Kişilik Oluşumunda “Rol Model” - 1

Kişilik Oluşumunda “Rol Model” - 1

Sorumluluğunuzdaki çocuk ya da gençlerin gelecekte nasıl bireyler olmasını istiyorsunuz?.. Ebeveyn ve eğitimcilerin bu soruya verdiği cevaplar, aşağı yukarı aynı minvaldedir. Çocuklarımızın; karar verebilme yeteneğine sahip, kolay iletişim kurabilen, sevmeyi bilen ve aynı zamanda çok sevilen, kendi ayakları üzerinde durabilen, başarılı, güçlü, lider kişilikler haline gelmesini arzu ederiz. Bunun yanında saygın bir işi ve geliri, güçlü sosyal çevresi, evrensel ahlaki değerleri ile dünya ve ahiret için iki büyük kanadı olsun isteriz.  

Ancak bunları, tarif edilemeyecek derecede arzu ediyor olmak, ne yazık ki tek başına yeterli değil… Kişilik oluşumu bakımından çocuklar, henüz şekil verilmemiş hamur misali dünyaya geliyor ve iyi ya da kötü ne varsa her türlü bilgiyi, doğumundan itibaren bu dünyada öğreniyor. Başka bir ifade ile bireyin özellikle gelişim dönemindeki “öğrenmeleri”, onların kişiliklerini oluşturuyor ve sonra da bütün hayatlarına hükmediyor diyebiliriz.

 

Akıllı bir varlık olan insanoğlu, öğrenmelerini birçok yöntemle gerçekleştiriyor. Ancak, bebekliğe doğru gidildikçe en temel öğrenme şeklinin, açık ara “kopyalama” veya diğer bir deyişle “modelleme” olduğunu görüyoruz. Dedesinin yatışına benzer şekilde yatıp uyuyan bir çocuğa, halk arasında “şuna bak aynı dedesine çekmiş” gibi ifadeler kullanılır. Aslında yatma şekli genlerden çok, çocuğun dedesine duyduğu hayranlık ve sevgi sonucu onun gibi davranmasından, kısaca modellemesinden kaynaklanmaktadır.  

Kopyalamanın kişilik gelişimi üzerindeki yeri ve önemi düşünüldüğünde, karşımıza çıkan en mühim soru; “çocuklarımız, kimi model alıyor veya neyi kopyalıyor?” olacaktır. Belli bir yaşa gelene kadar kişi bilinçli olarak; “şunu kopyalayayım ya da bunu model alayım” diyemez. Tabiatıyla bu yaşlarda rol model seçimi bilinçli değildir, tam aksine bilinç dışı olarak kendiliğinden gerçekleşen bir süreçtir.

Buradaki temel unsur “etkilenme” dir ve insanoğlu en çok, “hayranlık duyduğu” veya “sevdiği” kişilerden etkilenir. Onlar gibi konuşmak, onlar gibi davranmak, onlar gibi görünmek ister. Hatta çok daha ileri seviyelerdeki hayranlıklar, hayran olunan kişinin düşünce sistemi ve inancının bile kopyalanması ile neticelenir. Kişi, o nasıl düşünüyorsa öyle düşünür, o neye inanıyorsa öyle inanır…

O yüzden çocuklarımızın ve gençlerimizin kiminle zaman geçirdiğine dikkat etmek gerekir. Bu konuyu anlatan çok sayıda atasözü var; “kişi sevdiğinin rengine boyanır”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “körle yatan şaşı kalkar”, “kır atın yanında duran, ya huyundan ya suyundan” gibi… Bu atasözleri gelişigüzel söylenmiş sözler değildir. Birçok deneme yanılma ile uzun tecrübelerden sonra ortaya çıkmış anonim sözlerdir ve çok değerlidir. Konuyla ilgili bir Hadis-i Şerifte ise “kişi dostunun dini üzeredir” buyrulmaktadır.

Bilinçsiz bir şekilde seçilen rol modelin bütün tutum ve davranışları, hatta düşünme tarzları bile farkında olmadan kopyalanır. Bir müddet sonra da istem dışı olarak bu süreç, içselleştirme ve kişilik özelliği haline getirme ile neticelenir. Söz konusu süreç, çocuklarımız için hem en büyük fırsat hem de en büyük tehlikedir. Bunu belirleyen husus ise kimi model aldığı veya neyi kopyaladığıdır…

 

Bir sonraki yazımızda da çocuklar kimi kopyalar? Ebeveyn ve eğitimciler olarak çocuklarımızın rol model seçimlerine müdahale edebilir miyiz? Ne gibi önlemler almak mümkün olabilir? Sorularına cevap aramaya çalışacağız.

Yorumlar