900 Defa Okundu

HAYIR diyorsanız bu itiraz sevindirir beni.

İnanın.

Ayrıca sizi kutlamak benim görevim olur.

Ve işte bu vazifemi şevkle yerine getiriyorum.

Sizi canıgönülden tebrik ediyorum.

BİZE gayret düşer elbette.

İçinde bulunduğumuz bu “Karalama Basamağı”nı artık geride bırakmalıyız.

Zira şunca yaşa gelmiş âdemoğulları ve kızları olarak 3-4 yaş dönemi anlayışında sabitlenmiş olmamız hiç doğru değil.

Beden yaşımız ilerledi, her birimiz nerelere geldik ama neden zihnî yaşımız o evrede çakılıp kaldı?

Buna bir çözüm düşünmemiz gerekmez mi artık?

BASAMAKLAR var bilmemiz gereken…

Çocuğun sanat açısından eğitiminde bunlar önemli…

Özellikle çocuğun geleceğe yönlendirilmesi bakımından eğitmenler ve duyarlı ebeveynler için bunlar hassas gözlemler.

Özetleyecek olursak üç basamaktan bahsedilebilir.

Karalama Basamağı.

Benzetme ve İsteme Basamağı.

Artistik İfade Basamağı.

UZMANLAR bu konuyu yine dönemlere ayırarak şöyle ayrıntılandırıyorlar:

Karalama Dönemi: 3-4 yaş

Şema Öncesi Dönem: 4-7 yaş

Şematik Dönem: 7-9 yaş

Gerçeklik Dönemi: 9-12 yaş

Mantık Dönemi: 12-14 yaş

ÇOCUKLARIMIZ için bunları dikkate alarak değerlendirmeler yaparken acaba kendimiz bakımından da meseleye bakmamız gerekmez mi?

Yaşamak bir sanat.

Gerçek bir sanat.

Önemli bir hüner yaşamak…

Yerli yerinde ve olması gerektiği gibi bir hayat sürmek için kendimizi hangi eleklerde elememiz gerektiğini bilmemiz lazım.

Başaramadığımız vakit trafik fena halde karışıyor.

Her şey birbirine giriyor.

Kaotik bir durumun içine düşüp savruldukça savruluyoruz.

GELİŞİGÜZEL yaşayabilir miyiz?

Ömür bize bahşedilen ve hesabı da sorulacak olan önemli bir sermaye değil mi?

Kendisinden sorumlu olduğumuz yüce kitabımız Kur’an-ı Kerime göre tanzimle yükümlü değil miyiz?

Fahr-i Kâinat Efendimizin örnekliğinde şaşmaz bir kalemle yazılması gerekmiyor mu hayat sayfamız?

O halde “Karalama Basamağı” olan çocuk döneminde kalmamız doğru mu?

Mümeyyizlik vasfını çoktan kazanmış duyarlı inanmışlar olarak Kur’an-ı Kerimi, kâinatı, insanları ve olayları okuyup yorumlayarak anlamlar çıkarmamız icap etmiyor mu?

Bizler ne yapıyoruz peki?

KUR’ANÎ duyarlılık, Muhammedî neş’e ve zevk idrâki içinde verilen emanetin gereğini ifa etmeliyiz.

Dünyayı sadece oyun ve eğlenceden ibaret göremeyiz.

Bu çok kısır bir anlayış olur.

Karalamakla yetinemeyiz.

Mânâ yüklemeliyiz.

Anlam bulmalıyız.

Anlam katmalıyız.

Yorumlama ve sentezleme evrelerine geçiş yapmalıyız.

Yani, yeniden düşünmeliyiz.

KONTROLSÜZ bir hayat yaşamak “Karalama Basamağı”nda kalmışlığın göstergesi.

Buna razı olamayız.

Dağların almakta çekindiği emaneti yüklenmişler olarak farkındalık elde etmeliyiz.

Bu ise “Karalama Basamağı”nı artık geride bırakmakla mümkün olur.

ANLAMSIZLIK öldürüyor bizi.

Zehirliyor.

Başıboşluk duygusu veriyor.

Neticesinde ise başıbozukluk ortaya çıkıyor.

Oysa akıl en büyük nimet-i İlahi…

Kalp muhteşem bir hediye.

Duygularımız büyük bir lütuf.

Mantık ilmi boşuna medreselerde okutulmamış.

Sebep sonuç ilişkileri kurmadan yaşamak anlamsızlık çukuruna yuvarlıyor bizi.

RUHÎ ıstıraplarımızın altında yatan kök neden bu…

Arayışsızlık…

Gayesizlik…

Hedefsiz kalışımız…

Vahye biraz ciddi olarak muhatap olabilsek meseleyi çözümleyeceğiz.

Eyvah ki, biz bunu fark edip “Kur’an Efendimizle beraber ve onun şahsında bana da gönderildi” diyebildiğimiz zaman ömür sermayemiz bitmiş oluyor.

Kur’an ile sahih bir ilişki geliştiremeden yitip gidiyoruz.

Söylemesi belki bana düşmez ve çok ağır olacak ama ömrünü din görevlisi olarak geçirmiş tanıdığım nice arkadaşım daha Kur’an’la tanışamadan göçüp gittiler.

Yazık değil mi?

“Karalama Basamağı”nda kalmaya devam ettiğimiz sürece bizim için de sonuç değişmeyecek.

KAFADAN bacaklı figürler çizen çocuklar gibiyiz.

Fırsatı heba ediyoruz.

Fıtratımızın sesine kulak tıkadığımızdan iç uyarıları fark etmiyoruz bile…

“Nasılsın?” diye soranlara “Yuvarlanıp gidiyoruz” şeklinde cevaplar veriyoruz.

Oysa bu yuvarlanış hiç hayra alamet değil.

Yuvarlanarak nereye gidileceği belli…

KIYAM ehli olmalıyız.

İkame ehli olmalıyız.

Ayakta durabilenler ancak rükû ve secde edebilirler.

Şerre karşı kıyam etme duyarlılığı ve bilgeliğine ulaştığımız zaman egomuzu eğip rükûya, nefsimizin başına vurup secdeye varabilmenin hazzına ereceğiz.

Bu ise şuurla olur.

Hayatın kıymetini bilip yukarıda bahsi ecen evreleri hızlıca geçip geride bırakarak gerçekleşir.

KALEMİ parmaklarıyla değil avucunda tutup rastgele karalamalar yapan hissi çocukluk döneminden çıkmalıyız artık.

Hayatın gerçekliğini kavrama vakti gelip geçti bile.

Acele etmeliyiz.

Daha fazla oyalanmak, geç kalmak ziyandır.

Kayıptır.

Ve en önemlisi de ayıptır.

ZİHNÎ kaslarımızı geliştirmeli…

Düşünme pratikleri yapmalı…

Akletme erdemine kavuşmalı…

Kalbin tatmin olma dönemine geçmeli…

Bu nasıl olacak diye sormayın?

Vahiy bize bunu söylüyor.

Kalpler ancak O’nun vahyi olan Kur’an ile tatmin olup sükûn bulabiliyor.

Cümlemize nasip ola…

Ya Selam!

Yorumlar