732 Defa Okundu

Türkiye korona virüsle mücadelesini, uzmanların; “zirve noktası”, “vaka sayısı ile iyileşen hasta sayısının eşit seviyeye gelmesi” olarak tabir ettikleri durumu, birçok Avrupa ülkesine kıyasla daha erken ve başarılı bir şekilde sürdürüyor. Korona virüsle mücadelede nüfusunun genç, sağlık sisteminin iyi, sağlık bakanının hamasetten uzak devlet adamlığına yaraşır, gerçekçi ve rasyonel yönetim tarzı bu başarının en önemli faktörlerindendi.

Hastaların koridorlarda yattığı, cenazelerin kapıya bırakıldığı, sokağa çıkanların joplandığı, virüsle mücadelede ayrımcılığın yapıldığı gibi hadiseler olmadı… Yaşlıların kaderine terk edildiği huzurevlerini, kapısı mühürlenen evleri görmedik çok şükür!

Farklı ülkelerden 100 bine yakın Türk vatandaşı ülkemize getirildi. Mağdur olan vatandaşların ayağına helikopter bile gönderildi. Ayrıca 57 ülkeye tıbbi malzeme yardımı yapıldı. Bu gelişmeler iç siyasete “Kapıda ihtiyaç sahibi varken pencereden sadaka verilmez” tarzında tartışılsa da bunun devletimiz ve milletimiz açısından gurur verici olduğunu düşünenlerin sayısı oldukça fazla. “Güneşin batmadığı imparatorluk” olarak bilinen İngiltere’nin dahi Türkiye’nin yardımına muhtaç olması önemli bir tarihi kırılma noktası olarak görüldü.

Esasen birkaç istisnai hadiseyi saymazsak millet olarak bu süreçte ne kadar sorumlu, erdemli, yardımsever olduğumuzu tekrar tescillemiş olduk. Korona kıranı az da olsa “toplumsal yapıştırıcı” etkisi yaptı. Maalesef bundan siyasiler hiç nasiplenemediler. Her konuda olduğu gibi karpuz gibi ikiye bölündüler. Salgınla mücadeleyi siyaset üstü bir mesele olarak göremediler. Oysaki zaman iktidarıyla muhalefetiyle bütün kurumlarıyla devletin ve milletin el ele,  olması gereken bir seferberlik haliydi. Birlik ve beraberliğin elzem olduğu bir zamanda kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dile teslim olmanın kime ne faydası vardı?

“Korona kıranından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü sıkça dillendiriliyor. Tahmin midir, bilimsel bir veri midir? Bilemiyoruz!  Galiba, gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Değişim ve dönüşüm belki de her alanda gerçekleşecek. İnşallah milletin virüs nedeniyle iş, aş ve can derdinde olduğu bir dönemde siyasetçilerimizin alışkanlıkları, siyaset yapma usulleri ve refleksleri de değişir. Siyasi düşüncesi, ideolojik fikri, inanç ve etnik kimliği ne olursa olsun birbirlerine düşman olmamaları gerektiğini öğrenirler, topluma örnek olurlar. Siyaseti kutuplaştırma alanı olmaktan çıkarırlar. Kovid-19 krizini siyasi fırsata çevirmezler. Kendi partilerinden olmayan herkesi hain olarak gören sakat bir mantıktan kurtulurlar.

Ramazan-ı Şerif ayını hem maddi virüslerden hem de manevi virüslerden korunmaya çalışarak geçirdiğimiz bu günlerde, milletçe itikafa girmiş mûtekif  gibi dua edelimde sonu hayrolsun. Çünkü korona kıranından sonra sokağa çıktığımızda işini kaybetmiş, gelirini kaybetmiş, düzeni ve psikolojisi bozulmuş milyonlarca tedirgin insanla karşılaşacağız. Devlet ve millet olarak asıl mücadelemiz o zaman başlayacak.

Kalın Sağlıcakla…

 

Yorumlar