

Sayın Cumhurbaşkanı yerden göğe kadar 'haklıdır'.

Allah için hakkını teslim edelim.

Sayın Cumhurbaşkanımız iktidara geldiğinden beri Hristiyanlığın 'yapılandırılması' hakkında tek kelime etmemiştir.

Sadece bu kadar değil.

Cumhuriyet tarihinde ilk Süryani kilisesinin temelini atmıştır Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan.

Cumhuriyet tarihinde 'ümmetin lideri' (Uygur Türkleri hariç) olarak ifade edilen Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ilk defa bir kilise temeli atmıştır.

Hem de 'besmele' çekerek.

Bu yönüyle yerden göğe kadar haklıdır Sayın Cumhurbaşkanımız, Hristiyanlık hakkında ağızından tek kelime çıkmamıştır 'Hristiyanlığın yapılandırılmasıyla' ilgili olarak.

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a tepkisinin özünde; Biz dinlerarası diyalog ile İslam'ı güncellemeye başlamıştık. Sen kim oluyorsun?' mu demek istiyor?

Hatırlayalım:

Ak Parti iktidarının ilk 10 yılında Diyanetten sorumlu bir Bakan vardı.

Kur'an-ı Kerim'in yarısının tarihsel olduğunu söylüyordu.

Kelime tevhid'in ilk cümlesini söyleminin Müslüman olmak için 'yeterli' olduğunu ifade ederek, 'Hristiyan Müslüman' kavramını peydah etmişlerdi.

Türkçe olimpiyatlar gırla gidiyordu.

Şu anda Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare kurulunda üye olan Ak Parti kurucularından biri, kız-erkek karışık şarkılar söyleyerek dinlerarası diyalog pazarlarını göz yaşlarıyla seyrediyordu.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bu dönemini keşke bilmeseydim.

Bunları bilmemiş olsaydım Sayın Cumhurbaşkanımızın Macron'a koymuş olduğu 'posta' sebebiyle ne kadar sevinmek isterdim, bir bilseydiniz..

2006'da domuz etini 'kasaplık' et haline getirildiğini keşke bilmeseydim.

'Ben ne Sünni'yim ne de Şia'yım' sözünü keşke bilmemiş olsaydım.

Bu söz İslam'a 'ayar' vermek olmuyor mu?

Milli bir bela olan Selefiliğin mezhepleri ve tasavvufu reddederek milletçe birlik ve bütünlüğümüzü tehdit ettiğini söylemeye gerek var mı?

Sayısı 100'ü geçen ilahiyat fakültelerinde ders veren 'ayet beğenmeyen' bir kısım akademisyenlerin Sayın Cumhurbaşkanımızın 'ne Sünni'yim ne de Şia'yım' sözünün altına imza atarım dediklerini keşke bilmemiş olsaydım.

Bu tip ilahiyatçılar İslam'da reform yapmak istemiş olmuyorlar mı?

Fransa Cumhurbaşkanına 'posta' koyuyoruz ama bizim ülkemizde yapılanlar nedir?

Hocaların temel görevi siyasetçileri gerektiğinde ikaz etmek olduğu halde 'Allah kendini sürekli övüp duruyor, bıraksın da biz övelim' diyen bir akademisyen, Sayın Cumhurbaşkanına 'yağcılıkta' türünün emsalsiz örneğini verdiğini keşke bilmeseydim.

Ben bunları bildiğim için Sayın Cumhurbaşkanımızın Fransa Cumhurbaşkanına 'posta' koymasına sevinemiyorum.

Bazı şeyleri bilmek pek iyi değil, görüldüğü gibi.

Bakınız sevincim kursağımda kaldı.

Tevekkeli 'unutulma hakkı' diye bir düzenleme yapıldı yakın zamanlarda.

Herhalde bundan dolayı olsa gerek bu.

Unutacaksın dünü.

Diyeceksin ki, 'Dün, dündür. Bugün bu gün'.

O kadar.

Ne diyordu Sayın Cumhurbaşkanımız aynı konuşmada:

'Dinde reform aslında totaliter toplumların alamet-i farikasıdır'.

Fetö ile birlikte, Ak Parti iktidarının 15 Temmuz öncesinde ülkemizde dinde reform yapmaya başladığını bilmeyen var mı?

Bazı ayetlerin 'tarihsel' olduğunu söyleyen Diyanetten sorumlu bakanlar olmadı mı bu ülkede?

Bunlar İslam'a 'ayar vermek' olmuyor mu?

Öyleyse şu soruyu soruyorum ve cevabını okuyucularımın derin idrakine bırakıyorum:

15 Temmuz öncesinde dinlerarası diyalog ile hutbelerde 'Allah indinde son hak din İslam'dır' ayetinin okutulmaması, Diyanet İşleri Başkanlığında 'dinlerarası diyalog' ofisinin olup olmadığı ve son olarak diyanet işleri Başkanlığının İran ile bir sene önce imzaladığı 'dini işbirliği' anlaşması ile ne yapılmak istendiğini merak ediyorum.

Vesselam...