22 °c

Kader

Kaderin gelecekte insana neler hazırladığını ancak Allah bilir.

Başörtüsü meselesinin en sık tartışıldığı günlerdi.

18 Nisan 1999 genel seçimleri öncesinde Fazilet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi birer sürpriz yapmış, milletvekili listelerine başörtülü hanımları da aday göstermişlerdi.

Amaç, başörtülülerin milletvekili seçilmesini sağlayarak kangren haline gelen başörtüsü meselesini çözmekti.

Seçimler yapıldı. Başörtülü adaylardan ikisi milletvekili seçildi.

MHP’nin 129 milletvekilinden biri Antalya’dan seçilen başörtülü Nesrin Ünal, FP’nin 111 milletvekilinden biri de İstanbul’dan Milletvekili olan Merve Kavakçı’ydı.

Başörtülü iki milletvekili olmuştu ama Meclis İç Tüzüğü’nün kadınlar için öngördüğü kıyafet tarzında başörtüsü ile ilgili bir düzenleme yoktu.

Bir yasaklama da yoktu aslında ama iç tüzük yasaklama varmış gibi yorumlandı ve milletvekili seçilen iki kadının başörtüsü ile Meclis’e giremeyecekleri kararı verildi.

MHP Nesrin Ünal’ı Meclis Genel Kurulu’na girdiği sırada başörtüsünü çıkarması konusunda ikna etti.

2 Mayıs’ta yapılan yemin töreni sırasında Ünal, kendisine dayatılan kurala uyarak yemin esnasında başörtüsünü çıkardı ve yemin ederek milletvekilliği hakkını elde etti.

Elde etti etmesine ama bu davranışı bir kor gibi yüreğini dağladı.

Yıllar sonra yaptığı açıklamada, “Bugün olsa başörtümü çıkarmazdım” özeleştirisi yapmıştı.

Gözler, diğer başörtülü vekil Merve Kavakçı’daydı.

Başörtüsünü çıkarmayı veya başörtüsünün üzerine peruk takmayı reddeden Kavakçı’nın nasıl bir tavır sergileyeceği merak ediliyordu.

Beklenti, bir uzlaşma sağlanana kadar yemin törenine gelmemesi yönündeydi.

Bir ara Meclis kulisinde bir dalgalanma oldu.

Merve Kavakçı, başörtülü olarak, kendisi gibi Fazilet Partisinden İstanbul Milletvekili seçilen gazeteci Nazlı Ilıcak’la birlikte Genel Kurul kapısından içeriye girdi.

Bir anda flaşlar patladı.

Başbakan Bülent Ecevit ilerlemiş yaşından beklenmeyen bir kıvraklık ve enerji ile Meclis kürsüsüne fırladı ve elindeki pusuladaki metni okumaya başladı:

“Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir.”

Bir an kafasını kaldırdı ve öfke ile bağırmaya başladı:

“Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.”

DSP Milletvekilleri birer militan gibi ayağı fırladılar ve protesto alkışlarıyla “dışarı, dışarı” diye tempo tutmaya başladılar.

Sonunda halkın oyları ile Milletvekili seçtiği Merve Kavakçı, yemin ettirilmeden Genel Kurul’dan dışarı çıkarıldı.

***

O sıradaki gelişmeleri basın locasından izliyorduk.

Bu gelişme üzerine kulise koştuk.

Genel Kurul’dan çıkan gazeteci kökenli Turizm Bakanı Ahmet Tan’a sorduk “neler oluyor” diye.

Olan bitene anlam veremiyor, “Biz bu meseleyi çözmek üzereydik. Bütün partilerin uzlaşması ile içtüzükte düzenleme yapılacaktı. Merve Hanım’ın gerekli düzenleme yapılana kadar Meclis’e gelmemesi gerekiyordu. Şimdi her şey mahvoldu” diyordu.

***

Bu olaydan sonra Kavakçı’nın başına gelmeyen kalmadı.

ABD vatandaşlığını haber vermedi diye Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Vatandaş sayılmadığı halde milletvekili dokunulmazlığı kaldırıldı.

Arama bahanesiyle evi basıldı.

Sonunda Kavakçı ABD’ye yerleşti.

Akademik kariyerini tamamladı ve George Washington Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Fakültesinde öğretim üyesi oldu.

***

Yıllar geçti.

Türkiye bir 15 Temmuz darbe girişimi yaşadı.

12 Eylül’de darbeye karşı çıktığı için hapis yatan, kendisi başörtülü olmadığı halde başörtü mücadelesinin önde gelen isimlerinden olan, Merve Kavakçı’yı başörtüsü ile Meclis’e sokan Nazlı Ilıcak, bu kez demokrasi savunuculuğundan dolayı değil, tersine 15 Temmuz darbe girişimine destek verdiği gerekçesiyle hapiste.

Merve Kavakçı’nın itibarının iade edilmesinin, 3 Temmuz’da ona Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı hakkının yeniden verilmesinin, Ilıcak’ın hapiste olduğu bir döneme rastlaması trajik bir durum.

18 yıl önce “Devlete Meydana okudu” diye Meclis genel kurulundan kovulan Merve Kavakçı’ya yıllar sonra devlet, bir başka devlette Türkiye Cumhuriyetini temsil etme göreviyle onurlandırdı.

O şimdi Kuala Lumpur büyükelçisi…

Kader işte…

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA YAPILAN YORUMLAR1 YORUM
  • C.Yakup Şimşek 28 Temmuz 2017 10:55 Üstad'ın dediği gibi: "Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı..."

    CEVAP YAZ 0 0 (0) Öne çıkart

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.