2544 Defa Okundu

KİMSE kendine yakıştırmaz elbette.

Ancak pek çoğumuz hayatımızın belirli devrelerinde bu tornadan geçmişizdir.

Kabul etmesi zordur. İtiraf edebilmek ise daha da zor.

Lakin olmuştur ve olmaktadır.

Şükredilesi yanı şudur ki, bu çemberi yarıp çıkabilmişizdir.

Bunu herkes başarabilmiş midir derseniz, hayır.

ZAYIFLIKLARINDAN yararlanılır kullanışlı salakların…

Zira buna çokça elverişlidirler.

Özgün fikirleri yoktur buna bağlı olarak da özgül ağırlıkları… Ancak çok işe yararlar.

Kendilerinden sahipleri ciddi şekilde nemalanırlar.

İLİMDEN nasipleri ya azdır veya hiç yoktur.

Bununla beraber tamamıyla analize dayanmayan, tahlil içermeyen ezberlenmiş cümleleri bulunur.

Malumatları boldur. Ağızları laf yapar ve başkalarının dikkatini çekebilirler.

Bu sebeple propagandist olarak değerlendirilirler ve mensup bulundukları kliklere kendilerine benzer kullanılmaya elverişli adayları rahatlıkla devşirebilirler.

Bu görevleri kutsanır. Kutlanır.

Başarılarına sürekli vurgular yapılır.

Bu şekilde ego yüklemeleri yapılarak özgüven eksiklikleri giderilir, kendilerinde güç vehmetmeleri temin edilir ve böylece daha çok çalışmaları sağlanır.

Onlara normal şartlarda elde edemeyecekleri imkânlar da sunulur elbette. Böylece çevrelerince kınanmaları önlenir, hatta özendirici olmaları temin edilir.

KULLANIŞLI salaklar dikte edilen fikirler üzerinde en küçük bir düşünme eyleminde bulunmazlar.

Ne söylendiyse mutlak hakikat odur onlar için. Tüm gerçeklik bundan ibarettir.

Bu nedenle başka fikirlere sıkı sıkıya kapalıdırlar.

Yeni düşünceleri düşmanca görürler. Muzır olarak damgalarlar.

Hatta bununla yetinmeyip bu görüş sahipleriyle mücadele etmek daha da ileri giderek savaşmak lazım geldiğine katıksız inanırlar.

SÖMÜRÜRLER…

Ama esasında sömürülen ruhlarıdır. Temiz inançlardır. Saflıklardır.

Bunu anlamazlar kolay, kolay. Bu nedenle de konfor alanlarında benlikleri ıstırap çekerken mutlu mesut yaşayıp gittiklerini sanırlar.

Eleştiriye tahammülsüzdürler.

Kendilerine içine düştükleri durumu izah etmeye çabalayan sevenlerini, yakınlarını ciddi şekilde suçlarlar.  Bunun için elverişli malzemeleri, cümleleri vardır.

YARARLI aptallıklar olarak da ifade edebileceğimiz bu durum sanıldığından fazla yaşanır.

Kurtulmuş olduklarına, emin bir liman içinde bulunduklarına inandıklarından en küçük bir şüpheleri bile yoktur.

Ayrıntıları önemsemezler.

Es kaza bir ters hâl görürlerse bunu belletildikleri gibi masumane yorumlarlar hatta bunda kendilerinin bilmediği, bilemeyeceği hikmetler olabileceğine güçlü biçimde inanırlar.

Bu güdülenmenin bir neticesi olarak sahte gerçek ayrımını yapamazlar.

Biraz zihinlerine düşen bu tereddütle analiz yapmaya giriştikleri fark edildiğinde aldıkları iltifatlar sonrasında her şeyi bırakır, görevlerine kaldıkları yerden coşkuyla devam ederler.

Heyecan ve coşku motivasyonlarıdır.

Küçük pâyeler onları koşturmaya yetecek havuçları olur her zaman.

KUTSALLAŞTIRMA eğilimleri güçlüdür.

Bulundukları mensubiyetleri yüceltmeye doyamazlar. Esasen bu şekilde gizli bir ego ile putlaştırdıklarının kendi nefisleri olduğunu düşünmezler bile.

Sahtelikler içinde sahici rolü oynarlar.

Kendi dünyalarında kurdukları yalancı hülyaları herkese nasip olmayan gerçekler olarak kalplerine yazarlar.

Orjinallikleri yoktur zira öz kaynaktan beslenmezler.

Sahiplerinin sesini veren megafon olma görevlerini sadakatle yaparak yaşayıp giderler.

İkiyüzlülük panayırında dürüst satıcı gibidirler.

Sağıra gazel atan, köre ayna satan rollerini benimsediklerinden birileri için bu samimiyetleriyle inandırıcı olurlar.

BU kişileri sahipleri bir meşruiyet aracı olarak kullanırlar.

Zira bereket içermeyen çoğalmalarını onlar gibilerin elinden sağlarlar. Bu kişileri kullananlar çoklukla övündüklerinden ve bundan pek çok menfaat ve nüfus sağladıklarından kaybedilmek istenmezler.

Çünkü istenen imajı en çok onların gayretleriyle elde ederler.

İNŞALLAH Rabbimizin lütfuyla kapanına kapıldığımız bu sahtelerin elinden kurtulmamız mümkün olur.

Kullanışlı salaklıklarımız sona erer.

Yararlı aptallıklarımız devam etmez.

Ama önce bunun için az biraz ferasete ihtiyacımız var.

Ve çokça duaya.

Yazının girişinde belirli bir miktar da olsa hepimizin başına geldiğinden bahsetmiştik.

Bu ayıp değildir.

Zira tuzak kurucular çok ustadır. İkili ve ucu açık cümleler kurmak konusunda mâhirdirler.

Şunu da unutmamak gerekir ki, aldatılmaya teşne insanlar bulundukça bunu şeytani bir zeka ile yapanlar her zaman var olacaktır.

Ve olmuştur.

Tarih boyunca eğilenler oldukça dik durup diklenen egemenler, tiranlar, despotlar, zâlimler, zorbalar, her zaman görülmüştür. Bunu kimi politik güç, kimi dini despotizm, kimi de felsefi egemenlik adına yapıyor olabilir. Dışarıya yansıyan görüntüleri de gayet aldatıcı şekilde modern olabilir. Şaşırtıcı değildir. Zaten kullanışlı salaklar bu zokayı yuttuklarından meseleye hiç uyanmazlar. Kendilerine sunulan görüntü üzerinden savunu yaparlar.

Zâlim kendisini mazlumların hâmisi gibi gösterebilir.

Şeriatın en bilinen ve asla küçümsenemeyecek farzlarını bile uygulamayanlar kendisini hakikate ve marifete ulaşmış zamanın sahibi bir kutup olarak rahatlıkla takdim edebilir.

Şeytanın sinsi ve hileli tuzaklarını çok cazibeli olarak algılatabilir.

Bu zaten onların görevidir ama biz, bize ne oluyor diyebilmeliyiz.

Onlar kölelik bağlılığı beklerken bizleri yaratan ve yaşatan Rabbimiz özgür irademize vurgu yapar. Aklımızı kullanmamız gerektiğini ısrarla hatırlatır.

Ve seçimlerimizi buna göre yapmamızı ister. İman teklifinde bulunur.

Kızmaya, köpürmeye gerek yok, zira gerçekler acıtıcıdır. Hepimizin başına gelebiliyor ayrıca. Pek çoğumuz ben dâhil imtihan gereği bu tuzaklara düşmüşüzdür. Lazım olan nedir peki derseniz; iman uyanıklığı ile durum tespitidir.

Tek çare vahyin ışığını kalbimize davet etmektir.

Tek kurtuluş Fahr-i Kâinat Efendimizin mübarek ve mükemmel örnekliğinde yaşama azmidir.

Ya Selâm!

Yorumlar