920 Defa Okundu

Bizim ülkemiz başta olmak üzere bütün dünyada Müslümanlar Dünya Sağlık Örgütü'nün Covit aldatmacasının görünmeyen demir pençesinde 19 takla atarken Gazze'de Müslümanlar maske, mesafe ve hijyen kurallarını hiçe sayarak ve üstelik bu hastalığa yakalanmayarak İsrail işgaline, Yahudi vahşetine ve onları destekleyen sözde medeni, modern, ikiyüzlü batı dünyasının çağdaş kılıflı yalanlarıyla saldırılarıyla despot yönetimiyle işgale karşı şuurlu bir mücadele veriyor. İsrail çete devleti dünyayı sevdiği kadar onlar şehadeti seviyorlar.

İşgalcilerin en modern en ağır silahlarından korkmuyorlar ve tüm olumsuz şartlara rağmen hatta dünya karşılarında olmasına rağmen mukavemet etmek, savaşmak için hazırlanıyorlar. İsrail çetesinin yakında bir kara hareketi başlatacağı yazılıp konuşulmaktadır. İnanıyorum ki dünyanın en şuurlu Müslümanları olan 2 milyon Gazzeli bu vahşi askerlerden korkmayacak ve yine destan yazacaktır. Çünkü Allah'ın İsrail askerlerinin kalplerine verdiği korkuya karşılık Müslüman direnişçilerin kalplerinde sağlam bir iman ve "eğer inanıyorsanız en üstün olan sizsiniz" inancı yer almaktadır. Hiç bir bomba böyle bir imanla mücehhez olan kalpleri sindiremez, korkutamaz. Yeri göğü inletip ortalığı ateşe verse de Müslümanları püskürtemez. Aslında İsrail eninde sonunda bir gün o büyük Melheme’i Kübra savaşının çıkacağını, bütün Müslümanların kendisine karşı birleşeceğini ve gargara ağacının arkasına sığınacağı korkusuyla hareket etmektedir ancak korkunun ecele faydası olmayacaktır.

Hiç de yabancı olmadığımız saldırılarda öyle bir dramla, öyle bir vahşetle karşı karşıyayız ki hiçbir vicdan,  hiçbir insanlık, hiçbir merhamet emaresi taşımıyor. Aralıksız devam edip taze ekmek sıcaklığında kalıyor hep. İsrail çocukluğumuzdan beri işgale devam ediyor. Filistin topraklarında genişlemeye devam ediyor hem de hep öldürerek büyümeye devam ediyor.

Çocukluğumuzdan beri İsrail Filistinlilere ait olan yerlere, evlere, arsalara, bahçelere zorla girmektedir. Eteğinde gül taşıyan kadınlara tecavüz etmeyi, eziyet etmeyi bir meziyet zannediyor. Öldürmekten, boğmaktan, işkence etmekten, zorbalıktan, kan ve vahşetten zevk alan vahşi bir halk, vahşi bir devlet olarak kadınlara, kızlara zorla sahip çıkmaya devam etmektedir. Çocukluğumuzdan beri İsrail hiçbir kural tanımadan kadın, çocuk, genç, yaşlı, hasta, engelli demeden öldürmeye devam etmektedir. Aynı şekilde biz de çocukluğumuzdan beri mitinglerle, protestolarla, gösterilerle İsrail’i kınamaya devam ediyoruz. Bu kınamalar kınamaktan öteye geçmemektedir.

İsrail sorununa karşı elinde taşla tanklara karşı gelinemeyeceğini yazan, kınamalarla, protestolarla bir sonuç alınamayacağını yazan,  bu insanlık sorunun dramatize edilemeyeceğini, romantize edilemeyeceğini ifade eden kimseler bulunmaktadır. Evet, doğrudur hamasetle, sözle bir yere varılamıyor ama böyle olacak diye biz mazlumdan yana olduğumuzu, safımızı belirlemeyelim mi? Bu gösteriler en azından mücahitlere moral olmaktadır. Zulme karşı elimizle olmasa da dilimizle ve yüreğimizle karşı çıkıp telin etmek bir eylem, bir tavır olmaktan öte bir ibadettir aynı zamanda. Bunu hiçbir Müslüman küçümsemeli, az görmemledir. Aksi tutumlar sadece İsrail’e yaramaktadır. 

Gazze büyük bir dram yaşanmaktadır. Onunla ilgili takınacağımız tavırlarla, yazacağımız yazılarla, yapacağımız konuşmalarla en azından Müslümanların yalnız olmadığını hissettirmeliyiz en azından. Bunu yapmak ve oradaki zulmü sona erdirmek bizim görevimizdir. İsrail’e fiili müdahale yapılacak günlerin hayaliyle böyle yapmaya devam edeceğiz.

Taşla ancak kuş vurulabilir diyen saflara karşılık Filistinli çocuklar o küçücük elleriyle attıkları taşlarla tanklara karşı gelmekte ve direnmektedirler. Bu şanlı ve onurlu duruşu küçümsemek sorumsuzluktan öte bir durum olamaz. Zulme uğrayan kimse neyi bulduysa onunla kendini savunur ki Filistinli çocuklar da böyle yapmaktadır. Attıkları taşlarla her tarafı silahla donatılmış askerlerin kalbine Allah korku yerleştirmektedir.

Müslümanların izzeti tanklara taş atarak ayaklar altına alınmaz, zulme karşı sessiz kalmakla, sözlü olarak bağırıp çağırarak zalime karşı geliyormuş gibi görünüp fiili olarak zalimlerle işbirliği yapmaya devam etmekle ayaklar altın alınmış olur.

Müslüman tanka karşı durmalıdır, bu taşla da olur başka bir şeyle de olur.  Mademki savaşlar aynı zamanda psikolojiktir o halde taşın yerine ondan daha etkili bir silahla, daha üstün bir güçle tankların karşısına çıkmadıkça onlara düşmanın psikolojisini bozan taşları bırakmasını söylemek doğru olmaz.  

Mazlumun ve mağdurun ülkesi, dini, dili ne olursa olsun mazlumdur ve ondan yana olmak gerekir. Aynı şekilde zalimin de ülkesi, devleti, dini, dili ne olursa olsun zalimdir ve ona karşı durmak gerekir.

Unutmamak gerekir ki ‘‘biz sloganlarla vakit kaybediyoruz,’’ demek için tanklara, tanklarla, bombalarla, uçaklarla karşı gelmeye karar verilmelidir, hamaseti bırakıp sahaya çıkılmalı ve operasyon başlatmalıdır. Söz gelimi Azerbaycan savaşında olduğu gibi Gazzeli Müslümanlara ihalar ve sihalar vermelidir,  el altından olsa da uçaklar ve mühimmat vermelidir.  Yoksa ilk kıblegâhımız olan Kudüs’ün işgal edilmesi Karabağ’ın işgal edilmesinden daha mı önemsiz bir meseledir?

Artık biz yüz yıllar boyunca sürüp gelen batı güdümlü terörün, siyasi oyunların, zulmün, çağdaş barbarlığın, modern vahşetin sadece seyircisi, sadece gözyaşı dökeni, sadece kınayanı, protesto edeni olmaktan çıkmalıyız. Artık hamaseti bırakıp yeni bir sayfa açmanın, yöntem değiştirmenin zamanı geldi gelmesine ancak bunun için önce kendi ayağımızın takıldığı engelleri kaldırmak gerekir. Herkesin kendini güvende, huzurda ve refahta hissettiği adaletle yönetilen bir ülkeye kavuşmadıkça bu zulümlere karşı gelemeyiz. Çünkü karşı olduğumuz zulümlerin aynısı içimizde de mevcutken başkasına nasıl engel olabiliriz. Kendine karşı dürüst olmayanların başkasını düzeltmesi mümkün değil.

Yorumlar