4460 Defa Okundu

“İtilmek” çok acı.

İtene bakmak lazım.

Asıl bakılması gereken “ittirendir”.

Şöyle izah etmeye çalışalım:

“İtilenin” anne olması, acıyı katmerleştiriyor.

“İtenin” kendi kızı olması tarifi zor bir acı.

Fakat meselenin diğer bir boyutu var ve sevindirici.

“İtilen” bir anne videosunun sosyal medyada yer alması ve “tepkiyle” karşılanması memnuniyet verici.

Demek ki maşeri vicdan henüz “kirlenmemiş”.

Meseleyi anlamaya çalışalım:

Öğrendiğimize göre; ayakkabı mağazasında, kızı annesinden pahalı bir ayakkabı almasını istiyor.

Annesi “pahalı” ayakkabıyı alamıyor.

Belli ki, “pahalı” olduğundan alamamış.

18 yaşından küçük olduğu anlaşılan “kızı”, annesini darp ediyor.

Daha sonra merdivenden iterek annesini yere düşürüyor.

Kızı, annesini önce “darp ediyor” daha sonra “itiyor”.

“İtilen” bir anne.

Annesine hem “darbeden” hem de “iten” bir kızı.

“Kız” değil “kızı”.

Bu mesele sosyal bir vakadır.

Bu “itilme” meselesi, memleketimizin bir vilayetinde vuku bulmuş olabilir fakat kapitalizmin anasını “bellediği” ahlakımızın gelmiş olduğu derekeyi gösterir.

“Dereke”, biliyorsunuz “çukur” demektir.

Zedelenmiş ve dumura uğramış sosyolojik bünyemizin İstanbul sözleşmesi ile delik-deşik olmaya âmade olduğunun bir göstergesidir bu vaka.

Bu vaka, üniversitelerimizde hem sosyolojinin hem de psikolojinin mevzuu olmalı ve tahlil edilmelidir.

Mesela şu sorunun cevabını aramalıyız: Kızının annesini “alenen”  darp etmesi ve itmesine medar olabilecek bir hissiyatı memleketimizin “eğitim” kuruluşları nasıl “kazandırabildi?”

Öyle “merdiven altı” olarak aşağılanan kuruluşlarda falan “terbiye” almışa benzemiyor.

Anlaşıldığı kadarıyla annesine “iten”  “kızımız” lise çağında.

Orta tahsil seviyesindeki çocuklarımıza ebeveyn hassasiyeti hususunda ne verebiliyoruz?

Batı’yı örnek alarak mı çocuklarımıza ebeveyn terbiye vereceğiz/veriyoruz?

Batı’da aile çökmüş/çökmekte.

Lise 1. Kitabında Lezbiyen Simone De Beauvoir’in reklamı yapılıyor ve deniliyor ki, “kadın doğulmaz, kadın olunur”.

Reşit çağında olan ve geçiş döneminin buhranlarını yaşayan lise öğrencilerine “kadın nasıl olunur” imalı yönlendirmeler yapılıyor.

Ve “güçlü kadın” imajıyla dolduruşa getirilen genç nesiller… 

Hala “bizimkiler” mayısın bilmem kaçıncı günü, Avrupa birliğini “kutlamakla” meşguller.

“Kadını güçlendireceğiz” diyerek 2011’de imzalanan İstanbul Sözleşmesi ile mi “geleceğimizin” mimarları olacak gençlerimize terbiye vereceğiz/vermekteyiz?

Şu son vaka ile görülmüştür ki, kadın “güçlenmeye” başlamış (!).

Baksanıza; kızı, annesini “iterek” gücünü ortaya koşmuş (!)

Canım ne alaka, demeyin.

Annesini “iterek” düşürdükten sonra halâ “bağırmaya” devam eden “annesinin kızı”, “güçlü olduğunu” ortaya koymuş olmuyor mu?

Belki annesini “iten” kız, “taammüden” güçlü olduğunu göstermek için annesine bu hareketi yapmış olmayabilir.  Fakat kapitalizmin bir “sopası” olan reklamların şişirdiği talebin etkisiyle gayri ihtiyari olarak annesini “iterek” deviren “güçlendirilmiş” bir “kadın” imajı var karşımızda.

Evet, burada reklamlarla şişirilmiş bir talep var.

O reklamlar ki, ihtiyacımız olmadığı halde “talep oluşturan”  başka bir ifadeyle hırsları köpürten kapitalizmin manivelası.

Annesini “iten” liseli bir kız olsa da karşımızda İstanbul Sözleşmesine göre “kadın” vardır. O sözleşede;18 yaşından küçük olanlar için “kadın” ifadesi kullanılır. 

Şu halde, annesini “iten” kızın bu davranışını, İstanbul Sözleşmesini savunanlar “tasvip ediyorlar” diyebilir miyiz?

“Tasvip ediyor” gibi görünmüyor mu?

Öyle ya, “güçlü kadın” imajı olacak ya!

Olayla ilgili ifadeyi çocuk polisinin almasına bakmayın, siz.

Siz, İstanbul sözleşmesi mer’iyette olduğuna göre, annesine iten kız, “kadın” statüsündedir.

İstanbul sözleşmesini imzalayanlar bu gidişattan memnun mudurlar acaba?

Vakanın görüntülü ve  yazılı medyaya yansıyış şeklinin memnuniyet verici olduğunu tekrar söylemeliyim.

“Herkesi çıldırttı” şeklinde yansımış haber olarak.

Toplumda “herkesi” değilse de çoğunluğun “rahatsızlık” duyması, İstanbul Sözleşmesinin marjinal bir zümre hudutları içinde kaldığının göstergesidir.

İstanbul Sözleşmesi “Marjinal” bir zümre hudutları içinde ama hukuki müeyyideler sosyolojik yapıyı perişan etmekte.

Sonuç olarak “itilen anne olmak” ne kadar acı.

Hele “iten” kendi kızı ise, acı katmerleşir.

 

 

 

Yorumlar