5 °c

Kadınların camilere çağrılması

Bazı gündemler vardır, çok önemli olsa da birkaç gün sonra etkisiyle birlikte kaybolur. 

Bazı gündemler vardır, değil bir günü; bir yılı, bir nesli etkiler… 

Yine bazı konuşmalar bazı kesimleri ilgilendirir… Bazı konular ve konuşmalar ise tüm milleti ilgilendirir…

Sayın Cumhurbaşkanımızın geçtiğimiz hafta yaptığı kadınlarımızın da camilere gitmesi ile ilgili açıklaması bu türden bir açıklamadır…

Bu açıklama ne yerel seçimlerle ilgili ittifak açıklamalarına benzer. Ne Mc Kinsey ile ilgili yaptığı yüreklere su serpen açıklamaya. 

Bu açıklama bin yıldan beridir bu topraklarda kök salmış yüce dinimizin doğrudan ilgi alanına girer. Kadınların camiye gitmesi konusu dini bir meseleyle birlikte ele alınacağı için bütün bir milleti ilgilendirir.

Bunun böyle olduğunu da en iyi bilen kimse Sayın Cumhurbaşkanımızın bizatihi kendileridir.

Kendileri İmam Hatip Lisesi mezunu mütedeyyin bir ailenin çocuğu ve beş vakit ehli birisi olarak bu konuda milletin ne kadar hassas olacağını siyasi konjonktürdeki herkesten çok daha iyi bilmektedir.

Öyleyse Sayın Cumhurbaşkanımızın kadınları camiye çağırmasındaki amaç nedir?

Öyle bazı kimselerin söylediği gibi dini tahrif etme meselesi midir? Dinde reform meselesi midir? Ekonomik meselelerden uzaklaşılması için gündem oluşturmak adına ortaya atılmış bir mevzuu mudur?

Önce konunun özüne bir bakmak gerekmektedir.

Bu çağrıda sadece kadınlar değil çocuklar da ibadet merkezleri olan camilere çağrılmaktadır.

Ve bakınız çok önemli bir gerçeğe işaret edilmektedir:

“Şayet geleceği inşa edeceksek, dün olduğu gibi bugün de cami merkezli bir hayatı özendirmemiz, teşvik etmemiz gerekiyor”

Bu sözü ilk başta sıcağı sıcağına anlayamamış olabiliriz… Veya “kadınların camide ne işi var arkadaş? Bu da nereden çıktı?” gibi bir tepki gösterebiliriz. 

Ehlisünnet itikadı nezdinde bu çağrı bir reform gibi de algılanabilir. 

Ama tarihin her devrinde toplumların önünü açanlar ilk başta aykırı gelen söylemleriyle hep liderler olmuştur.

Ve Erdoğan’ın bu konuşmasına Türk toplumunda ve çağdaş toplumda Müslüman kadının yeri ve önemi açısından baktığınızda şöyle bir gerçek ortaya çıkmaktadır.

Medeni toplumda Müslüman kadının da ekonomide, siyasette, yönetimde, eğitimde, sporda vb. her alanda var olduğu gibi “din” alanında da “var” olabilmesi, hatta söz sahibi söz sahibi olabilmesi, etkinliklerde bulunabilmesi sağlanmış mıdır?

Büyük uğraş vererek sağlanmıştır. Müslüman kadın önce kendi aile çevresini ikna etmek için çaba göstermiş, sonra kılık kıyafet gibi bahanelerle önüne çıkartılan ideolojik engelleri aşmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk kendi zamanında mütedeyyin vatandaşın isyan edercesine karşı çıktığı bir radikal kararla kadına seçme ve seçilme hakkı verip kadını hayatın içine çağırmışsa, bugün de hayatın her sahasında olan Müslüman kadını Başkan Erdoğan Müslümanlığın yaşandığı merkezler olan camilerde olmasının olmazsa olmazına dikkat çekmiştir.

Eğer İslamiyet’in çağdaş hayatla birlikte devam etmesini istiyorsak camilerin de bu hayatın içinde olması gerektiğini bilmeliyiz. Eğer kadını hayatın her alanında görüyorsak bu alanda da görmeliyiz ki Cami unsuru bu anlamda eksik kalmasın.

Bu konunun dini boyutu, mezhepsel boyutu, helal haram boyutu konunun tamamen dışında bir mevzudur.  Ve konunun nasıl olması gerektiği, dini kurullara, kaidelere, mezheplere ve inançlara ters düşmeden uygulanabilirliği konusu liderin değil âlimlerin din adamlarının ulemanın konusudur.

Bu durumda da Diyanet İşleri Başkanlığının acilen bir şûra toplaması lazımdır. Cami Merkezli dirilişte geleneksel inancın rencide edilmeden uygulanabilirliğine kafa yorulması lazımdır. 

Ama Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği gibi geleceği inşa edeceksek çocukları ve kadınları bu gelecekte cami dışında tutamayız gerçeğine göre bir diriliş şûrası lazımdır…

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.