5364 Defa Okundu

 “Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’ân) indirdik.” (Nisa: 174.)

Bu yazımızda oryantalizmin İslam’ı imha projelerinden biri olup Kuran-ı Kerim’i hükümsüz bırakmaya çalışan tarihselciliğin hiçbir delile dayanmadığını ortaya koyacağız ve bu iddianın tam tersine, Kuran’ın tarihsel olmadığına dair delillerden bir kısmına işaret edeceğiz. 

I- DELİLSİZ VE MESNETSİZ HEZEYANLAR

Kuran’ın tarihsel olduğunu, her zaman ve mekâna hitap etmediğini iddia eden yabancı ve yerli oryantalistlerin bu konuda ortaya koyabildikleri / koyabilecekleri hiçbir delil yoktur.

Soruyoruz:

Kuran hükümlerinin tarihselliğine, bölgeselliğine, insanlığın belli bir kesimine hitap ettiğine dair hangi deliliniz var?

Mesela Kuran’da “Ey Arap!”, “Ey Acem!”, “Ey Türk!”, “Ey Rum!” gibi ırk ifade eden, insanları nesebine göre ayrıştıran bir ifade var mı?

Yahut içindeki hükümleri Araplara tahsis eden bir delil mevcut mu?

Peki ya, siz Kuran’ın tarihsel olduğunu savunurken insanları kurtuluş için nereye çağırıyorsunuz?

Hangi dünya görüşüne, hangi kültüre çağırıyorsunuz ki insanlık onda huzur ve saadet bulsun?

Bunların -tarihselcilerin- insanları davet ettikleri kültür ve dünya görüşü bellidir: Ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri çağdaş kültür ve medeniyet! Yani batı kültür ve medeniyeti!

Hâlbuki bu kültür ve medeniyet, Eski Yunan - Helenistik kültür ve felsefesine, teslis şirkini esas alan Hıristiyanlığın skolastik zihniyetine, emperyalist Roma hukuk sistemine, materyalistleşmiş İbrani kültürüne dayanır. Yani içinde birkaç zehrin birbirine karıştığı bir kovaya benzer. Bu, Allah’a harp açmış, dünyevî ve nefsanî bir hayattır. Maddeyi ve süflî arzuları öne çıkarır, insanı ruhen ve fikren esir ve zavallı konumuna düşürür. Bundandır ki bunca teknik ilerlemeye rağmen insanlık huzursuzdur, bunalımdadır ve çaresizdir. Bunun en çok gözlemlendiği yer de batı ülkeleridir. Bu zihniyetin insana ve insanlığa vereceği müspet hiçbir şey yoktur. Şirk ve küfür kumkuması olduğu için insanların ahiret hayatını zaten berbat ve perişan etmektedir.

İşte tarihselcilik bahanesiyle Kuran’a karşı çıkanların bizi çağırdıkları adres, bu karanlık zihniyettir. Aksi yönde bir delilleri varsa buyursunlar ortaya koysunlar.

Kuran-ı Kerim batıla dalanların, küfrü irtikâp edenlerin delilsiz ve mesnetsiz konuştuklarını, dolayısıyla ilimden hikmetten uzak olduklarını şöyle haber verir:

“İnsanlardan kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.” (Hac: 8.)

II- KURAN CAHİLİYE KÜLTÜRÜNÜ YIKARAK GELMİŞTİR

Kuran’ın tarihsel olmadığını ispatlayan en büyük delillerden biri, cahiliye dönemine ait batıl kültür ve uygulamaları ortadan kaldırmasıdır.

Kuran, kesin bir hatla hak - batıl ayrımını ortaya koymuş, insanları hakka çağırmış, batıldan ve batılın bünyesindeki her türlü yanlış inanç, fikir, eylem ve hurafeden ve de zulmün her çeşidinden men etmiştir.

Kuran, cahiliye dönemi kültürüne karşı üç farklı tavır sergilemiştir:

Onun yanlış ve batıl bütün uygulamalarını reddetmiş,

Islah edilebilir uygulamalarını ıslah etmiş,

Şayet doğru, faydalı yahut en azından zararsız uygulamaları varsa bunlara da müdahale etmemiştir.

Cahiliye toplumu bile olsa, bir toplumun bütün uygulamalarına hepten yanlıştır denemez. Önceki peygamberlerden kalma bazı doğrular kırıntı nev’inden de olsa toplum hayatında sürdürülüyor olabilir.

Kuran, vahyin nuruyla neyin doğru neyin yanlış olduğunu tespit etmiş, kendi tavrını buna göre belirlemiş, insanlardan da bunu beklemiştir.

Kuran, cahiliye dönemindeki yanlış inanç ve uygulamalara karşı çıktığı içindir ki Mekkeli müşrikler ısrarla “atalarının dininde kalmak” istemişler ve bu Kuran’da muhtelif ayetlerde şöyle anlatılmıştır:

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!” (Bakara: 170.)

“Onlara “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” dendiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler olsa da mı?” (Maide: 104.)

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti” derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” (A’râf: 28.)

Meali verilen bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere, Kuran batılın bütün tezahürlerini ortadan kaldırmak, hak ve hakikatin ikamesi için gönderilmiştir.

Şimdi tarihselcilere soralım:

Kuran’ın cahiliye dönemi zihniyetiyle yaptığı bu mücadeleyi tarihselcilik açısından acaba bize nasıl izah edebilirsiniz?

Kuran, belli bir kavim için değil, bütün dünyada hakkı hâkim kılmak, batılı zevale uğratmak üzere gelmiş ve bunu ilan etmiştir:

“De ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsrâ: 81.)

III- KURAN BÜTÜN İNSANLARI TEVHİDE ÇAĞIRIR

Kuran’ın tarihsel olmadığına bütün insanları tevhide çağırdığına bir delil de, ehl-i kitabın, yani Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Peygambere (s.a.v.) ve Kuran’a imana davet edilmeleridir. Onları kâfir yapan, bu çağrıya kulak vermemeleridir. Mesela Âl-i İmran: 100’ de şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Ehl-i kitaptan herhangi bir gruba uyacak olursanız, onlar sizi, imanınızdan vazgeçirip yeniden küfre döndürürler.”

Küfürde olan bu grupları Hz. Peygambere ve Kuran’a imana davet eden iki ayet mealen şöyledir:

“Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.” (Maide: 15.)

“Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde) “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.” (Maide: 19.)

Gerçek böyleyken bugün Kuran’ın tarihselliği fikrini seslendiren ve çoğu da aynı zamanda dinlerarası diyalogcu olan yabancı ve yerli oryantalistlerin, “semavî dinler” adı altında ehl-i kitabı da kurtuluşa erecek bir zümre gibi görüp göstermeleri son derece ibretliktir.

IV- KURAN BÜTÜN İNSANLARA HİTAP EDER

Kuran’ın cihanşümul, zaman ve mekân üstü olduğuna dair en büyük delillerden biri de “Ey insanlar!”, “Ey Âdemoğulları!” şeklindeki hitaplarıdır.

Mesela şu ayet-i kerimeye bakalım:

“Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.” (A’râf: 26.)

Görüldüğü üzere burada muhatap, herhangi bir sınırlamaya gidilmeksizin “insan”dır ve insan için de “takva elbisesi”nden bahsedilmektedir.

“Üstünlük takva iledir” ölçüsü hem ayetlerde hem hadislerde çok önemli yer tutar. Mesela Veda Hutbesinde Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arab’ın Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur...” (İbn Hanbel V, 411.)

Keza Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede müminlerin adaleti ayakta tutan şahitler olmalarını ve hakkı, adaleti bütün insanlığa yaymalarını, hissî davranarak adaletin dışına çıkmamalarını, hiçbir topluma adaletsizlik yapmamalarını emretmektedir:

“Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan dosdoğru şahitler olun. Sakın bir kavme olan kininiz, sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Adaletli olmak takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide: 8.)

Bu da Kuran’da hedefin bütün insanlığın hak ve adaletle buluşturulması olduğunu göstermektedir.

V- HZ. MUHAMMED (s.a.v.) ÂLEMLERE RAHMETTİR, HATEMEN NEBİYYİN’DİR

Hz. Peygamberin (s.a.v.) âlemlere rahmet” ve “hatemen nebiyyin” yani son nebi ve resul olması da Kuran’ın zaman ve mekân üstü olduğuna bir delildir:

“Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya: 107.)

“…Fakat o (Hz. Muhammed), Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab: 40.)

Resulüllahın âlemlere rahmet olması, İslam’ın cihanşümullüğünden çok daha büyük bir keyfiyet ifade eder. Zira içindeki tüm zaman, mekân ve insanlarla birlikte dünya, âlemlerden bir parçadır. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise bütün âlemlere rahmettir.

Hatemen nebiyyin ifadesi ise Hz. Peygamberden sonra başka bir nebi veya resul gelmeyeceği anlamına gelir. O halde varlığını sürdürdüğü müddetçe bütün insanlık için tâbi olunacak nebi ve resul Hz. Muhammed’dir (s.a.v.)

Kuran’ın cihanşümullüğünü bundan daha güzel ne anlatabilir ki?

Ve bu yazımız için son bir madde olarak, İslam’ın ekmel kılınması da (Maide: 3.) Kuran’ın zaman ve mekân üstü olduğuna delildir. Çünkü ekmel, “noksanı ve fazlalığı olmayan” demektir. Sonradan gelen nesillere hitap edememek, onların ihtiyaçlarına cevap verememek bir noksanlık olduğuna göre, ekmel olan Kuran bundan münezzehtir. Bilakis o, Sünnet’le bir bütün olarak, kıyamete kadar nerede ve ne zaman yaşarlarsa yaşasınlar, bütün insanların dünyadaki huzurları, ahiretteki kurtuluşları için tek reçetedir.

Bütün bu deliller karşısında tarihselci kör ve nankörler ne söyleyebilirler ki?

Yorumlar