1476 Defa Okundu

KENDİNE hâkim olamayacağını bilenler alışık olduğumuz bir komut ile seslenirler bize. Nedir bunlar?

“Eline, ayağına hâkim ol.

Gözüne hâkim ol.

Gönlüne hâkim ol.

Aklına mukayyet ol.”

Uzatabileceğimiz bu önermeyi genellikle belirttiğimiz gibi kendine hâkimiyet sorunu yaşayanlardan daha fazla duyarız. Bununla beraber ebeveynlerden ve hocalardan da işitildiği olur ama onlar sorumluluklarının bir icabı olarak söylerler bunu.

BİLMEKLE mümkün olduğuna inanırım ben hâkimiyetin.

Kendilik bilinci açısından gelişme sağlanamadığında ne yazık ki, bu alanda istenmeyen sonuçlarla karşılaşılır.

Hakkı, hakikati, hayatı ve diğer insanların duygularını bilen, olayları okuma becerisi gelişmiş kişiler ancak bu konuda frene basabilir ve doğru davranışı ortaya koyabilirler.

İçeriden ve dışarıdan kişiyi tazyik altına alan olumsuz duygularla baş etmek ancak bilgi ve ona bağlı olarak hikmetli davranışla açığa çıkar.

Sebep sonuç ilişkisi kuramayan ve bu hususta tahlil yetisini sahici bir biçimde geliştirmeyenler daha çok ilkel dürtüleriyle hareket ederler. Bu ise hem kendisine hem de başkalarına acı verir.

Dolayısıyla içeriden ve dışarıdan bizi muhasara eden şeytanî telkinleri serinkanlı olup zihnî bir damıtmadan geçirmeliyiz.

“Dur, düşün ve eyleme geç” ilkesini kazanmak ise bu süreçlerden geçmekle mümkün olur.

ÖNGÖRÜ kabiliyeti, kendine hâkim olma konusunda vazgeçilmez ilkedir. Bu ise hayatın akışının tümüne etkilerden uzak bir şekilde üst bir bakışı kazanmakla mümkün.

Neticeyi hesap edebilenler ancak her türlü kışkırtmaya set çekebilirler kendi anlam dünyalarında.

Mesela; hırsıyla vedalaşamayanlar bu yiğitlik meydanının güreşçisi olamazlar.

Aynı şekilde kıskançlığına, bencilliğine, kendisinin önemli ve öncelikli olduğu yanlış inancına karşı duramayanlardan bu ilkeli duruşu beklemek beyhudedir.

TEMKİN…

Hayatımızı düzene sokan ve bizi pişman olacağımız belalardan koruyan bir duygu.

Bu kelime belleğimizden göç ettikten sonra pişmanlık derelerinin iflah olmaz müdavimleri hâline gelmedik mi?

İTİDAL…

Aynı şekilde dengede olmak anlamına gelen bu muhteşem mânâ bize elini sallayarak gittiğinden beri aklımız ve kalbimiz yara bere içinde kalmadı mı?

Tarafgirlikler bu gidişten sonra azgın dişlerini göstermedi mi bize?

Yanlış duygu transferi ile fanatik olmayı olumlu görmeye başlamadık mı?

Yine düşmanına bile adaletten uzak davranmamayı prensip hâline getirmiş olan bir Nebi’nin inanmışları olarak bunu kâfi derecede ciddiye almadığımız için darmadağın olmadık mı?

HEDEFSİZ eylemlerin sahibi olduğumuz vakitlerden beri kendimize hâkim olamıyoruz.

Gayesiz kalmak böyle bir şey…

Ülküden yoksunluk bu.

Bağımlı kişilikler herkesin yararına iş tutamazlar…

Hatta kendi mâkul faydalarını bile düşünemediklerinden zarar üstüne zarar ederek ziyanda olurlar.

KENDİNİ akıl yönünden azat edenlerden her musibet beklenir. Çünkü ölçü kaçmış, şiraze şaşmıştır.

Eleştiriler karşısında sâkin kalamazlar. Övgülerde aşırı giderler.

Özgürlük adını verdikleri nefse mahkûmiyetleri onları serseri mayın durumuna getirmiştir.

Bu sebeple “Doğru yer, doğru zaman ve doğru eylem” prensibine uyum sağlayamazlar. Zira sabır ve sebat kavramlarına âşina değillerdir.

HAYATIN doğal akışı diyebileceğimiz fıtrata olan uyumumuz bozulduğunda artık bizden her kötülük beklenebilir, çünkü kendimize hâkim olamayız.

Kendisinin efendisi olamayanlar başkalarına efendilik taslayabilirler ama bu kuru bir safsatadan ileri gidemez.

Veriye dayalı bir anlayış ve aklî muhakeme ile ancak kişi kendine hâkim olabilir.

Başka bir deyişle kendine hâkim olan aynı zamanda hakîm olandır.

Yani hüküm ve hikmet sahibidir.

Hikmet yönünden fukara olanlar bu sahranın susuz kalmışları olarak sağa sola serap diyerek saldırırlar ancak.

Hakîm Esmâ-i Hüsnâ’dandır.

Meseleye bu açıdan da bakmalı ve yüce kitabımızda doksan yedi yerde geçen bu kelime bizi bu mevzuda iyiden iyiye düşündürmelidir.

Kendine hâkim olan hakîmler olmak niyazıyla.

Ya Selâm!

Yorumlar