5524 Defa Okundu

“Hz. Muaviye meselesi” başlıklı yazımızın sonunda “Hîn-i hacette, bu meseleye devam edebiliriz” demiştim. Edecektim de. Araya İstanbul'un fethi  yıldönümü girdiği için, o meseleyi daha sonraya  bırakıyoruz. 

Akşemsettin Hazretleri, Hazreti Fatih’i İstanbul'un fethine teşvik edince, bazı âlimler, “Kostantiniyye dua ile fethedilecek, dolayısıyla  bu fetih hareketi yanlış” demişlerdi. Akşemsettin Hazretleri de onlara, “Kostantiniyye iki defa fethedilecek. Sizin dua ile olacak dediğiniz fetih ikinci fetihtir. Bu fetih maddi cihatla olacak” demişti.  

İstanbul’un fethinin sembolü Ayasofya’dır ve bu mabedin camiye çevrilmesidir. Ayasofya’nın ibâdete kapatılması ise İstanbul’un tekrar elimizden çıkması demektir. İşte Fatih devrindeki bazı âlimlerin bahsettikleri ikinci fetih, İstanbul'un sembolü oldan Ayasofya’nın tekrar ibâdete açılmasıdır ki, o fetih duâ ile olacaktır ve henüz gerçekleşmemiştir. Gerçekleştirecek olanlara ne mutlu!

İstanbul'un  ikinci fethi ile alâkalı âcizane kalem aldığımız şiiri arz ediyorum:

Peygamber lisanından sudûr etti(1)  bir medih:(2)

O ne güzel bir sefer, o ne güzel bir fetih…

Gülbang(3) ile başladı Edirne’den bir sefer,

Salevât okuyordu ordudaki her nefer.

Peygamber müjdesiyle coşuyordu her nefer.

 

Yol boyunca kalpleri zikrullah ile yandı,

Ve ordu ilerleyip İstanbul’a dayandı.

Lâkin surlar çok kavi, Bizans inatçı idi,

Velî Akşemseddin ise “Zafer yakındır” dedi.

Ve ardından genç Fâtih “Yâ Allah! Hücum!” dedi.

 

Bu öyle bir fetih ki, ibret olsun bizlere:

Fetih için doluştu neferler dehlizlere.(4)

Gemiler yol bulmuştu karadan denizlere.

Bütün fetih askeri gark oldu feyizlere,(5)

Gökten yağan feyizle, nur doldu benizlere.

 

Surlar geçit verdi de râm(6) oldu Atamız’a.(7)

Biz “Elestü” bezminde(8) söz verdik Mevlâmıza.

Tekrar fetih verecek Rabbim elbette bize. 

Yalvar, yakar duâ et, tekrar güç versin dize.

Feth-i sânî(9) armağan, gelecek neslimize.

 

Bil! Bizans’ta dolmuştu entrika, yalan-dolan,

Zulüm âbâd(10) olamaz, sonunda olur vîran.

Fetih ordusundaysa yoktu hile ve talan.

Erenler himmetiyle fethetti yüce Hâkân,

Aslında o bir derviş, görünüşte bir sultan,

 

Rûhânîler(11) olmasa maddî güç neye yarar? 

Rabbimiz sûret değil, kalpteki zikre bakar.

Ordusuyla gelmişti Ubeydullâh-ı Ahrâr,(12)

O gelince orduyu yoğun sekine(13) sarar.

Vuruldu mühürler hep, tasdik olundu karar.

 

Melekler, rûhânîler olmuşlardı hem-zemîn.(14)

Toprağı gözyaşıyla ıslattı Akşemseddin.

Tahakkuku(15) ânıydı o mukaddes kaderin,

Hükmü baştan veren var, o ki Fahru’l-Mürselîn…

Çün görmüştü yazısın Resül, Levh u kalemin.(16)

 

Ona lâyık insanlar hani Bizans’da yok ya,

İslama sînesini açmıştı Ayasofya.

Vurulmuştu üstüne  “sıbğatüllah”.(17) O boya,

Asırlarca yaşadı Kur’an’la doya-doya.

Gönül isterdi ki, âh! Bu boya hiç solmaya.

 

Fakat bir zaman geldi esiverdi sam yeli.

Ezan, Kur’an sustu da ruhsuz kaldı heykeli.

Hâliyle şimdi sessiz, ibâdetler biteli.

Ve soruyor bizlere: Nerde fetih askeri?  

Hicranla (21) çağırıyor: Tekrar çabuk gel geri.

 

Ezanlar okunur da ibâdet olmaz onda,

Seneler geçiyor ki, hutbe okunmaz onda,

Hüznünü görmek için göğsüne bir dokun da

Duy ne kadar sabretmiş yüce İslam yolunda

Gör ne yaşlar akacak, mahzun Ayasofya’da

 

Bil ki Ayasofya’da ikinci fetih gerek,

Mürşitler Akşemseddin ve mürid Fâtih gerek.

Diz çöküp göz yumarak Arş’ı titretmen gerek.

Karanlıktan arınmış nurlu âsuman(18) gerek,

Asrında iz bırakan mühr-i Süleyman gerek.

 

İstermiş Ayasofya yeni bir fetih meğer.

Fetihte pay sahibi olmak istersen eğer,

Duâ ve niyazınla eyle semaya sefer,

Bu seferin zamanı, bilesin vakt-i seher.

Mâneviyat eri ol, başın tâ Arş’a değer.

 

Hedef Arş’tan da öte… Geç ay, güneş, yıldızı.

Yeter artık durmak yok! Yum gözünü, kır dizi.

Aç elini artık sen, kalpte tatlı bir sızı…

İste ikinci fethi, Rabbim reddetmez bizi.

Bak! Önünde duruyor, Fâtih’in kudsî izi. 

 

Ey sen duâ leşkeri(19), kudsî fetih askeri!

Küfür yol almaz olmuş, patlamıştır tekeri.

Sen durma ha, ilerle! Duran kalmıştır geri.

Hedef: İkinci fetih… Durmayalım, ileri!..

Resûlümüz buyurur: Ey ümmetim gel beri!...

 

Evet!.. Mukaddes mâbed yeni bir fetih ister.

Sanma sessiz kalacak duâdaki akisler.

Bize destek verecek, üçler, yediler, kırklar.(20)

Sen azmeyle yeter ki, onlar bizi destekler.

Fethe engel olamaz, bütün maddî köstekler.

 

Yeter ki sönmesin hiç, fethe bağlı istekler.

Asla baş kaldırmaya nefisteki hevesler!

Şu soru “Biziz!..” diye açık bir cevap ister:

Kim bu yola baş koyar? Kimi yazar tarihler?

Nerde o güzel ordu? Nerdesiniz fâtihler?..

Sudûr etmek: Gerçekleşmek. 2- Medih: Övgü. 3- Gülbang: Hep bir ağızdan makamla yapılan duâ ve getirilen tekbir. 4- Dehliz: Toprak altında açılan koridor, geçit. 5- Feyiz: Mânevî güç. Haz ilham. 6-  Râm olmak: Teslim olmak. 7- Atamız: Fâtih Sultan Mehmet Han Hazretleri. 8- “Elestü” bezmi: Rabbimizin ruhlarımıza “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda, ruhlarımızın “Evet rabbimizsin” dediği zaman. 9-  Feth-i sânî: İkinci fetih. 10-  Âbâd: Şen, bahtiyar. 11- Rûhânîler: İslam büyüklerinin ruhları, melekler ve onlardan gelen mânevî yardım. 12- Ubeydullâh-ı Ahrâr: Altun Silsile (Nakşibendî şeyhleri)nin, Fâtih zamanında yaşayan 18.si olan zat. 13- Sekine: Kalp huzuru, gönül rahatlığı. 14- Hem-zemîn olmak: Yeryüzüne inmek. 15- Tahakkuk: Meydana gelmek. 16- Levh u kalem: Kaderin yazıldığı yer ve kaderi yazan kalem. 17- Sıbğatüllah: Allah’ın vurduğu mânevî boya, nûrâni[i] ve rûhânî görüntü. 18- Âsuman: Gökyüzü. 19- Duâ leşkeri: Duâ askeri. 20- Üçler, yediler, kırklar: Evliyâ topluluğu. 21- Hicran: Ayrılık üzüntüsü…

Özel not: Züleyha hanım! Tenkidinizde haklısınız. Ömer Döngeloğlu’nun, Hz. Muaviye’nin aleyhinde konuştuğunu bilmiyordum. Bilseydim asla ondan sitayişle bahsetmezdim. İkazınız için teşekkürlerimi arz ederim.

 

 

Yorumlar