KAYIP GİDİYORLAR AVUÇLARIMIZDAN

KAYIP GİDİYORLAR AVUÇLARIMIZDAN

En güzide varlıklarımız çocuklarımız ve o güzide varlıklarımız avuçlarımız arasında kayıp gidiyorlar. Ve bu gidişleri gözlerimizin önünde olurken, ne devlet ve ne de ebeveyn olmanın sorumlulukları içerisinde değiliz.

Gerek devlet, gerek ebeveyn ve gerekse toplum olarak tek ve hatta en büyük sermayemiz olan çocuklarımız, internet ve sosyal (!) medya eliyle tırpanlanırken, devletin bir internet kanununun dahi olmaması, ebeveynlerin ise olayın boyutlarını ve doğuracağı vahametten habersiz olması tehlikenin sınırlarını da sınırsız kılmaktadır.

Dilleri başka, ifadeleri başka, hal, hareket ve iletişim mantıkları başkalaşan gençlik, bütün enerjisini internet üzerinde harcarken, devlet ve ebeveynler olarak öylece izlemekteyiz. Sınırsız, kuralsız ve hiçbir kriteri olmayan bu sanal Dünya, bütün hayâsız çekiciliğini kuşanmış ve gençlerimizi de kendi girdabı içerisinde günden güne eritmektedir.

Sağlık bakanlığının sosyal medya ve internet kullanımına dair bir takım açıklamaları oldu. Genel olarak başlıklara bir göz attığımız da haylice önemli ve anlamlı başlıkları barındırmakta. Ancak, yapılan açıklamada ki bütün başlıkların sonunun cak ve cek’ler ile bitiyor olması, zerre kadar ders alınmadığı gibi bakanlığın da bu vahametin ve aciliyetin farkında olmadığını/olamadığını anlıyoruz.

Soğuk bir dil, yabani, saygısız ve hiçbir ruh barındırmayan hal ve hareketler, gençlerin nerelere savrulacağına dair kuvvetli emareler içermektedir. Dilin kendisinin katledilmesi artık sıradan bir olay haline geldi. Kısaltılan ve ne anlama geldiğini dahi çözebilmenin imkânsız olduğu kimi ifadeler gençler arasında bir moda kabilinden ortalığı kasıp kavurmakta.

Büyük, küçük, yaşlı demeksizin herkese karşı kullanılan tüm iffetsiz ifade kalıpları güncel bir dil ve hitap şeklini almış durumda. Saygı, sevgi, hayâ, iffet gibi kavramlar, gençler için tamamen tedavülden kalkmış kıstaslar kabilinden. Bütün bu davranış kalıpları karakteristik yapıları haline dönüşmekte ve sanal dünyada ki kullanım ve yaklaşım formatları, gerçek Dünyalarının da birer parçası haline dönüşmektedir.

Kayıp gidiyor çocuklarımız

Eğitim seviyemiz ve politikalarımız da ki yetersizliğimiz zaten herkesin malumu. Basmakalıp bir iki kuram, basmakalıp birkaç ezber, düşünce ve analitik mantıktan mahrum yığınların eline verilmiş diplomalarla vahşi Dünyanın orta yerine terk edilmiş milyonlarca gencimizin üzerine çökmüş yılgınlık ve umutsuzluk, kayış ve kayboluşun hızına daha da bir ivme kazandırmaktadır.

Din ve ahlak gibi kriterleri gündemlerine dahi almayan gençliğin sanat ve edebiyata bakışı da, yine sanal Dünya da kullandığı soğuk ifade tarzının dışına çıkamamaktadır. Aldığı eğitimin yetersizliğinin farkında olan milyonlarca genç, kendi yetersizliğini de mevcut yetersizliğe ekleyince umut ve duygusal Dünyasına dair kocaman bir depreşim içerisine girmektedir.

Bütün bu yetersizlikler ve umut kaybı, bir sığınak mahiyetinde ki sanal Dünyaya kaçış ve orada ki kalışı da kolaylaştırmaktadır. Sağına bakıp umutsuzluk, soluna bakıp umutsuzluk ve nereye baksa aynı umutsuzluklar ile yüzyüze gelen gençlik, tek sığınak olarak sanal Dünyayı bulmakta ve orada ki kalış sürecini de her geçen gün daha da uzatmaktadır.

Gerek devlet ve gerekse toplum bazında yaşanılan, dayatılan ve anlatılan uydurulmuş Din, hiçbir teskin, umut ve heyecan vermemekle birlikte soğukluk ve uzaklaşmanın da ana aktörleri arasındadır. Biri diğerinden berbat, biri diğerinden iğrenç ve biri diğerinden ürkütücü Din öğretileri ve örnekleri (!) gençler üzerinde ki depresif duyguların kabarmasına zemin hazırlarken, yine tek sığınak olarak sanal Dünya ile başbaşa kalmasına da salık vermektedir.

Ellerimiz arasında kayıyor gençlerimiz ve çocuklarımız. Evvela devlet planın da yapılması gerekenlerin anlam ve önemi elbette üzerinde durduğum gerçek etmendir. Lakin ebeveynlerin de ketum, umarsız ve duyarsız yaklaşımları da, çocuklarını katleden, katledilişlerine seyirci kalanlar olmaktan yana sorumlu tutmaktadır bizleri.

Unutulmamalıdır ki devlet denen olgu, sosyal bir etki ile devreye girmekte ve toplumsal yaptırım gücünün karşısında acziyetini açıkça göstermektedir.

Hülasa çocuklarımızın kurtuluşu, hantal ve uyuyan devleti ayağa kaldırıp harekete geçirecek olanın yine Milletin bilincidir. Bu bilinci kuşanma vakti hala gelmedi mi!?

 

 

Yorumlar