11304 Defa Okundu

Bir önceki yazımızdaki konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz:

V- MUSTAFA ÖZTÜRK’E SORULAR

Biz M. Öztürk’ün Kuran üzerinde gereği gibi araştırma yapmadığını, ona gönül vererek, samimi bir inançla yaklaşmadığını düşünüyoruz.

Aksine oryantalistlerce yazılmış, Kuran’ı tenkit eden makalelerle iştigal edip, onların tesirinde kaldığını, bu sebeple de -kendisi de tefsirci olduğu halde-tefsirin ruhuna ters düştüğünü düşünüyoruz.

Bu münasebetle, etkisinde kaldığı o oryantalistlerin hurafelerini “ilim” diye Müslüman Türk milletine yutturmaya kalkışan bu şahsa bazı sorular yöneltmek istiyoruz:

1- Kuran’ın şirk ve küfrü nasıl kaldırdığını, kalplere tevhid nurunu nasıl yerleştirdiğini hiç araştırdınız mı?

2- Kuran’ın “edebî bir mucize” olarak kıyamete kadar gelecek bütün muarızlarına meydan okuduğu bilindiğine göre, bu hususta, yani onun insan takatini fersah fersah aşan edebî gücü konusunda bir araştırma yaptınız mı?

Bu meyanda onun lafzının Hz. Peygambere (s.a.v.) ait olduğunu iddia eden biri olarak, Allahu Teâlâ’nın “Onun bir benzerini getirin bakalım” teklifi karşısında sizin de verecek bir cevabınız var mı?

Söz buraya gelmişken, size Hz. Ömer’in (r.a.) Müslüman olmasına vesile olan hadiseyi hatırlatırım. Ki Hz. Ömer yeni nâzil olan Taha Suresini duymuş ve onun etkileyiciliği karşısında kalbindeki zulümat nura dönerek şöyle demişti:

“Bu ne güzel, ne şerefli, ne haşmetli bir kelam! Bu kelamdan daha güzel, daha tatlı bir kelam olamaz!”

Önceki satırlarda mealini verdiğimiz Müddessir Suresinin 18 – 24. Ayetlerinin nüzul sebebi olarak, Velid ibn Muğire’nin “Kuran’ın bir sihir olduğunu söylemesi” de, aynı şekilde onun beşer kelamı olamayacağının farklı bir şekilde itirafıdır.

Risaletin ilk yıllarında müşriklerin Peygamberimize davasından dönmesi için elçi olarak gönderdikleri Utbe de -Velid ibn Muğire gibi iman etmediği halde- Kuran’ın bu gücünü itiraf etmek zorunda kalmıştır. Kendisine sunulan teklifleri kesin bir dille reddeden Peygamberimiz (s.a.v.) Utbe’ye Fussilet Suresinin ilk ayetlerini okumuş, Utbe bu ayetlerden çok etkilenmiş ve kendisinden haber bekleyenlerin yanına döndüğünde şöyle söylemiştir:

“Vallahi onun söyledikleri ne şiirdir ne de kehanet!...”

Bazı kâfirlerin sözlerinin nakledildiği şu ayet de, Kuran’ın tesir gücüne delalet etmektedir:

“Bu Kuran’ı dinlemeyin, okunurken gürültü edin. Belki bu suretle galip gelirsiniz.” (Fussilet: 26.)

Size Kuran’daki bu edebî güçle ilgili bir de batılı bir araştırmacının sözünü hatırlatayım:

Alman filozof Johan Jacob Reisig Kuran’ın tesir ve edebî mucizesine vurgu yaparak, Kuran’la istihzaya kalkanlara şöyle cevap veriyor:

“Biraz Arapça öğrenen bazı kimseler, Kuran ile istihzaya kalkışıyor. Fakat bunlar Kuran’ın tesirli, fasih ve inananları elektrikleyen okunuşunu dinlemiş olsalar, Hazreti Peygamberin, Ashabına Kuran anlatırken kullandığı akıllara hayret verici lisanı duysalar, Allah’ın huzurunda secdeye kapanırlar ve hepsi de “Ya Resûlullâh! Bizim elimizden tut ve bizi senin ümmetine dâhil olmak şerefinden mahrum etme!” derlerdi.” [1]

3- Arapçanın ilim dili olamayacağını söylüyorsunuz. Acaba Arapçanın gerek dil gerekse edebiyat yönünden dünyanın en zengin dili olduğunu bilmiyor musunuz? Bu konuyu da araştırmanızı tavsiye ederim.

4- Bir diğer sorum da şu: Kuran’ın, helvadan put yapıp acıkınca yiyen, kız çocuklarını zillet sebebi görüp canlı canlı toprağa gömen müşrik bir toplumdan, nasıl bir “Sahabe Toplumu” çıkardığını, kırk kişilik çekirdek kadroyla başlayan bu hareketin, kırk elli yıl sonunda Atlas Okyanusundan Çin’e kadar ulaşan bir İslam haritasıyla tarihin gidişatına nasıl yön verdiğini hiç düşündünüz mü?

5- Kuran’ın nüzulüyle birlikte dünyanın ilim, fikir ve keşifler yönünden nasıl geliştiğini, ilim ve teknolojinin bugünkü seviyeye gelmesinde Kuran’ın açtığı tefekkür ufkunun ve ilmî araştırmalar metodunun nasıl harekete geçirici bir rol oynadığını hiç araştırdınız mı? Bugün hesap, hendese, kimya, tıp ve cebir gibi ilimlerin “adlarının bile” Arapça olduğunu düşünmek size bir fikir vermelidir.

6- Aynı şekilde İslam Kültür ve Medeniyetinin “Kuran’ı merkeze koyarak”  dünyaya 1200 sene boyunca nasıl hâkim olduğunu hiç düşündünüz mü? Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

Eğer yoksa size Alman Sigrid Hunke’nin “Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi” adlı kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. O, bu kitabında Eski Yunandan Rönesans ve Reform hareketlerine gelinceye kadar geçen on asır, yani bin yıl boyunca, ilmin, fennin ve teknolojinin bayraktarlığını Müslümanların yaptığını söylüyor.

7- Kuran’ı ve İslam’ı Arap kültürüne mahkûm ve mahpus etmeye çalışırken -ki bu beyanlarınızı gelecek makalelerimizde tek tek cevaplandıracağız- acaba bütün dünyaya hitap eden ve çok geniş bir coğrafyada asırlarca uygulanan Kuran kaynaklı İslam hukuku ve Osmanlı Döneminde ondan çıkarılan Mecelle üzerinde bir inceleme yaptınız mı?

8- Dünyada bugün hâlâ zulüm, insan hakkı ihlalleri almış başını giderken, özellikle İslam dünyası kan ve gözyaşı içinde inim inim inlerken, ilk ve en önemli insan hakları beyannamesi olan Hz. Peygamberin Arafat’ta irad ettiği Veda Hutbesi üzerinde hiç çalıştınız mı?

9- Hayranlık duyduğunuz, imrendiğiniz batılıların, İslam’ın ve onun birinci kaynağı Kuran’ın, insanlık tarihinde en büyük inkılâba ve terakkiye sebep olduğuna dair tespitlerini hiç okudunuz mu? Bunlara ilerleyen yazılarımızda misaller vereceğiz. Burada onlardan sadece birini aktaracağım:

Meşhur Alman edebiyatçı Goethe, Kuran’ın bütün çağlara hitap ettiğini bakın nasıl itiraf ve ifade ediyor:

“Elimize her aldığımızda… Kısa bir süre içinde bizi cezbeden, hayretler içinde bırakan ve en sonunda önünde eğilecek kadar hayran bırakan bir eserdir… Kuran’ın üslubu, içeriğine ve amacına uygun olarak çok kuvvetli, yüce ve muhteşemdir… Bu kitap tüm çağlar boyunca en etkili kitap olarak kalacaktır.” [2]

Size daha birçok soru sorulabilir. Ama şu bir gerçek ki, siz bu tip araştırma konularıyla pek barışık değilsiniz. Üstelik hakkı tenkit edip batıla destek vermekte de inatçısınız.

Bize “ilim” diye yutturmaya çalıştığınız, içinde birçok Latince kelime barındıran hezeyanlarınız aslında size ait de değil. İslam’ı bozma planlarıyla hareket eden adamların peşinden gittiğinizin farkında mısınız?

Mesela Kuran kıssalarına mitoloji diyorsunuz; hâlbuki bunu ilk, cahiliye Araplarından Yahudi asıllı oryantalist Jozeff Horevitz (1874- 1931.) Mebahisu Kuraniyye adlı kitabında “usture / masal” tabirini kullanarak ortaya atmıştı.

Tarihselcilik projesinin, Sünnet ve hadis inkârcılığının mucidi de, yine birer Yahudi olan Goldziher ve Schacht’tır. Onların İslam’ı tahrif eden bu görüşlerini İslam dünyasına taşıyan da Hint kökenli Fazlurrahman’dır.

Kuran üzerine ileri geri birçok iddianızı ilk seslendirenlerden birkaçı, Mısırlı Taha Hüseyin, el- Hûlî, Halefullah ve zındıklığı tescilli Ebu Zeyd’dir.

Bu gibi kimselerin Kuran’a saldırı niteliği taşıyan görüşlerini dillendirmekle nasıl bir “hizmet(!)” yaptığınızı düşünüyorsunuz?

Sen ey “Kuran karmakarışık” diyen adam!

Aslında senin kafan karma karışık, ama farkında değilsin!

İtikadındaki sıkıntıdan ötürü kalp aynan da pas tutmuş, Kuran’ın nurunu görmene engel oluyor. Allah hidayet versin diyorum.

VI- KURAN ÜZERİNDE DÜŞÜNMEYE DAVET

Ve seni yeniden ve tekrar Kuran üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Şu ayetlerdeki tehdide muhatap olmaktan kork!

“Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak onların canlarını alırken durumları nasıl olacak bakalım! Bunun da sebebi, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düşmeleri ve O’nun hoşnut olacağı şeylerden nefret etmeleridir. Bu yüzden Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” (Muhammed: 27 – 28.)

Yine,

- Kuran’ın eşsiz bir kitap olduğunu (Fussilet: 41.)

- Bütün saldırı ve tahrifat girişimlerine rağmen korunduğunu (Hicr: 9.)

- Ona hiçbir şekilde batılın yaklaşamayacağını (Fussilet: 42.)

- Lafız ve mana olarak Allah’tan indirildiğini, Hz. Peygamberin onun üzerinde bir tasarrufu olmadığını ve olamayacağını (Necm: 3- 4.)

- Onun yakın gerçek ve kesin bilgi kaynağı olduğunu (Hakka: 51.) haber veren ayetler üzerinde de düşün!

Yine, geçmişte inanmayanların başına gelen ibretlik halleri, aynı şeylerin sonradan gelip aynı yolu takip edenlerin de başına gelebileceğini haber veren Muhammed: 10. Ayeti düşün!

Bu azabın sebebinin, Allah tarafından indirilenleri sevmeme olduğunu bildiren Muhammed: 9. Ayeti düşün!

Allahu Teâlâ’nın inananların dostu olduğunu, inkârcıların ise dostlarının bulunmadığını anlatan Muhammed: 11. Ayeti düşün!

Kuran neyi anlatmıyor ki…

Oryantalistlerin uydurma, yalan, mesnetsiz teorileri üzerine çalışacağına, gel bu hakikatler doğrultusunda çaba sarf et. Gayretlerin boşa gitmesin…

VII- KURAN, İNANMAYANLARIN BÜTÜN İŞLERİNİN BOŞA GİDECEĞİNİ HABER VERİR

Her insan, hayatını birtakım gayeler uğruna hizmet ederek yaşar. Bunların ahirette bir netice vermesi ise sahih imana bağlıdır. O olmadığı takdirde bütün işler sıfırla çarpılır, yani amel ve hizmetler boşa gider. Mealen bu konuyla ilgili bazı ayetler verelim:

“İnkâr yolunu seçip Allah yoluna da engel koyanların yapıp ettiklerini O boşa çıkarmıştır. İman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanların, rablerinden gelmiş bir gerçek olarak Muhammed’e indirilene inananların ise günahlarını affetmiş ve durumlarını düzeltmiştir. Bunun da sebebi şudur ki, inkâr edenler boş şeylerin peşine düşmüşlerdir, iman edenlerse rablerinden gelen gerçeğe uymuşlardır. Allah insanlara kendilerinden örnekleri işte böyle vermektedir.” (Muhammed: 1- 3.)

 “İnkâr edenlere gelince onların sonu felâkettir, amellerini de Allah boşa çıkarmıştır.” (Muhammed: 8.)

 “Yoksa kalplerinde çürüklük bulunanlar, içlerindeki kini Allah’ın asla açığa çıkarmayacağını mı hesapladılar?” (Muhammed: 29.)

Yazımıza Rabbimizin şu ikaz ve tehdidiyle son verelim:

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış, başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar.” (İbrahim: 42 - 43.)

Tahlillerimiz devam edecek…

[1]http://kitap.mollacami.com/kurani-kerim-bilgileri/bazi-batililarin-gorusleri.html

[2]https://www.sorusorcevapbul.com/soru-cevap/kurani-kerim/batili-dusunurler-kuran-icin-ne-dediler

Yorumlar