Kurnaz fakat akılsız...

Üstad merhum Mehmed Şevket Eygi’nin de fakirin de bir türlü anlatamadığımız mühim bir konudur: Zekâ ile akıl ayrı şeyler. Çok kurnaz biri aynı zamanda çok akılsız biri olabilir.

Üstad merhum Mehmed Şevket Eygi’nin de fakirin de bir türlü anlatamadığımız mühim bir konudur: Zekâ ile akıl ayrı şeyler. Çok kurnaz biri aynı zamanda çok akılsız biri olabilir.

Müsaadenizle bir fıkra anlatayım: Bizim meşhur kurnaz tilki bir gün kürk avcılarının tuzağına düşer... Oradan kurtulmak için de duâya başlar: “Ya Rab beni kurtar tavuklara 3 hak (ölçek) buğday vereyim ellerimle, yeter ki kurtar” diye uzun uzun yakarır Yaradana...

Sonra da nasılsa kurtulur... Lâkin huylu huyundan vazgeçmezmiş... Daha beş on adım atmışken dönüvermiş:

“Sanki buğday ambarın var, sane ne tavukların rızkından, sen kendi rızkına bak... Allah isterse tavuklara yüz hak buğday verir..” diyerek vicdanını rahatlatmış ve elbette Allah’ı değil kendini kandırmış. Sonra vakit kaybetmeden kümes aramaya başlamış.

Derken tabi ilâhî adalet, başka bir tuzağa yakalanmış... Fakat bu seferki yamanmış. Canı yanıyor, yarasından da kan fışkırıyormuş!

Can havliyle ve son bir umutla yeniden duâya başlamış: “Seni kandırmak mümkün mü, hem beni sen böyle yarattın, ne mal olduğumu bilirsin... Ben cezalandırılmayı değil, kurtarılmayı umut ediyorum” demiş.

Faydası olmamış, kurtulmak mümkün değil... Artık burda öleceğine kanaat getiren tilkinin aklı başına gelmiş, tövbeler edip canını teslim etmiş...

**

Fıkrayı Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun ayılışları, yeni parti çalışmaları için anatıyorlar...

Kurnazlık siyasetin olmazsa olmazı... Safdil veya saftirik, patavatsız, hesapsız insanlardan politikacı olmaz. Lâkin salt kurnazlık, Müslüman siyasetçi için olduğu kadar diğerleri için de yeterli değildir.

Kişi kurnaz olduğu kadar, akıllı da olursa hem siyasetin alâsını yapar, hem devlet ve milletine hayırlı olur.

Bizdeki siyasette üç şey öne çıkıyor: Kurnazlık, yalakalık, lafla dövüş sanatlarını iyi bilmek (demogoji ustası olmak). Oysa bunların her üçü de ülke ve millet için hayırlı sonuçlar doğurmaz..

Türkiye şartlarında kurnazlık ve yalakalık siyasetçiyi başkanla yakınlaştırır, parti içinde belirli bir konuma getirir, siyasetçi “álâ , iyi yaptım, mevkimi kaptım” der ama bu gaflettir...

Dövüşmekse belâdır, siyasetçiler vuruştukça toplum da kamplara ayrılıp birbirleriyle savaşır!

Yukarıda zikredilen eşhas (müşarünileyh desem anlaşılmayacak vulgarize ediyorum) ne kendilerine ne ülke ve millete hayırlı olamadılar, olamayacaklar da... Kurnaz tilki misâli; kendilerini ve saftirikleri kandıracaklar fakat sonunda tebahür edecekler..

Kâhin olmaya ne hacet... Azıcık feraset yeterli...

“Birader ağır ol bakalım, ya iyi işler yapacaklarsa? Adamlar boş değil. Devlet umuru görmüşler..” denilirse:

Onlara derim ki, önce Kur’ân’a sonra Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem), toplum idaresi, idarecilerin özellikleri, mesuliyetleri hakkında uyarılarına baksınlar, yerli-yabancı eserleri okusunlar. Fakat en az birkaç klasik ve sair kitap okumadan konuşmasınlar...

On kişiye baş olan çetin bir hesap verecek!. Siyasetçi dediğin ünlü Alman şansölyesi Bismarck gibi, merhum Kahveci, Muhsin Yazıcıoğlu gibi.. Ve devlet adamı da Recep Yazıcıoğlu gibi olmalı. 

Yorumlar