748 Defa Okundu

Pişmeli azizim pişmeli insan dediğin. Ham olan hiçbir şeyin işlenmesi kolay değildir de, pişmemiş ve üstelik bir de küstah olan İnsanın işlenmesi hepten mümkün dışıdır.

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, yukarıda şikâyetini yaptığım insan tipolojisinin güncel versiyonu konumundadır. Nedeni, niçini, nasılı ve hangi saiklerden hareketle gibi bir sürü soruların cevapsızlığı bir kenara, bu denli ham bir kişinin bu denli şımarık ve küstah hal, tavır ve söylemleri, az evvel açıklamasını yaptığım sakat işleyişin tabi tezahürü gibidir.

Ülkemizin en büyük yanılgısı, başarıyı, belli bir puana, oy, ya da yüzdelik dilim içerisine girmek olarak tanımlamasında yatmaktadır. Oysa başarı, aldığınız oyun sayısı ya da yüzdelik olarak kaça tekabül ettiği değil; mevcut sayısal değeri göğsünüz de ne kadar yumuşatabildiğiniz, ne kadar dingin karşılayabildiğiniz, ne kadar egonuza sahip olabildiğiniz ve ne kadar tevazu kanatlarınızı salabildiğinizle orantılıdır.

Eğer aldığınız oy ve bu oya tekabül eden yüzdelik rakam egonuzu, ihtiraslarınızı, şımarıklığınızı cilalamış ve üstten bakan, tepeden inmeci, kaba ve küstah tavırlar sergileme noktasında size cesaret vermiş ise, siz, ham bir kişi ve bu hamlık dolayısıyla başarılı değil, rakamları kaldıramamış, yüzdelik dilimler arasında sıkışıp kalmış bir zavallısınız demektir.

Bu hamlık, pişmemişlik, görmemişlik ve dolayısıyla doymamışlıktan hareketle ‘’ bana ve benim tarzıma alışacaklar ‘’ gibi küstah, kaba, itici, edep ve ahlaktan yoksun sözleri söyleyebilme cüreti de kendine önemli bir alan bulmaktadır.

Birbiri ardına yenilip yutulması mümkün olmayan hataların sahibi utanmak, arlanmak ve özür dilemek bir kenara, seçim sonuçlarını eline almış bir sokak kabadayısı görüntüsü vermekten yana imtina da edecek gibi durmamaktadır.

Her ne kadar kendi cenahında kimi yazarların okkalı yazılarının suratında patlamışlığından bir ders alır ve kendisine çeki düzen verir mi bilinmez ama başarıyı sindirememek kaybetmekten daha büyük felakettir gerçeğini, birilerinin suratına suratına çarpması gerekmektedir.

Seni oralara getiren bu halk, bu denli jakoben, ukala, üstten bakan, ben ne dersem ve ben ne yaparsam doğrudur, haktır ve hepiniz tabi olacaksınız cinsinden bir edep tanımamazlığın faturasını kesmesini bileceğinden yana kimselerin kuşkusu da olmasın.

İnananların, güvenenlerin ve sempati duyup beklenti içerisine giren milyonların ellerinde patlayan bir balon olduğu iddiaları ete kemiğe bürünürken, bütün bu yaptıkların ve sonucunda yapılan uyarılardan ders alacağına dair zerre kadar inanç taşımadığımın da altını çizmek istiyorum.

Zerre kadar inanç, umut ve beklenti içerisinde olmadığımın altını çizerken; ham olmuşluğunun, pişmemişliğinin, görmemiş, doymamış  ve dolayısıyla mal bulmuş mağribi cinsinden tepinmeye devam edeceğin gerçekliğidir beni böylesi bir izlenim, kanaat ve inanca sürükleyen.

Alman gereken sert, uzun ve yokuş bir yol varken, pişmen için haylice emek verip önemli bedeller ödemen gerekirken, bir an da ülke gündemine oturmuş ve bir an da koca bir metropol kente başkan adayı gösterilirken, hamlığını hesap edemeyen milyonlar, kurumuş dalın kırılacağı gerçekliğini bir kez daha yaşamış durumdalar.

Az evvel de söylediğim gibi bunca yaşanılanlardan, bunca kırıp dökmelerinden, bu denli küstah hal, tavır ve söylemlerinden ve bütün bunların sonucunda hakkın da yazılmış okkalı yazılardan nasibine düşeni alır ve kendine çekidüzen verir misin? Zerre kadar umut taşımıyorum.  Ama eğer kendine gelir ve yapman gerekenlerin farkına varır, hamlığına bir an evvel son verir, İstanbul gibi sayısız ve devasa sorunları olan bir kente merhem olacak cinsten dokunuşlar yaparsan eğer, sana inanmamış, sana güvenmemiş ve haliyle oy vermemiş bir kişi olarak en çok benim sevineceğimden, benim mutlu olacağımdan yana emin olabilirsin.

Ve emin olabilirsin ki, göstereceğin pozitif bir devinim ve dönüşüm ve bu dönüşüm sonucunda rasyonel hamlelerin yine bu köşe de hak ettikleri iltifatı da alacaklardır.

Top siz de sayın başkan…

 

Yorumlar