Kıbrıs sorunu - 3


Türkiye Kıbrıs konusunda İslam dünyasında ve Arap Ortadoğu’sunda da destek görmemiş, yalnız bırakılmıştı. Libya hariç.

1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti kurularak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş seçilmiştir. 15 Kasım 1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurularak bağımsızlığını ilan etti. 1984 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aldığı bir kararla bu kararı, ayrılıkçı bir girişim olarak niteledi. Fakat bu devleti dünyada Türkiye'den başka bir devlet tanımadı.

Kıbrıslı Rumların ve Yunanistan'ın tezi, Kıbrıs Yönetiminin adanın tamamının temsilcisi olduğu, adadan Türk askerinin çekilmesi gerektiği yönünde; Türkiye'nin tezi ise Türk askerinin anlaşmaların verdiği garantörlük hakkıyla adada bulunduğu, müdahalenin uluslararası hukuka uygun olduğu ve bu temelden yola çıkılması gerektiği yönündedir. Türkiye adada iki kesimli, iki toplumlu, iki dinli, iki dilli bir yapıya dayanarak iki Federe devlete dayalı bir Federal devlet kurulması gerektiği savını savunmaktadır. Rum ve Yunan tarafları ise iki kesimliliğe karşı çıkarak Türklerin adada azınlık durumunda olduğu ve Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde Rumların adanın tamamının temsilcisi olduğu yönünde irrasyonel bir tezi öteden beri savunagelmektedir.

Bölünmüşlüğe son vermek için taraflar arasında 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan müzakerelerden bir sonuç çıkmamış, çözümsüzlük devam etmiştir. Bu arada Rumların 1990 yılında Avrupa Topluluğuna yaptığı tam üyelik başvurusu, Avrupa Topluluğu tarafından kabul edildi. 1994 Kophenac zirvesinde alınan kararda, sınırları sorunlu olan devletlerin üyeliğinin kabul edilmeyeceği kararına rağmen Kıbrıs Rum yönetimi Mayıs 2004 yılında AB'ye tam üye olarak kabul edilmiştir. Bu kararla AB kendi ilkeleri ile çelişmiş oldu. Yani adada adil ve kalıcı bir çözüm olmadan Kıbrıslı Rumlar adanın tamamını temsilen AB muktesebatı ihlal edilerek AB ye üye olmuş, fakat Kıbrıslı Türkler bu haktan mahrum kalmıştır. Bu da AB’nin Türkiye'ye ve Kıbrıslı Türklere yönelik çifte standardının, iki yüzlülüğünün ve kendi muktesebatının ihlalinin bir göstergesidir.

İki devletli ve iki kesimli bir yapı içinde tek devlet içinde iki toplumun da yaşaması amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından ortaya atılan çözüm planının hayata geçirilmesi için 24 Nisan 2004'te Adanın her iki tarafında da yapılan referandumda; Kıbrıs Türk tarafında birleşmeye ve çözüme % 65 evet, Kıbrıs Rum tarafında ise % 75 hatır oyu çıkmıştır. Bu da göstermişti ki: Türkler çözüm taraftarı ve uzlaşmacı. Rumlar ise çözümü istemeyen, uzlaşmaz ve Türklerle bir arada yaşamak istemeyen taraftır.
Sonuç olarak baktığımızda soruna adil, kalıcı bir çözüm bulunamamakla birlikte bağımsızlığını ilan etmesine rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyada bir devlet olarak tanınmamış, Kıbrıs sorunu çözülememiş, Rumlar AB'ye girmesine rağmen Türkler girememiştir. Kıbrıslı Türklerin ekonomik geriliği de devam etmektedir.