1292 Defa Okundu

Köleliği, ortaçağ ilkelliği sanıp bittiği kanaatine varan, köleliğin, sadece efendilere gösterildiği zehabına kapılan, efendilerin, ellerinde mutlaka kırbaçları olur ve son derece zalimdirler diye dar bir alana sıkıştıranlar, bilmeyerek de olsa köleliği savunan efendilerin kendileridirler.

İnsan, çok sevdiğini iddia ettiği patronuna kölelik yaptığının farkında değil.  Kadın ya da erkek, çok sevdiği kocası ya da karısının kölesi olduğunun farkında değil. Bütün bunların da ötesi insan, kendi kendisinin kölesi olduğunun farkında değil.

Anne ve babalar olarak, ebeveyn efendiliğini oynadığımızın ve çocuklarımızı da birer kölemizmiş gibi yetiştirdiğimizin ve onlara aynen bu formasyon üzerinden yaklaştığımızın dahi farkında değiliz. Oysa Allah, İnsan için iki şaşmaz ve en önemli ilke üzerinden anlam yükler ve bu özellikleri de İnsan olmanın, İnsan kalmanın, değer verilip muhatap alınmış olmanın ontolojik gerekçesi diye niteler

1: Özgür olmak

2: Özgün olmak

Özgür olamayanı, özgürlüğü elinden alınmış olanı iradesiz, iradesiz olanı ilkesiz, ilkesiz olanı omurgasız ve omurgasız olanı da kişiliksiz olarak telakki etmesi dolayısıyla muhatap almayan Allah, özgürlük ve özgünlüğün anlamsal sınırlarını en değerli ve en kutsal şekilde tayin etmiş olmaktadır.

İşte bu sebepledir ki Allah, köle olmanızı değil kul olmanızı ister. Kölelik kimliksizlik, kişiliksizlik, karakter yoksunluğu iken, kul olmak ilke, haysiyet, kimlik, vakar ve özgürlüğün bizatihi kendisidir. Allah, kulu ile ilişkisinde bu denli büyük bir saygınlık, bu denli anlam, değer ve kutsiyet ilişkisi kurarken; bizlere de iş ilişkilerimizi, sosyal ilişkilerimizi, karı-koca ilişkilerimizi ve ebeveyn ilişkilerimize varıncaya kadar nasıl kurgulamamız gerektiğine dair bir öğreti ortaya koymaktadır.

Bu anlamlı, ilkeli ve saygınlık içeren öğreti ve ilişkiden uzak duran ebeveyn, çocuklarına, hem nereye bakmasını ve hem de neyi görmesini dikte edip ve üstelik bunu günün yirmi dört saati yaparken, kendisini efendi ve çocuğunu da köle mesabesine indirgemiş olduğunun bilincinden alabildiğince uzakta durmaktadır.

Çocuğunun, karısının, kocasının, personelinin düşünemeyeceğini veya kendisinin bütün bunlardan çok daha doğru, düzgün ve hatasız düşüneceğini iddia eden bu yaklaşım bencildir, tutarsızdır, akıl, bilgi, tekâmül ve bilimsel bulgulardan yana da son derece fukara bir yaklaşımdır.

Herkesin ama herkesin bilgiden yana, tavır, tutum, inanç, kabul ve reddiye üzerine bir kısmetinin olabileceği, bu anlam da bireysel yeti ve özellik sahibi olduğu inancı herkes tarafından istekli ve bilinçli bir kabul görmekle birlikte saygın bir zemine oturtulmalıdır.

Eğer personeliniz sizin gibi, eğer eşiniz sizin gibi, eğer çocuklarınız sizin gibi, eğer öğrencileriniz sizin gibi, eğer etraf ve eşrafınız aynen ve olduğu gibi sizinle motamot aynılık içerisinde olacak ise eğer, varlık gerekçesinde ki bütün kutsiyeti hiçe saydığınız ve karşınızda ki kişinin ontolojik gerekçesini aşağıladığınızın aleni göstergesidir.

Karşınızda ki kişi sizin istediğiniz gibi düşünecek, sizin istediğiniz gibi inanacak, sizin istediğiniz gibi davranacak, kabul ve ret ilişkisine kadar sınırlarını sizin tayin ettiğiniz bir yaşam sürecek ise, orada bir köle efendi ilişkisinden rahatlıkla bahsedebiliriz demektir.

Yapacağımız ve yapmamız gereken şey, ortalama insan ve ortalama değer öğretisi ve yaşantısı içerisinde olmakla birlikte çevremiz ve ailemizle de bu ortalama değer öğretisini ilişkisi kurmak zorundayız.

Bu inanç ve yaklaşım haricinde ki her türlü pratik tezahür, karşınızda ki kişiye yapabileceğiniz en büyük hakaret ve kişilik hakları tecavüzü niteliği taşıyacaktır. İnsanın hata yapmak kadar günah işleme, kabul etmek kadar reddetmek gibi bir hak ve özgürlüğü vardır.

Bu hak ve özgürlüğe müdahil olunduğu an EFENDİ VE KÖLE İLİŞKİSİ YİNE DEVREYE GİRMİŞ DEMEKTİR.

 

 

Yorumlar