496 Defa Okundu

Günümüzde İslam Medineyeti dediğimizde birçok çevre tarafından bunun Arap medeniyeti olduğu, Arap aklı sonucu oluştuğu eleştirisi ile karşılaşırız.

Benim gibi İslam Medeniyeti Üzerinde araştırma yapmış birisi için bu söz gerçekten büyük bir yanılgı barındırmaktadır.

İslam Medeniyeti adını verdiğimiz medeniyet, tüm müslümanların ortak aklının ve birikiminin sonucudur.

Bu medeniyet içerisinde Arap, Türk, Kürt, Fars ve Orta Asya (Hind) kavimlerin büyük katkıları olmuş, bu milletlerin bilgi, birikim ve ortak aklının ortak sonucudur.

Her millet kendi zenginliğini İslam Medeniyetine katmıştır.

Tarih boyunca Türkler, Kürtler, İranlılar ve Araplar kendi zenginliklerini İslam medeniyetine kattılar. Hatta bu medeniyet bu farklı kültürlerin sentezi sonucu oluştu.

Hiç bir Müslüman kavim Arap gibi düşünmedi, bilakis ortak bir düşünce geliştirdi.

Hatta bu medeniyet sentezi daha sahabe döneminde başladı. Sahabelerin ilmini taşıyan günümüze intikal ettiren kişileri tek tek incelediğimizde bunu daha iyi görmekteyiz. Bu alimlere Mevali alimler adı verilmekte olup, Tabiin ve Tebaitabiin alimlerin çoğu da böyledir.

Tabiiler içinde tefsir ve fıkıhta öne çıkan Nafi’, İkrime, Ata, Said b. Cübeyr ve Hasan Basri gibi şahıslar, tefsirde meşhur sahabilerin mevâlisi olarak anılmaktadır. İbni Abbasın mevlası tabiin müfessirler İslam tarihinde büyük şöhrete sahip olmuştur. Said b. Cübeyr (v. 95/714), Mücahid b. Cebr (v. 103/721), İkrime (v. 105/723), Ata b. Ebi Rabah (v. 114/732), Tavus b. Keysan (v. 106/724) ve yine başka bir sahabi olan Ubey b. Kaab okulundan yetişen Mavalilerde şunlardır: Ebu’l- Aliye (v. 90/708), Muhammed b. Ka’b el-Kurazi (v. 118/736), Zeyd b. Eşlem (v. 136/753),

Mesruk b. el-Ecda’ (v. 63/683), Esved b. Yezid (v. 75/694), Mürre b. el-Hemedani (v. 90/708), Amir eş-Şa’bi (v. 103/721), Hasan Basri (v. 110/728), Katade b. Diame (v. 117/735), İbrahim en-Nehai, İbn Mesud’dan ilim alarak yetişmişler ve tefsir alanında ün kazanmışlardır. 

Bugün Arap dilini oluşturanların başında İranlı Sibeveyhi gelir.

Mesruk b. el-Ecda’ (v. 63/683), Esved b. Yezid (v. 75/694), Mürre b. el-Hemedani (v. 90/708), Amir eş-Şa’bi (v. 103/721), Hasan Basri (v. 110/728), Katade b. Diame (v. 117/735), İbrahim en-Nehai, İbn Mesud’dan ilim alarak yetişmişler ve tefsir alanında ün kazanmışlardır.

Fıkhın başında İran'lı Ebu Hanife gelir. Tasavvufun başında İranlı Gazali gelir. 

Akide'yi oluşturanın başında Orta Asyalı Türk İmam-ı Maturudi gelir. Tasavvufta Hindistanlı ve Orta Asyalı Türk/Hint ve İranlılar gelir.

Hadisin başında Türk İmam-ı Buhari, Tirmizi, Nesai gelir. Yine Hadis ve Fıkhın başında Orta Asya kökenli (ama oraya göç etmiş Arap) Ahmed ibn Hanbel gelir.

Felsefede Türk Farabi, Astronomide Türk Uluğ Bey, Biruni, Ali Kuşçu,  gibi kişiler gelir. 

Tarihte Kürt İbn Esir, Bilimde Kürt Cezeri, Ebu Hanife Dinaveri, İbn Kuteybe, Maverdi, İbn-i Hallikân, İbnü'l Ezrak, İbn Teymiye 

Yani bugün Arap aklı veya Arapların düşüncesi dediğimiz ilimlerin çoğu Müslümanların ortak düşüncesinin sonucudur. Bu tek başına Arab'ın veya Türk'ün ya da Farisilerin değil, bilakis hepsinin ortak eseridir.

O dönemin ilim dili Arapça olduğundan tüm eserler Arapça yazılmıştır. Bu da doğaldır.

Bu nedenle İslam Medeniyeti ve ürünlerine Arap kültürü ve medeniyeti diyemeyiz. Eğer dersek o zaman tarihte biz nerdeyiz?

Bu yaklaşım, oryantalistlerin bizi İslam medeniyetinden koparmak için oluşturduğu bir progpagandadan başka bir şey değildir.

Yorumlar